anasayfa altArşiv Yedi Basamak: Furkan Sorkaç

Yedi Basamak: Furkan Sorkaç

e-Posta Yazdır PDF

Daha ilk basamakta başlamıştı isteksizliği, tutukluğu. Önünde uzanan yedi basamağa baktı. Basamakların sonundaki kapıya. Kapının ardındakilere baktı. Elini saçlarına götürdü, sanki orada bir şey arıyormuş gibi. Bakışları dondu. Nasıl kokuyordu saçları? Evden çıkmadan önce yıkamıştı. Şampuanın kokusunu anımsayamıyordu. “Bütün şampuanlar bilet kuyruğunda tavşanlı filmi izlemek için bekleşiyorlar” dedi içinden. Sonra da kendi kendine güldü. Nasıl bu kadar saçma bir şey düşünebilmişti?

İlk adımını kolaylaştırabilmek içindi belki. En son ne zaman olmuştu bu? Dünkü toplantıda sanırım. Müdür raporları cumaya yetiştirmesini istemişti kendisinden. “Ama ben yüksekten korkarım” diye tükürecek olmuştu adamın yüzüne. “Aşağı bakamam, yukarı bile bakamam. Dümdüz önüme bakarım her zaman. Topuklu ayakkabı giymeyi de hiç sevmem.” Yalandı bu. 

İkinci basamakta durmuş, bunun bir yalan olduğunu düşünüyordu. Bu ve daha birçok şey. Topuklu ayakkabıları seviyordu, en bayağı şekilde kırmızı ruj sürmeyi de, dantelli külotları, taksinin arka koltuğunda sigara yakmayı. 

Üçüncü basamakta bir böceği ezdi uzun, ince topuğuyla. Kokuyorum, diye düşündü. Küflenmiş makarna kokuyorum, beyaz tüylü o şeylerden var saçlarımın arasında, yeşilimtırak bir renge bürünmüş dudaklarım, gözlerim, göğüslerim çökmüş, üç gündür bekletilen bir çöp torbasında gezinen kurtçuklardan biri gibi kokuyorum, klozetteki çay artıkları gibi, lavabodan yükselen o nemli koku gibi kokuyorum. 

Dördüncü basamak yolun yarısını geçmiş olduğunu hatırlattı kendisine. Yolun yarısı. Bir günün ortası. Bir derginin ortasından tutulup açılması gibi rahatça açılacaktı az sonra, açılıp saçılacaktı. Bir odanın ortasında. Bir kitaba ortasından başlamak gibiydi yaşamak. Kimin kim olduğunu, neyin niçin olduğunu, nasılın nerede olduğunu anlamaya çalışmak, nafile bir çabayla sebeplerin peşinde sürüklenmek gibiydi nefes almak, yeni bir günü karşılamak, sonuçlardan oluşan bir zinciri sürüyerek ilerlemek ayaklarında. Şimdi, şu anda, beşinci basamakta

“Benim nasıl olduğumu biliyorsun” dedi kendine altıncı basamağı geride bırakırken. “Neye benzediğimi biliyorsun. Tansiyonu düşürmek, sakinleşmek için uydurduğun mazeretler, birazcık dahadan bir şey çıkmamalar, daha fazlasından sakınmamalar, nerede geçtin sana görünmez bir elle sunulan son şansı, bu hayat hiç yaşanmamış gibi davranabilirdin, oturup televizyon izleyebilirdin evinde, kendinin farkında olmayarak, durduramadığın o şeyi hiç hatırlamayarak, kafanın içinde yuvalanan günahın tohumlarını asit döküp yakabilirdin mesela, evet, asit döküp, şampuanların bilet kuyruğunda içtikleri şu asitlerden evet, kırmızı başlıklı tutkallar ordusunun yeni çehresi gururla parlar, bir numaralı kuşun adına yakışır, ayışığı asidi, kezzaplara adanan bir sanat eseri, tavşanlı filmin tramplenli altyazıları ve şaka mahiyetli haikular ansiklopedisi...” 

Yedinci basamağa ulaşmasıyla kapının tokmağına uzanması bir oldu. “Bu tokmağı çevireceğim ve açık kahverengi ahşap kapıyı açacağım. İşte bu hareket buna yarıyor. Kapıyı açmaya. Herşeyin bir sonucu var. Ve herşey bir yalan. Yo, herşey her yalan. Hemen hemen herşey.” 

Kapıyı ardına kadar açmadan içeri girdi, topuklarını yere sertçe vurarak. Yataktaki çıplak adam duvardan aşağı kadar inen zinciri şıngırdatarak ona baktı ve dudaklarında iğrenç bir sırıtmayla organını sıvazladı.

 

altZine'de Gelecek Tema!

altZine'de bir sonraki tema: "Diş". Diş temalı çalışmalarınızı 30 Mayıs 2012 tarihine kadar tema@altzine.net adresine gönderebilirsiniz: altTema

gelecek_tema_metamorfoz


takip edin: 1061260918 677166248 rss
177180262
British Council Türkiye: Genç Yaratıcı Girişimciler için Dijital Yayıncılık Semineri ve Eğitimi
Reklam
altKitap için tıklayın
Reklam
fmag bilgi için tıklayın
Reklam