Gövdemin Manasızlığı
1)
Çoğu kez tereddüt ettim. Sanki çok eskiden, kuyudan her su çekişinde sarışın olduğunu düşleyen kavruk siyah bir yüz gibiydim. Bu şekilde başlamak istiyordum, çünkü hemen söz etseydim ters ilişkiden ve beyaz Türklerden, içimden mecburi çelik bir bıçak çekecektim. Işıltısı, hayatımın çelimsiz bızırını yalayacaktı. Bünyeye girmiş bütün kimyasalların fazlası, idrar yoluyla boşluğa karışacaktı. Bayram günleri kudurmuşçasına dondurma yiyenlerin ayaklarına bakamayacaktım. Tutamayacağım tek sözü kendime verip, sonra unutamayacaktım. Üstüne üstlük bir zamanlar mandacı bir kıza âşıktım. Ah! keşke, zamanın coğrafyasının kölesi olacağıma -şu afili ajan gibi- kraliçenin hizmetinde olsaydım. Adım gibi eminim, kusturucu topuklarına ve koltuk altından sarkan İngiliz anahtarına bir türlü bakamazdım. Bu esaret, belli ki bir takım aykırı vahiylerin müsebbibi olacaktı. Düşünsene! Zayıf ruhum napoliten şarkılarla coşacaktı. Yazıp anlatarak manâlarını zaptetmek istediğim bütün eski ukdeler, kenar süsü eksik edilmemiş sayfaları dolduracaktı. Nihayetinde gizli hedefime eriştim. İmgeden ayrıldım ben; yalnızca yüklüce bir miktar nafaka ödemeye mahkûm edildim.
2)
Meselâ şöyle söyleyeyim: “Mevzu kaybolmuş anam!” diye söze gireyim. Sakın benim yerime utanmaya kalkmayınız. Benden nefret etmeyiniz ama iliklerinize kadar acıyınız! Ne de olsa, hayatta ne üzerine konuşulması gerektiği konusunda epeyce yanılgı besleyen bir ecdadın çocuklarıyız. Şimdi ben kalın kafamın içinden bir cümle seçip dilime doğru yollayacağım, şimdi siz eğer işinize gelirse bu cümleyi yüksek sesle tekrarlayacaksınız. Acele etmeyin ve tane tane konuşun. Kirlenmelerine çaresizce seyirci kaldığımız bütün diğer saflıklar gibi –maalesef- dil de, sevecenlikten kaçarak en uzak mahalleye taşınmış bir yerinizdir. Bu firarın yarattığı uzaklık, anlaşılmak kaygısının üzerine ince bir kar bile yağdırabilir. Eğer uyursanız diğer aleme karışırsınız. Uyumazsanız, bilinen ve en yaygın anlamıyla: Uçacaksınız! İstediğinizin tam olarak bu olmadığını ümit ediyorum. Tek gerçek ve biricik bilgi hayatta, üremek ya da ölmek olduğuna göre -belki- bunu düşünmenizi engelleyecek bir akış bulabilirsiniz. Meme uçlarınızın hassas ayarlarıyla boşu boşuna oynamayınız! Doymak bilmez domuzlar gibi beslediğiniz görsel algınızın keyfini kaçıran bu bozukluk, şiddete maruz kalan hep benmişim gibi yazdığım içindir. Bu kemirgen bencillik, beni de elbet bir gün bitirir.
3)
Aslında söyledikleri –kelimesi kelimesine olmasa da- doğruydu. Tıpkı durup dururken betimlediği gibiydi: “Yüzeyinde derin çizikler olan bir kır beşlik plaktı annen. İçlenip tutturduğu bütün karmaşık nakaratlar, kestane saçlarına takılıp atlardı…” X’in bu sözleri karşısında bir an için ruhumun gerilediğini düşündüm, ardından bu his unutarak yaşadığım organlarımın en ücra köşelerine bile yayıldı. Gövdemin manasızlığını göz ardı edebilmek için arkama yaslandım. Sırtımda, sol kürek kemiğim üzerinde yeni olgunlaşmaya başlamış bir sivilcenin belli belirsiz sızısını hissettim. Gece, belki bütün bu olan bitenler sona ererse, uyuyacak ılık banyolu bir yer bulabilirsem, o sivilceyi nasıl keyifle sıkıp patlatacağımı uzun uzun planladım. Birkaç saniyelik hayal alemini bile karşısındakine yaşatmamaya niyetli olduğunu belli eden bir tavırla “Kıble ne tarafta?” diye sordu. Bizim evde kıble yönündeki duvarda kendimi bildim bileli bir guguklu saat dururdu. Cadıların çocukları yediği masalları okurken zihne gelen görsel hisleri anımsatan karanlık bir resme benzediği için, evin o duvarını ciddiye almazdım. “Bilmiyorum…”u diyebildiğimden eminim. “Hay Allah!” diye karşılık verdi; “İşte, bütün bu başımıza gelen uğursuz şeyler, sen kitapları okurken beğendiğin satırların altlarını kızıl renkli bir kalemle çizdiğin için oluyor!”. Sustum.






