Siyahı burada seviyorum. Siyahı onda seviyorum.
İlk kez bu kapıdan içeri girdiğinde de üzerinde siyah bir takım vardı. Hava çoktan kararmıştı. Dükkânı kapatmak için hazırlanıyordum. İçeri dolan sesle sokağa doğru baktım; kapıyı aralamış öylece duruyordu. Tedirgin bir sesle, iyi akşamlar, içeri gelebilir miyim, diye sordu. Sesinde önceden beni tanıdığını hissettirmek isteyen bir ton vardı. Hatrımı sormak için gelmiş biri gibiydi. Geçerken uğramış, çıkmak üzere olduğumu anlayınca vazgeçmiş gibi bir adım geri attı. Sonra da tereddütle bir adım ileri...
Kapıdan içeri girdiğimde içim onu bir an önce tanıma arzusu ile doluydu. Bu yüzden hemen söze atıldım.
- Şu mankenin üzerindeki elbiseyi istiyorum.
- Kısa kollu olan model mi?
- Hayır, hayır sırt dekoltesi olan.
- Peki, kaç beden?
- Hımmm, bilmem.
- Alacağınız kişi, benim boylarımda mı?
- Evet, evet.
- Daha mı kilolu?
- Hayır, tıpkı sizin ölçülerinizde.
- O zaman size 38 beden veriyorum. Hediye paketi herhalde?
- Evet, lütfen.
O günden sonra, her akşam bu dükkâna uğradım. İlk olarak elbisenin küçük geldiği bahanesi ile...
- Eşiniz de gelsin, üzerinde deneyelim, dedi.
- Olmaz dedim. Ben seni seviyorum.
Burada olmayı seviyorum. Seninle olmayı seviyorum. Topuklu ayakkabının halı üzerinde bıraktığı izi, içerinin kokusunu...
Bir adım ileri ya da geri...
Nasıl da değiştirebiliyor küçük bir adım herşeyi. Bir anda verilen bir karar birini mutluluktan göklere çıkarırken, nasıl da mahvedebiliyor başka birilerini.
O akşam erkenden çıkmış olsaydım, “kusura bakmayın, kapattık” diyebilseydim; farklı olacaktı herşey. Belki de o, bir adım geri atıp, çekingenlikle yoluna devam etseydi. Bir akşamüstü karşıma çıkan o siyah takım elbiseli adam; karısı için almayı düşündüğü elbise içinde beni hayal etmeyecekti. Başka kadınları güzel, mutlu görme hevesi ile hazırladığım tasarımlar. Hiç tanımadığım bir kadının canını acıtmayacaktı.
Burada olmayı seviyordum. Eskiden...
Kapı açılınca içeri dolan çan sesi. İyi günler, iyi akşamlar, gün boyu sorulan sorular. Hayat buradan bakınca kusursuzca bestelenmiş bir jazz parçası gibi dinginlik veriyordu.
Şimdi ise elbisenin üzerinde unuttuğum iğneler, hiç tanımadığım bir kadının canını acıtıyor, biliyorum.




