Şoföre eğilerek yavaşlamasını söyledim. Sanki anlaşmışız gibi önceden, dediğimi yaptı. Uzun zaman olmuştu onu görmeyeli ve merak ediyordum son halini. Bu saatte olması gerektiğini biliyordum, tam bu durakta. Onu çok özledim.
Tam o sırada yüzünden yorgunluk akarak küçük bir el hareketinde bulundu minibüsü durdurmak için. Yavaşça attığı adımların aksine ani bir irkilme gösterdi minibüse bindiği anda; tiner kokusundan pek rahatsız olmuşa benziyordu. Yüzünü buruşmuştu ki, tam o anda hemen yanındaki iki sokak çocuğu dikkatini çekti. “Hıı, sokak çocukları varmış minibüste!” diyen bir edayla kaldırdı kaşlarını. Sırt çantasını seri bir hareketle ön tarafına aldı çabucak. Cüzdanını çıkarmak üzereyken arka taraftan bir kadın ayağa kalktı ve şoföre “inecek var!” dedi. Şık bir hareketle iki adımla yer değişti kadınla ve kadının boş bıraktığı yere oturdu.
Cüzdanını çıkardığı sırada çantasından ön çaprazında oturan adam bir milyon uzattı çocuklardan birine. Çocuk beklenmeyen bir şaşkınlık gösterdi. Aslında bu şaşkınlığı tüm minibüsün içinde bulunanlar paylaştılar. Korkak elleri ile uzanarak, yenmiş tırnaklı, titrek parmaklarıyla aldı parayı. Bir anda gözleri parladı. Bir şeylerin içinde hareketlendiği çakan kıvılcımdan seziliyordu gözündeki. Ama yüzü gülmüyordu. Hemen arkadaşı olarak algıladığım çocuğa verdi parayı, büyük bir sevinçle. Arkadaşında aynı coşku sezinlenemiyordu. "Bak şurada oturan...” para veren adamı ufak eliyle işaret ederek, “...amca verdi parayı" dedi. Öteki hiç umursadı, ya da ne dendiğinin farkında bile değildi. Kapısını çalsak evde biri var mıydı şüpheli. Uçmuş gitmiş bu dünyadan daha on yaşlarında. Çocuk dönüp adama yüksek olmayan ve heyecanı belli olan bir sesle “teşekkürler” dedi.
Şaşkın bir şekilde bu konuşmaları izledi bir süre. Sonradan fark ettim ki hal elinde içinden para çıkarılmayı bekleyen cüzdanı duruyor. Başını öne eğip cüzdanına baktı tekrar. Ne yapacağını unuttuğu gözlerindeki şaşkınlıktan çok rahat anlaşılıyordu. Hâlâ bir kediyi anımsatıyor. Yüzünden okunuyordu “nereye gidiyordum, ne verecektim, ne kadardı...” sorularının geçtiği içinden. Bir milyonluk çıkarıp ön çaprazındaki adama uzattı. Adam döndüğünde, hâlâ nereye gideceğini bilmeyen bir ifadeyle adama baktı ve en sonunda "Maltepe" sözcüğü çıktı ağzından. Birer birer şoföre kadar geldi ses ve para. "Bir tane Maltepe...”
Para veren adamın yanındaki adam "müsait bir yerde" dedi ve minibüs durdu. Boşalan yere, olaylar karşısında sessiz kalmayı ya da olayların dahi farkında olmayan çocuk hemen oturdu. Oturmasından anlaşılıyordu ki buna çok ihtiyacı vardı. Tüm gün sokaklarda gezip tiner çektiğini ve de insanlardan bir şekilde para dilendiğini ve hor görülmeler sonucunda ezildiğini düşününce en azından, yorulmuş olmalı. Bu sırada paranın üstü geldi kıza. Parayı çantasına yerleştirdi. Kapadığı sır çantasını iki kolunun arasına aldı, sarıldı.
Çocuk oturan çocuğa: "Bak parayı veren amca bu" dedi yüzü de gülüyordu bu sefer. Diğer çocuk, kaymış gözleri yarı açık göz kapakları arasından, hafifçe doğrultarak başını adama baktı. "Teşekkürler" dedi belli belirsiz. Çocuğun önündeki yerin boşalmasını fırsat bilen diğer çocuk oraya oturdu.
Para veren adam, parayı verdiği çocuğun yakına gelmesini fırsat bilerek "Nereye gidiyorsunuz" diye sordu çocuğa.
"Atalar’ a" diye yanıtladı koltuğun demirinin altından görünen kafasını adama çevirerek.
"Eve mi" dedi bu kez adam verilen cevaptan tatmin olmayarak. Çocuk pek cevap vermek istemeyen bir edayla: "hayır" dedi "dışarı."
Sonra minibüs yeniden durdu ve platin saçlı bir kız bindi; hemen çocuk kalkarak kıza yer verdi. Kız o kadar ilgisizdi ki çevresiyle, yer verildiğini bile fark etmedi. Parayı uzattı hemen, sonra hayalet olup kayboldu.
