Spinoza’yı seviyorum ve yaşamım dediğim her ne ise, ağzı yüzü neşe içinde kalsın istiyorum. Keder ve üzüntü ile beslenen gayri-muktedir iktidar sahiplerine inat, ruhun ırzına geçmek için bulundukları her girişimde, onlara keyifle gülmek arzusundayım. Müstehzi... Sevmedim, benimki daha çok bir meczubun saf sevincine benzerdi herhalde. Ben güldükçe onlar daha da sinirlenirlerdi ve bu beni daha da güldürürdü. Tüm bunlar, ruhum yabancılaşmadan muzdarip olmadan aralarından geçip gidebilmek, akışa karışabilmek için. Nereye bakarsam bakayım, her yerde. Faşizm her yerde. Annenle, babanla, kardeşinle, öptüğün ilk oğlanla, öğretmenle, eşinle, çocuğunla vs. herkesle aranda, üçüncü bir gövde gibi serilmiş işte aramızda. Bunu zamanında fark etmeli ve anneme de söylemeliydim: “Kalbini koruma, insanlar değil, faşizm suçlu. Sen korudukça, o daha da üzerine gelecek. Bırak, kalbini ellerinle sök ve boşluğa bırak.” Amma velakin olmadı... Dedim ya, faşizm aramızdaydı.



