anasayfa altArşiv Narenciye Çiçeği ile Ben: Yeşim Özsoy

Narenciye Çiçeği ile Ben: Yeşim Özsoy

e-Posta Yazdır PDF

 

Şeref duydum, sayın Narenciye Çiçeği.

Sizinle tanışmış olmaktan dolayı gurur duydum.

Şanınızı 2000 sene önceden haber almıştım

Sayın Narenciye Çiçeği.

Hikayeleriniz kulağımda hala çınlar.

Hele bir tanesi

İçinde beni bile barındırır.

 

Bundan 2000 yıl önce, yani geçen gün, şimdi sokağında bir zencinin caddelerden topladığı kitapları tezgah yapıp birer dolara sattığı kaldırımın yerinde sen varmışsın, sen açmışsın, sonra solmuşsun, en sonunda sonsuza kadar açmak üzere çürümüşsün. 10 gün önce yani yarın yine aynı zenci bu sefer kitap okuyan bir dilenciymiş. Natural Foods (Doğal Yiyecekler) adlı harika bir dükkanın önünde, tofu salataları, soya kremleri, ve avakado, mango, çilek, böğürtlen suları arasından sağlıkla, pembeleşerek çıkan beyaz yüzlerden birkaç sent istermiş ya da belki bir çeyrek, hatta bir dolar bile olabilirmiş mümkünse. Birgün beyazlığıma doyamayıp ben de birkaç Osmanlı kuruşu bıraktığımda ellerine, avucunun içinde seni görmüşüm. Zıplayıp içerideki soya kökleri şişelerinin arasında, şık bir kavanozun içinde yerini almışsın. Bunun üzerine artık sen de Natural Food (Doğal Yiyecek)  olmuşsun. 

Hikaye bu ya, hikayenin içinde;

O kadar, o kadar yalnızmışız ki ikimiz yanyana seninle, el ele tutuşmamız dillere destan olmuş. Yine de hergün paralarımı, kuruşlarımı sayıp seni alıp kaçırmak için dükkanına girermişim, diğer müşterilerin mutlu bakışları arasında kavanozunun altına, çevresine, kapağına uzun uzun bakar, etiketini ararmışım. Her seferinde yetişmeyen paralarımı buruşturup, cebime sıkıştırarak dışarı çıktığımda hafifçe ağladığım görülürmüş. Yüzüm buruşurmuş. 

Bir gün rüyamda kabus gibi kara kara zeytinlerin teker teker etiketlendiğini görmüşüm. Şeftaliler, elmalar ve tüm sebze meyvelerle birlikte her birinin üzerine küçük ve oval kağıttan etiketler yerleştirilmiş, simsiyah zeytinler beyaz olmuş, tanınmaz olmuş, Ramazan geceleri oruç tutan sofraları boyamışlar alabildiğine etiket beyazına… 

Bir gün aramızda 2000 dolar varmış, ertesi gün 100, sonra 552.99, en sonuncu gün sadece 63.44’müş aramız. İşte tam o gün dayanamamışım, kaçırmışım seni alarmlar, öten bip bip sesleri arasında soluğu 2000 sene önce bittiğini düşündüğüm sokaklarda almışız beraberce sağımıza solumuza bakmadan trafik ışıklarını geçmişiz, uzunca bir süre koşmuşuz sokaklarda. 

Ama yine de hikaye bu ya;

O kadar, o kadar yalnızmışız ki seninle birlikte yaşadığımız yıllar boyunca yalnızlığımızdan hiç bahsetmemişiz. Yıllar sonra artık şehrin asfaltlarında, sokaklarında, çöp, bok ve parfüm kokan ara yollarında; arabaların altındaki egzoz parçacıkları ve ölen binlerce böcek kanadı, geceleri sokaklara dökülen pembe prezervatif ve bebek mamaları ve gündüzleri açılıp kapanan dükkan kepenkleri arasında seni barındıramayacağımı anladığım bir yapışkan yaz sabahı seninle son bir kez el ele tutuşup 18.yüzyıl saray işi sandığımın diplerinden kavanozunu ve etiketini çıkarmışım. Gözlerimden akan damlalara aldırmadan narin ve yorgun bedenini kavanozuna geri koymuşum.  

Natural Foods (Doğal Yiyecekler) dükkanının yolunu tutarken bakmaya, dokunmaya çekindiğim kavanozuna ve içindeki sana belki de ilk defa dikkatlice bakmışım. Sokaklar arasından, kederli yolculuğumu daha da uzatmak üzere yavaş ve kararsız adımlarla geçerken yazılarını, kalorini, değerini, içindekileri, adını ve ağırlığını okumaktan ilk defa çekinmemişim. Seni kaybedeceğimi bilmemle birlikte belli belirsiz bir densizlik oturmuş yüreğime. Oturup bir de tırnaklarımla kavanozunun bedenindeki kağıtlarını kazımışım, içerideki narin bedeninin acıyabileceğini hiç düşünmeden. Tırnaklarımın arasına giren yapışkan ve kağıt parçacıklarına aldırmadan kavanozunun tüm bedenini kazımışım dükkanın kapısına varana kadar. 

İşte yine hikaye bu ya;

O kadar, o kadar yalnızmışım ki kapının önünde içimden seni kazara yere düşürmek bile gelmiş. Çırılçıplak soyduğum kavanozuna bakarken gözlerim son anda yani hikayenin bitiminde ufak bir ayrıntıyı yakalamış. Vücuduma işleyen ürperti soğukluğuyla, kavanozunun altını kaldırıp nerede yapıldığına bakmışım.  

Sayın Narenciye Çiçeği

Kandırmışsınız beni

Meğer aynı hikayenin içinde

Ayrı bedenlerdeymişiz

18. yüzyıl Adana yapımı

Hiç tanımadığım bir çiçekmişsiniz.

Beni buralara kadar yordunuz.

 

altZine'de Gelecek Tema!

altZine'de bir sonraki tema: "Diş". Diş temalı çalışmalarınızı 30 Mayıs 2012 tarihine kadar tema@altzine.net adresine gönderebilirsiniz: altTema

gelecek_tema_metamorfoz


takip edin: 1061260918 677166248 rss
177180262
British Council Türkiye: Genç Yaratıcı Girişimciler için Dijital Yayıncılık Semineri ve Eğitimi
Reklam
altKitap için tıklayın
Reklam
fmag bilgi için tıklayın
Reklam