Temmuz sıcağında Tel Aviv'i yazacaktım: İsrailli kızların güzelliğini... Savaştan sonra erkek nüfusta azalma olduğu için kızların daha da bir bakımlı olduğu söyleniyor, herkes askerlik hizmeti yaptığı için de vücutlar güzel, eh dünyanın dört bir yanından gelen yahudilerin melezleşmesiyle oluşan karışım da katılınca... Sonra Dizengoff Meydanı'ndaki sinemada bir curcunayı andıran Star Wars gösterimini, George Lukacs ismini ekranda görünce alkış tutan İsrailli teenageleri... Filmin birkaç sevimli yaratık tasarımı dışında kof bir eğlencelik olduğunu... Yemen mahallesinde akşam pazarını gezerken kırmızı bir arabanın içinden gelen, Dağlar Dağlar'ın İbranice ve biraz daha arabesk yorumunun ardından Ölüdeniz'e kadar gitmek istediğimi...
Buraya döndüm ve bir ay geçmeden İsraillilerle tekrar karşılaştım. Gölcük Donanma Komutanlığı'nın bahçesinde, köpekleri ve yorgun çehreleriyle. Bir savaş alanını andıran Gölcük sokaklarında... Ve artık Temmuz sıcağında Tel Aviv'den ve Star Wars'un George Lukacs'ın özel isteğiyle Avrupa'dan önce A.B.D ile birlikte İsrail'de gösterilmesinden söz etmemin hiçbir anlamı kalmadı. Gölcük sokakları kokuyordu. Bütün ülkeye yayılan bir koku. Hatta belki ülkenin halı altına süpürülmüş pisliklerinin sonunda patlayan kokusu.
Gölcük Yeşilırmak sokakta orta yaşlı bir adam yanımıza yaklaşıyor ve vince ihtiyacı olduğunu söylüyor. Ağabeyi hastanedeymiş, çocuklarını o gömmüş, karısının cesedi enkaz kaldırılırken ikiye bölünmüş, şimdi elinde yalnız beline kadar olan kısmı varmış. Günah olmayacağını düşünsem tamam ama alt tarafını burada bırakamam ki ne de olsa aile (bunu kadın anlamında kullanıyor) diyor. Yutkunup herhalde günah olmaz böyle bir zamanda diye saçma sapan birşey mırıldanıyorum. Ne diyebilirim ki?
Yeşim bir psikolog, deprem bölgesinde insanlara yardım etmeye çalışıyor. Yağmurdan korunmak için üzerine geçirdiği Koroplast çöp torbasının ve başındaki Turkcell şapkasının insanlar üzerinde yarattığı etkiyi anlatıp gülüyor. Sonra da kendisine anlatılan bir olayı aktarıyor. İzmit yakınlarında otobüse binen şalvarlı bir adam yaydığı kötü koku ve bacaklarından sızan sıvı yüzünden kuşku çekiyor. Zorlayıp şalvarını çıkarttıklarında iki tarafta iki kesik, bilezikli kol görüyorlar.
Sonra kokuları ayırteden uzman köpeği çalınan kurtarıcının gözyaşlarını, çalışırken kompresörleri duran Rus ekibinin jeneratörlerinin çalındığını farkettiklerini, sonra, sonra, sonra....Bu hikayeleri anlatmak, duyurmak, yaymak istiyorum. Ne kadar kötü, ne denli çirkin bir yaşantıya mahkum edildiğimizi bağırmak istiyorum, birçokları gibi. Artık hiçbir şey olmamış gibi yaşamak istemiyorum, birçokları gibi.
Yalova'dan, Çınarcık'tan, Kocaeli'nden, Gölcük'ten yükselen koku üzerinde yaşadığımız toprakların altına gömdüğümüz insanlığımızın çürüyen kokusu. Onu oradan geri çıkarmadan, yunup temizleyip yaralarını sarmadan müzikler, kitaplar, filmler, şehirler boğazımızda düğümlenecek. Çünkü nereye gitsek bu şehir arkamızdan gelecek.



