anasayfa altArşiv Tanrı öldü, Marx öldü, Ben de kendimi iyi hissetmiyorum...: Pınar Türen

Tanrı öldü, Marx öldü, Ben de kendimi iyi hissetmiyorum...: Pınar Türen

e-Posta Yazdır PDF

 

Güldürürken düşündüren diye bir laf vardı eskiden. Her şeyin dolu dolu anlamı olması gerektiğine, komikliğin bile insanlığa mesaj vermesine inanılırdı o zamanlar. Şiirler, şarkılar, filmler, romanlar, karikatürler her şey ama her şey toplumsal mesaj içermeliydi. Neyse ki artık yok böyle iddialı kaygılar. Toplumsal hayat yerini toplumsal keşmekeşliğe bıraktığından olsa gerek, şimdi tam aksi yöne koşuyor insanlar: ‘’Aman mesaj almayayım.’’ 

Woody güldürmek için mi yoksa mesaj vermek için mi çekiyor filmlerini? İkisine de evet. Ve ya ikisine de hayır. Çok önemli değil, Woody için önemli olan insanların filmlerini seyretmesi ve onun egosunun tatmin olmasıdır. Ama daha da önemlisi, dünya üzerinde kendi işgal ettiği  noktada, içine kamera sokma cesaretini gösterip ‘benliğinden’ banttan yayın yapabileceği tek olanağıdır filmleri. Başka türlü bilinçaltına bu kadar cesaretle dalamazdı. Bunu nereden mi biliyorum? Biliyorum, çünkü ben onun terapistiyim.  

O kadar akıllı ki, her şeyle dalga geçebilir. En çok da kendisiyle. Bakın şu kumarbaz kadının yanında ne kadar acemice tutuyor kağıtları. Sahiden de kumarla arası iyi değildir Woody’nin çünkü çok heyecanlıdır. Panik yönlendirir çoğu kez onu ve bu da bir kumarbaz için uygun bir özellik olamaz elbette. Kadınlarla da arası böyledir. Çoğu zaman onun o çirkin suratına ve sıska vücuduna bakarım ve bu kadar çok aşk nasıl yaşayabiliyor diye sorarım kendime. Ama dedim ya egosunu kuvvetlendirmenin en sağlam yolunun kendisini, paniği, sarsaklığı, aklı ve heyecanıyla olduğu gibi karşı tarafa aktarıp, anaç kılıklı kadınları anında kendisine bağlamayı başarmaktan geçer. O kadar çirkin olsanız siz de böyle bir yol bulmak zorunda kalabilirdiniz. Woody aslında çok sinsidir, kadınlar onun zavallı haline aldanıp ana kucaklarını açarlar ama onun tesbih böceğini andıran gözleri hep başka kadınların vücudunda dolaşır. Ve bunu en acınası kişileri, toptan ‘kayıp’ kişiliklerinde bile görürüz. Bakınız: Take Money And Run (Parayı Kap ve Kaç)! 

Dedim ya, akıllıdır Woody, kendi basiretsizliklerini filmlerinde bir bir ortaya çıkartıp seyircisini grup terapisine zorlar.  Mesela çok çarpıcı bir gerçek vardır, iri yarı güçlü kuvvetli hafif maço ama iş ve özel hayatında hırslı erkekler Woody’den nefret eder, filmlerine mümkün değil gitmezler ve ciddi bir şekilde direnirler Woody’nin iyi bir yönetmen olduğu gerçeğine. Çünkü bu küçük adam, onların sarsılmaz sandıkları kalelerinin hiçbirine sahip olmadan, üstelik tüm zayıflıklarını ortaya koyarak, onlardan çok daha başarılı olur (hem iş hem de özel hayatında). 

Woody dünya meselelerini ufak ama zeki sahnelerle geçiştirir. Mesela demokrat ailenin aşırı cumhuriyetçi oğlunun kafasına bir şey düşer ve çocuk bir anda demokrat oluverir. Meğersem bir kaza yüzünden beyninde hasar oluştuğu için cumhuriyetçi takılırmış ama beynindeki bu sorun giderilince doğal olarak demokrat olur. Woody için asıl olan herkesin kendisi gibi olması değildir, ama kendisi olmayanalarla dalga geçmesini de onun kadar ustaca beceren çok kişi olmadığına eminim. 

Kendisini en çok ele verdiği annesinin New York semalarına sıkışıp kaldığı filmi Oedipus Wrecks (Odipus Enkazları) filmidir. Açıkça Woody’nin annesi ile olan karmaşık ilişkisi bu filmde ortaya çıkar. O ne baskıdır ki en sonunda annesini gökyüzüne hapseder; ama bir yandan da onsuz ve onun gözetimi olmadan da yaşamak ağır olduğundan, ondan kurtulmak yerine hayatının tam üstüne oturtur annesini. Zavallı Woodycik, aslında çoğu erkek gibi aşırı bağımlı kişilik bozukluğu yaşadığı bu filmde tamamen ortaya çıkarken, başka bir filmde de kadınların çekişmeli hayatlarına kamikaze giriş yapar ve içten içe bu yaratıkları nasıl kıskandığı su üstüne çıkıverir. 

Woody çok zor bir hasta değil. Kendisiyle o kadar çok uğraşıyor ve bunu o kadar fazla yansıtıyor ki, belki de yeryüzünde yaşayan en açık benliğe sahip insan diyebiliriz onun  için. Ama ben, onun filmlerini dikkatle izleyen milyonlarca terapistinden biri olarak, onun yavaş yavaş yaşlandığını ve artık bilinçaltı patlamalarını yapamayacak kadar sıradanlaştığını düşündüğüm anda, o gitti üvey kızıyla kaçtı! İşte o zaman, bunca terapinin boşa gittiğini, yeni terapi seanslarının kapıda olduğunu kesinlikle anladım. Şimdi kendimi heyecan içinde, onunla yeni yapacağımız terapilerimizi bekler bulurken, altmışlarına gelmiş bu adamla ne kadar yakın olduğumu, onunla hayatına ve kendisine dair ne kadar çok şey paylaştığımızı ve bu kadar sıradan olduğu için bir türlü sevemediğim insanlar aleminde beni hep şaşırtmayı başardığı için ve benliğini sinsice ve iyi niyetli olma kaygısı taşımadan bana açtığı için, benim asla patlatamayacağım kadar ego-cu olduğu için, kendimi onun içinde çok keyifli ve rahat hissediyorum. Veya onu benim içimde.

 

altZine'de Gelecek Tema!

altZine'de bir sonraki tema: "Kar". Kar temalı çalışmalarınızı 30 Ocak 2012 tarihine kadar tema@altzine.net adresine gönderebilirsiniz: altTema

gelecek_tema_metamorfoz


takip edin: 1061260918 677166248 rss
177180262
fmag bilgi için tıklayın
Reklam