anasayfa altArşiv Yel Değirmenleri ve Devler: Özgür Özdural

Yel Değirmenleri ve Devler: Özgür Özdural

e-Posta Yazdır PDF

Aslında nedenini bilmiyordum. Yani o zamanlar hayatımı karmakarışık bir hale sokan, beni farkına varamadığım bir şekilde kontrol eden, kulağıma anlayamadığım bir dilde sözcükler fısıldayıp duran bu büyülü gücün ne olduğunu, nereden geldiğini bilmiyordum. Hoş, bilseydim herhangi bir şey fark eder miydi ki acaba... Bence yine de etmezdi. 

Bir kez âşık olmuştum. Yani gerçekten âşık. Daha önce herhangi birine ya da bir şeye karşı hissetmediğim türden şeyler hissetmiştim. İnsan hayatında kaç kez gerçekten bu kadar büyük bir güçle karşılaşır ki? Bir kez mi? Belki iki, ya da üç kez… Koca bir insan ömrü boyunca sadece üç kez. Bazen de insan bütün ömrünü, sadece birini bulma umuduyla arayarak geçirebilir. İşte ben onlardan birine rastlamıştım ve onu kaybettim. Bütünüyle, sonsuza dek. 

Sonra, çok uzun zaman sonra, tüm bu olanlara artık alıştıktan ve durulduktan sonra, içimdeki o derin boşluk hissini duymaya başladım. Boşluk, diğer bütün duyularımın ortasında, simsiyah bir derinliğe açılıyordu. O siyah delikten geceleri kara hayaletler, yırtıcı hayvanlar ve yargıçların sesleri çıkıp geliyordu. Sanki eskiden sahip olduğum bir şeyi bulmak umuduyla gizli gizli bakınıyordum çevreye. Kaybetmiş olduğum bir şeyi. 

İşte o zamanlar oluşmaya başladı çevremdeki bu yabancı dünya. Giderek kabaran ve taşacakmışçasına yükselen bu sıkıntıyı durduramıyordum. Sıkıntı nereye gitsem, ne yapsam benimle geliyordu. Ondan kurtulmak için yapmadığım kalmamıştı ama o benden daha inatçıydı. Önceleri daha çok içimdeki bu boşluğa bağlamıştım olanları. Bütün sorumluluğu bu kör arayışa yüklüyordum. Ama zaman, ne aradığımı bulmama yardım etti ne de çevremden, diğer insanlardan giderek uzaklaşmamı engelleyebildi. Zaman sadece yargıçların seslerinin daha da kuvvetlenmesini sağlamıştı. 

"Kendini yargılayabilen kişi, gerçek bir bilgedir." Bu söz benim tek dayanağım olmuştu çünkü zamanımın büyük çoğunluğunu kendimi yargılayarak geçiriyordum. Kalan zamanlarda da karar verilen cezaları çekiyordum. Pek eğlenceli yıllar olduğunu söyleyemem. Ama sadece benim için. Çünkü diğer insanların, arkadaşlarımın hiç böyle endişeleri ve ‘garip’ duyguları yoktu. Onlar hayatlarını daha sorunsuz bir yolda yürüyerek sürdürebiliyorlardı. 

Bu kadar yabancı olsam da, aynı dünyanın içinde yaşıyordum ben de. Ve yaşamak için bazı şeyler yapmam gerekiyordu. Örneğin, çalışmam gerekiyordu. Bu sisli boşluğun üstüne yürümekle ondan olabildiğince uzağa kaçmak arasında bocalayan ruhum, kafam meşgulken bir süreliğine kendinden geçip dinlenebiliyordu. Kafamdaki mahkemede beni sadece diğer insanlardan farklı olmamı sağlayacak ‘hareketlerim’ savunabilirdi. Bu farklılığın kıstasıysa ‘başarılarımdı.’ Hareketlerim ve başardıklarım. Salt düşüncelerimin bu jüri önünde hiçbir hükmü yoktu. Bu beni hırslandırıyor ve kızdırıyordu. Ama kızdığım zaman daha katı oluyor ve kendi zaaflarıma karşı direniş gösterebiliyordum. 

Yıllar giderek daha hızlı, daha belirsiz, daha birbirinin aynı görünümde akıp gitmeye başladı. Daha çok, bir sarhoşluk tutkusu altında geçiyordu zaman. Artık duyularım eskisi kadar keskin çalışmıyordu. Daha çok hırslarımın ve dürtülerimin peşinden bilinçsizce koşuyordum. Pek fazla düşünüp karıştırmıyordum ama bu bana içimde alevlenen yeni bir tür aşk gibi geliyordu o zamanlar. Aslında çok uzun zamandır beni yönlendiren şeyin hiç değişmemiş olduğunu göremiyordum henüz. Ama o kadar kuvvetliydi ki bu duygu, artık akıntıya karşı direnmem imkânsızdı. 

Bunca zaman sonra oturup biraz daha sakin bir ruh haliyle düşündüğümde, o yolun sonuna hala ulaşamamış olduğumu rahatlıkla görebiliyorum. Ama bu beni eskisi kadar endişelendirmiyor. Çünkü o yolda gururla yürümenin bile ne denli önemli ve değerli olduğunu görebiliyorum. İnsanlık tarihi sayısız öyküyle, masalla, kahramanlık hikâyeleriyle, büyük adamların yaptıkları büyük işlerle, efsanelerle doludur. Aşılamayacak denizleri aşmak, ayak basılmamış topraklara ulaşmak, cesaret edilemeyene kalkışmak, karanlık bir gecenin ortasında kükreyen fırtınaya ilkel bir pırpırla dalmak, milyonlarca insanı peşine takıp sürüklemek, bazen bir hiç uğruna, sadece gururun için ölümcül savaşlara girişmek, acımasız devlere ya da yel değirmenlerine (aslında hiç fark etmez) meydan okumak gibi. Bizler daha bu dünyanın gerçek denilen kurallarını, düzenini kavrayamadan önce, bu hikâyeleri dinler, kahramanlara özenir, düşlerimizde onları görürüz. O kahramanların, devlerin, ejderhaların ve prenseslerin şimdi nerede olduklarını merak ederiz.           

Şimdi tutkumun ve beni sürükleyen akıntının ne olduğunu daha iyi anlayabiliyorum. Elbette dünya değişiyor ve bilim denen gerçeklik, her geçen gün benim sahip olduğum bu düşleri biraz daha yalanlıyor. İnsanlar kendi hayatlarını, kahramanlara ve yaptıkları işlere aldırmadan yaşıyorlar. Ama tıpkı benim gibi, bazılarının içinde hâlâ büyük işlere kalkışma, olanaksız gibi görüneni başarma tutkusu yanmaya devam ediyor. Evet, belki çok azımız hayatının sonunda böyle bir zirveye ulaşıp, tutkusunu bastırmayı başarabilecek. Ama denemeye devam etmek zorundayız. 

Eski hikâyeler, o hikâyelerin kahramanları ve başardıklarının gururlu ünü insanların hafızasından sonsuza dek silinene dek, devam etmek zorundayız.

 

altZine'de Gelecek Tema!

altZine'de bir sonraki tema: "Kar". Kar temalı çalışmalarınızı 30 Ocak 2012 tarihine kadar tema@altzine.net adresine gönderebilirsiniz: altTema

gelecek_tema_metamorfoz


takip edin: 1061260918 677166248 rss
177180262
fmag bilgi için tıklayın
Reklam