Yanı başımda beyaz bir zarf duruyordu. Başımda derken, yanı: ayaklarımın dibinde desem, şimdi kafanıza tohumlarını salmış olan sahneyi daha sarih canlandırabilirim. Henüz önüme bakamıyordum. Önümde olup biteni görebilecek halde değildim belki. Belki de o vakitler bir önüm yoktu. Gözlerim yanda, ayaklarımın dibindeydi. Ayakta duruyordum. Bakışlarımın konumu daha da belirginleşti bu halde, değil mi? Gözlerim, yukarıdan yanıma, ayaklarımın dibine bakar durumda ayakta dikiliyordum. Hangi yanım peki? Sağımla solumu ayırt etmeyi elbet bir vakitler öğrenmiştim. Fakat, bu bilgiye alıştığımı hiçbir zaman söyleyemem doğrusu. Hani, yolda rastgele biri beni çevirip, rastgele bir adres sorsa, sağım-solum da derhal rastgeleleşir, asla kendilerini belli etmezdi. Şuradan gidin, bakın elimin gösterdiği yerden, sonra diğer elimin gösterdiği yerden dönün’lerle, karşıdakinin yön algısını iyice sıfırlardım. Hadi ellerimi de %100 kontrol edebilsem, belki bu rastgele kişiye yardımım olabilirdi ama.. / Kontrolsüz güçlerin etkisi altındayımdır ben şahsen, inanmazsınız. Elimin nereyi gösterdiği bile meçhuldür. Kontrolsüz güç de, bir tanrı ölüsü kadar kötü kokar zaten. İşte buradan hareketle, gözlerimin sağ üst yanımdan aşağılara aktığını söyleyebilirim şimdi. Zira, deminki boş: anlatıyla sizden kazandığım muallâk zamanda, sağımın sağlamasını yapmaktan başka bir niyetim yoktu esasta. Niyetimin genelde kötü olmadığını söyler insanlar: Yaşama kul’lanmanın en beter hali budur oysa: Kötülüğün, iyi fakat kendini bilmez niyetlerden ibaret olması. Halbuki niyetim körkötüydü benim: Bu anlatı dinletisinin sonunda, hepinize bir kötülüğümün dokunmasını istiyordum. Belki, siz de yanı başınızda bir zarfla kalakalmalıydınız bir gün; keşke geride bir zarfım kalaydı diye düşünmeliydiniz hatta. Ya da, öyle bir özenirdiniz ki bana, kendinizden bir adım daha uzaklaşırdınız sayemde.. / Hepimiz kul’lanma talimatını harfiyen ezberlediğimiz için, böyle şeyler ancak filmlerde olur neyse ki... Hâlâ gözlerimi zarftan ayırmadım yanlış anlamayın. Gözlerim bir yere dikiliyken, bu kadar çok düşünmem de sizi yanıltmasın. Sadece zaman kaybetmeye çalışıyorum biraz: vaktiyle, çok kazanmaktan ötürü ağırlaşmış bir pandülü hafifletmeye uğraşıyorum, o kadar.
Yanı başımda beyaz bir zarf duruyordu. Zarfın hali, içgüveysiden hallice ve ince belliydi ya, ama ben neredeydim peki? Gözlerim yanı ayaklarımın dibinde asılı kaldığı için, ‘zarflı bir yer’den başkaca bir şey göremiyordum. Dikiliyordum. Evet, bir neyi: beklediğim filân yoktu. Öylesine duruyordum. Hatta zarfa da öylesine bakıyordum. Orada, benden daha önce varolmuş gibiydi zira. Benim varlığım taliydi onun kesinliği karşısında.. / Üzerimde, koyu tonlarda bir takım elbise vardı. Dokusundan hissediyordum tonunu, yoksa önceden görmüş değildim. Mavi bir adamı dinlemekten geliyordum. Orada üzerime sinmiş bir his de olabilirdi: şimdiki bu koyu ton hissi. İşte elle tutulur bir bilgi: Mavi bir adamı dinlemekten geliyordum. Ben de hiç beklemiyordum bu anıyı. Ama bakın: birdenbire dilimin içinden hortlayıverdi. Anı dediğiniz, tam da böyle bir şeydir: Anîden sizi, bir uçurumun kenarından ortalayabilir. Böylece yeniden, uçurumun asimetrikliğinden geçip o büyük ve amansız üçgene dahil olursunuz. Hayır, zarfa bakmıyordum artık. Gözlerim, alelâcele varolan ıssız önüme bakıyordu şimdi. Uçurumu, işkembeden uydurmamıştım yani. Apaçık önümde yayılan bir cümlenin: dolaylı tümlecini bulmanın dolaylı korkusuyla kavrayışımı anlamlandırıyordum: Korkum kuduruyor; bana, ağırlaştıkça manasızlaşan cümleler kurduruyordu. Oysa sadece, ayaklarımın dibinde beyaz bir zarfla, bir uçurumun tepesinde duruyordum işte. Mavi bir adamı dinlemekten gelip, bap bap baa, bap bap baa, bap. Kulağımda çınlamaya başlayan müzikle birlikte yeryüzüne kapandığımı sandırabilirdim size ve beni görenlere. Fakat, hareket ettiğim yoktu. İsteyerek hareket etmiyor değildim. Sanki gerilerden, geçmişten, şimdiye varasıya çoktan yaşlanmış bir zamana ait olan yaşamımdan.. / Devam edecek gücüm kalmamıştı. Okuyacak gücünüzü bile arada harcamıştım. Bakın: Hareket etmemeye devam etmemi sağlayacak gücüm, mavi adamı duymaya çalışırken.. / Tutunmaktan ellerim acıyordu artık. Peşimdekileri, peşimde tutmaktan; cümleleri tutarlı ve manalı ve kurallı tutmaktan; zarfı kapalı tutmaktan; mavi adamın müziğini kulağımda tutmaktan; ruhumu: ekşimeden: oda sıcaklığında tutmaktan; bedenimi :donmadan: derin dondurucuda tutmaktan; gözlerimi açık tutmaktan; molalara kadar çişimi tutmaktan; başımı yerlere düşmesin diye tutmaktan; kendimi: tutmaktan nasırlaşmıştı ellerim. Ruhumun sonu, ellerimin acısına karışıyordu. Ve geri kalanı, zarfın içindeki kâğıtta çoktan yaşanıp bitiyordu.




