Küçük Prens
Herkesin bir yıldızı var ama kimseninki birbirine benzemiyor. Yolcular için pusula kimileri için ufak tefek bir ışık, bilginler için çözülmesi gereken bir sorundur yıldızlar. Sözünü ettiğim iş adamına göre ise altından başka bir şey değillerdir. Gelgelelim bütün bu yıldızlar suskundur. Yalnız sen herkesten ayrı göreceksin onları.
- Ne demek istiyorsun?
Onlardan birinde ben oturuyorum, ben gülüyorum diye geceleri gökyüzüne baktığında sana bütün yıldızlar gülüyormuş gibi gelecek. Gülmeyi bilen yıldızların olacak senin.
Sonra yine güldü.
---
Gülüşünü dinledim bir süre. O sustuktan sonrada kulağımda çınlamaya devam etti. Benim küçük dostum, sen bilmiyorsun hiç kimse yaşadığım bu dünyada bana gülüşlerini armağan etmemişti. Hep ciddiydik ve önemli işlerle uğraşıyorduk. Gülmek hafta sonu kaçamakları gibi, not defterlerimizin bir köşesine sıkışıp kalmıştı.
O güldükçe bu çölün vahalarında buldum kendimi. Ama bir gerçek vardı ortada. Uçağımı tamir etmiştim ve artık gidecektim. Nereye, kendi dünyama. Oysa burası ikimizi saklayan, sıcak ve sessiz bir cennetti. Öğrenmiştim, herkesin kendine ait bir cenneti olduğunu.
“Gülen yıldızların olacak senin” neden hiç yıldız çizmemiştim ki ben. Neden bir yılan gelip kurulmuştu resim defterime. Oysa yıldızlar çizmeliymişim. Artık geç demek istemiyorum, belki de sana çiçekler çizip vermeliyim. Ya çiçeğin kuruduysa. Bu bir felaket. Gülüş seslerini duyamazsam!
Bakma bana öyle, kendi kendime konuşuyorum, farkındayım. Ama ben senden önce hep böyleydim ve sen giderken eski halime dönüyorum. Tek fark artık gülen yıldızlarım var benim.
-Onlardan başka istersen düşlerimi sana bırakırım.
Olmaz, keşke dünyana sığacak kadar küçük olsaydım. Ruhumuz çok küçük, prensim biliyor musun? Biz insanların ruhları her yere sığar, ama bedenimi nereye bırakabilirim ki. Çok zor bir emanet bu, kimse sırtlanmaz. Hem sen bana gülüşlerini sundun gerisi için tasalanmaktan vazgeç artık. Başımın çaresine bakabilirim büyüdüm… Galiba. Herkes öyle diyorsa bir bildikleri vardır değil mi ama?
Gözlerindeki gölgelere bakakaldım.
-Bir gün sebepsiz gülümsersen sakın sana gülmelerine aldırma. Gülümse ve arkanı dönüp git. Dünya karışık bir yer. İyi ki bir çöle düşmüşüm diyorum yoksa ne yapardım o kalabalıkların içinde. Kimse beni görmezdi. Biliyorum. Korkardım hem kim çizerdi bana o koyunu.
Koyun… Yıldızlarda hâlâ aklım. Gülüş seslerini dinlemek. Dünyam artık o kadar yalnız olmayacak.
Ben gülüş sesini şimdiden özlerken o gitti. Sessizce tıpkı gelişi gibi. Aniden “bana bir koyun çizer misin?”
Gideli altı yıl oluyor. Ve ben altı yıldır o gülen yıldızlarla yaşıyorum. Dünya eskisi kadar soğuk ve yalnız gelmiyor bana. Ama küçük prensimi çok özlüyorum.
Ya siz? Sizin hiç gülen yıldızlarınız oldu mu? Yoksa canınız yandığında mı yıldızlara sığındınız? Ve boş dilekleriniz için kayıp gitmelerinden zevk aldınız. Ben artık dilek tutmuyorum. Sırf kayıp gitmesinler diye. Prensim gibi gülüyorlar hepsi ve korkuyorum bir gün bir dilek uğruna kayıp giderse prensimin yıldızı diye…
Bazen gülüşlerden başka sesler bekliyorum, bir fısıltı belki de. Birileri çıkıp o geldi, yeni koyunlar çizdik ona desin istiyorum. Belki kıskanırım ama olsun.
Siz evet siz, gülüşleriniz eksik kalıyorsa, gülen yıldızlarımı paylaşabilirim sizinle, yeter ki yıldızlara bakmasını öğrenin. Sonra gülerler size de.