Bir adam bindi az bir süre sonra. Esnaf tipini yakıştırdım adama sebebini bilmeyerek. Oturacak yer olmadığından ayakta, platin saçlı kızın hemen başında durdu. Ardından orta yaşlı bir hoca bindi. Ayaktaki çocuk, oturana “kalksana, dede otursun" dedi hemen peşi sıra. Çocuk isteksiz kalktı tabi ayağa. Hacı oturdu. Parayı uzattı, ayakta duran esnaf adama eliyle vurarak. Bu şaşırtıcı göründü gözüme. Hiç tanık olmamıştım hacı olan birinin üçüncü bir şahısla bu kadar temaslı iletişim kurduğuna. Adam parayı şoföre uzattı. Paranın üstünü hacıya verdiğinde gülüştüler. Anlam veremedim.
Sonra burnu kırmızı, şişmanca bir adam bindi ve anında bir "Püüf!" yapıştırdı havaya. Ayakta zor durduğundan sarhoş olduğu rahatça anlaşılıyordu. Esnaf adamın yanında durdu, minibüs hareket ettiğinde esnaf adamın üstüne yattı, sonra zor bir şekilde doğruldu. Parayı cebinden çıkarırken, esnaf adam kahkaha atmaya başladı. Duruma tek anlam verememiş olanın ben olmadığımı anladım minibüs içindekilere ve onun suratına baktığımda. Tüm minibüs pür dikkat; olacakları, adamın ağzından çıkacak sözcükleri merak ediyordu. En nihayetinde “N’aber komünist" lafı çıktı esnaf adamın ağzından sarhoşa yönelik. "Ooo... ooooo.. oo... iyidir, iyidir" dedi sarhoş cevaben. Bindiğinden beri karıştırdığı ceplerinden çıkan kırışık, incik cıncık olmuş parayı uzattı, verdi.
Sonra hacı da güldü onlara bakarak. Sarhoş adam hacının kafasındaki takkeye hafifçe vurdu ardından. Hacı bir şeyler söyledi. Çok kısık sesle konuştuğu için dediğini bir tek söylediği ki duyabilmekteydi. Herhalde tersledi diye düşündüm hacı sarhoşu bir şekilde. Sarhoş hacının söyledikleri üzerine ve de acının kısık sesinin aksine gayet yüksek sesle "hepimiz kardeşiz" dedi.
Esnaf "hale bak ya, kaç sene sonra minibüste karşılaştık" deyip, gülmeye devam etti. Hacı gene bir şey dedi amma ve lakin uzak olmamdan mı; yoksa cidden kısık sesle konuştuğundan mı bir ses duyamadığım gibi; pek hareketsiz dudaklarını dahi okuyamadım. Sarhoş "hepimiz kardeşiz" demeyi eksik etmedi ama hacının söylediği her neyse üzerine.
Esnaf “yirmi sene sonra çocukluk arkadaşlarınla karşılaş, hem de minibüste!!” deyince hayretler içinde minibüs içinde gizli bir gülüşme başladı. Sarhoş "hepimiz kardeşiz" deyince tekrar, tutamadı kimse kendini herkes bir yerden kaçırdı kahkahasını. Hacı elini göğsünün üzerine getirip selamlayarak ikisini, indi minibüsten. Hangi ara ineceğini bildirdi şoföre edemedim dikkat.
Esnaf boşalan yer için sarhoşa "hadi otur otur" dedi hafif itekleyerek ve gülmesini kesmeyerek. Sarhoş oturdu, en son olarak hacının boş bıraktığı yere. Güldü gene minibüsü kaplar bir şekilde tüm kahkahası esnaf. Ardından "Sen komünisttin ulan eskiden" dedi.
Sarhoş hiç boşluk vermeden "hepimiz insanız" dedi. "Tabi öyleyiz de..."
Çocuklara para veren adam indi, çocuklardan istediği cevapları alamamanın verdiği buruklukla biraz evvel yaşadığı ilginç olayın komikliğiyle. “...hadi bakalım kay da gelelim yanına” diye tamamladı cümlesini esnaf. Esnaf oturunca bir kahkaha daha attı ve "yahu bak şu şansa... üç tane çocukluk arkadaşı... yıllar sonra... kırk yıl sonra karşılaşsın, hem de minibüste!" dedi sanki biraz evvel dememiş gibi. Hemen ardından herkesin bir kez daha gülmesini sağlayan cümle geldi: "hepimiz kardeşiz"
"Sen komünisttin, bak bu da hacı olmuş. Hale bak çocukluk arkadaşıydık. N’ oldu herkes" Tesadüfe bak ya... hacı olmuş" dedi.
Sarhoş beklenenin aksine, sanki tüm bu olaylar olmamış gibi "kim?" dedi.
Esnaf, hacının biraz önce inmesinden yanılgıya düşerek, kapıyı gösterdi ve "bizim hacı" dedi. "haa... hepimiz insanız"
"tabi insanız... da bak hacı olmuş”
"hepimiz kardeşiz”
Kısa bir süre sessizlik oldu minibüste. Herkes kendi âlemine daldı. Esnafla komünist sarhoş konuşmaya devam ettiler. En son duyduklarımda ülkeyi kurtarıyorlardı ki, “ışıklarda durur musunuz” dedi, yaklaşık yirmi dakika önce duyduğum ona ait olan ses. Duran minibüsten indi, sesin sahibi. Ben gene peşinden inemedim.




