Rock kendi gençliğini yiyip bitiriyor. Rock müzisyenleri ise Amerika’nın en çok harcanan doğal kaynağı durumunda.
Pop müzik ve sinema, yirminci yüzyılın en büyük iki sanat formudur. Son 25 yılda sinema akademik ilgi de görmeye başladı. Film dersleri artık üniversite müfredatlarının standart bir parçası sayılıyor ve bu konuda burslar ticari olmayan yönetmenlere verilmeye başlandı.
Ancak Rock müzik günümüzün otantik sesi olarak hakettiği saygıyı henüz göremiyor. Rock nereye giderse, demokrasi onu takip eder. Rock’ın kara şairaneliği ve dionizyak ritmleri, İkinci Dünya Savaşından sonra doğmuş iki kuşak Amerikalının bilinçlerini ve algılama şekillerini kökten değişime uğratmıştır.
Rock müzik çarşı-pazar’ın Darwin kuramlarının ellerine bırakılmamalıdır. Amerika’ya ait bu sanat biçimi ulusal desteğe layıktır. Sanat kulvarında sağa sola burs veren dernekler, şirketler, federal ve eyalet hükümet örgütleri Rock müzisyenlerini de heykeltraşlar yahut bestecilerle aynı kefeye koymalıdırlar. Üniversiteler yetenekli Rock müzisyenlerine özel burslar açmalıdırlar. Rock’tan servet yapmış sanatçılar da, bu bursları maddi açıdan desteklemeyi bir görev saymalı ya da desteğe ihtiyacı olan müzisyenlerin masraflarını ödemek için ajans açmalıdırlar.
Romantizm, Rock’ta hâlâ güncelliğini koruyor. Romantik arketiplerin enerji, şehvet, asilik ve şeytaniliği, rock’ın şehirden şehire peşlerinde hayran hatunlarla koşturan, kavgacı, gürültücü ve içkici delikanlılarında hâlâ görülebilir.
Ama romantik kanun kaçağının da baş kaldıracağı bir şeyler olması gerekir. Rock’ın öncüleri, beyaz folk müzigi ve siyah blues’un yiğit kırsal köklerinden duygularını ve heyecanını alan hayalperest, hoşnutsuz ve eksantrik tipleriydi.
Rock kendi başarısının bir kurbanıdır. Bir zamanların başkaldırısı şimdinin lise cakaları durumuna geldi. Rock’ın asıl seyircisi olan beyaz orta sınıf gençler artık konformizmin tuzağına düştüler. Ellerine geçen herşey, ikinci elden, yani televizyondan... Dolayısıyla da, yüzyılların aşk, nefret ve ıstırabının sözlü mahfazası olan folk ve blues giderek uzaklaştılar.
60’larda rock, Amerika’nın en geçerli müzik türü haline gelmişti. 45’likten LP’ye geçişte beraberinde kişiliklerin pazarlanmasını getirerek, iş giderek büyüdü. Göz boyama formülü de böylece yerine oturdu. Bugün, avcılar yeni yeteneği yakalıyor, hemen bir albüm çıkarttırıyor ve hoop... turne başlıyor. Albümlerdeki “yeni” olan materyalin altı çiziliyor. Rolling Stones’ın ilk albümlerinde olduğu gibi eski klasiklerin cover’ı artık tutulmuyor.
Shea Stadyum’unda hayranların çığlıklarından kendi seslerini duyamayan Beatles’lardan bu yana, bir rock konserinin düzenlemesi, müzik aktarımını kolaylaştırmaktan gittikçe uzaklaştı. Gösterişli özel efektler ve pahallı ses sistemleri doğaçlama, bireysel dışavurum ya da sanatçıların seyircileriyle birebir iletişimi olanağını kesti. Tüm gösteri, bir ordu kadar teknisyen ile, başından sonuna kadar ezberlenmiş ve tekrarı yapılmış bir Ziegfeld Follies’den farksız. Konser, performanstan çok, seyircinin boğuk eğlencesini hedeflemekle meşgul.
Bugünlerde, rock müzisyenleri akbaba gibi tepelerinde dolaşıp, özgür iradelerini ellerinden alarak, hijyenik paketlerde grupları piyasaya süren patronların ellerine düşmüş durumda. Spor arabalar gibi rock müzisyenleri de son damlalarına kadar emiliyor, ilk albümleri iyi satmazsa, bir köşeye atılıveriyorlar.
Patronlar genç rock gruplarına Mammon’un bütün cazibelerini sunuyorlar: Para, şöhret ve kolay seks. Müzisyenlere şunları söyleyen bir tek ses yok: Sen bir sanatçısın, bir para makinesi değil. İmzalama şu kontratı. Turneye de çıkma. Ancak kendini hazır hissettiğinde kayda gir. Jimi Hendrix gibi kafana göre takıl ve gitarın vücudunun bir parçası olana kadar onunla yaşa.
Bir sanatçı nasıl eğitilmeli? 60’lar ve 70’lerin ilk yıllarının birçok ingiliz müzisyen John Lennon ve Keith Richards gibi sanat okullarından çıktı. Genç sanatçıya şunu söylemeliyiz: Akranlarınız geçmiş ve geleceğe ait sanatçılardır. Seyircinin kısa süren dikkatinin, hit şarkılara olan açlığının ve kendini beğenmiş hazcılığının esiri olmayın.
Sanatçılar sanatın içinde yoğurulmalıdırlar. 20 yıl önce müzisyenler şiir okur, hinduizm çalışır ve psikodelik düşlerini sulu boyalarla betimlerlerdi. Rock’ın ilerlemesi için müzisyenlerimizin manevi dünyalarının gelişmesine fırsat verilmelidir. Okumaya, yabancı filmleri ve resme ilgilerini arttırmaya, caz ve klasik müzik dinlemeye teşvik edilmelidirler.
Mesleklerine güçlü bir bağlılık duyan sanatçılar, hayatın getirdiği felaketleri ve başarılarını, iç dünyaları bozulmadan karşılayabilirler. Müzisyenlerimiz, genç ve saf zamanlarında saldıran mezar kazıcılarının ve altın arayıcılarının tuzaklarından korunmalıdırlar. Uzun ve üretken kariyerler şansla gerçekleşmez.




