Kırk kardeşin yaşadığı, kırk odalı, kırk kapılı, kırk aynalı bir yerdeyim. Uçsuz bucaksız bir holde yürürken her kapının önündeki aynalara bakıyorum, bir tanesi, beni on sene öncesine, diğeri on sene sonrasına götürüyor. Bir başkasına baktığımda ne zaman olduğunu anlamıyorum, eğer iki yıl sonra doğsaymışım hayatımın nasıl olacağını gösteriyormuş. O kapıdan giriyorum oradaki ben bana benzemiyor bile, ona gülümseyip, başarılar dileyip çıkıyorum kapıdan. Kırk odaya girmek zaman alır diyorum en küçük kardeşe, kırkıncıya girmeyeceksin zaten diyor. Bir türlü öğrenemediler bir ölümlüye, bir yere girmeyeceksin denmeyeceğini. O öyle dedikten sonra yanımdan ayrılıyor, çok daha eğlenceli odaların önünden geçiyorum. Bir odada pop star olmuşum, diğerinde doktor. Bunlar ilgimi çekmiyor ama aynada görüp diğer odaya geçiyorum. İşte kırkıncı oda, aynada bir şey yok hatta ayna bile değil, simsiyah bir şey, kapı da eski püskü, olsun deyip, tokmağı çevirip adımımı atıyorum ki başıma üç elma düşüyor.



