anasayfa altAtölye Şiir Balkon'dan Ne Özür Diliyorum Ne Dilemiyorum

Balkon'dan Ne Özür Diliyorum Ne Dilemiyorum

e-Posta Yazdır PDF

Balkon

Çocuk düşerse ölür çünkü balkon
Ölümün cesur körfezidir evlerde
Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların
Anneler anneler elleri balkonların demirinde

İçimde ve evlerde balkon
Bir tabut kadar yer tutar
Çamaşırlarınızı asarsınız hazır kefen
Şezlongunuza uzanın ölü

Gelecek zamanlarda
Ölüleri balkonlara gömecekler
İnsan rahat etmeyecek
Öldükten sonra da
Bana sormayın böyle nereye
Koşa koşa gidiyorum
Alnından öpmeye gidiyorum
Evleri balkonsuz yapan mimarların

 

Sezai Karakoç

 

Sayın Karakoç,

 

Şiirinizi ben çaldım, üzgünüm. Annem çok hastaydı, benden şair olmamı istiyordu. Ben de çok yeteneksizimdir efendim, hiçbir işten anlamadığım için edebiyat gibi güzide bir kuruma nasıl dâhil olurumun cevabını hiç düşünmedim. Şehrimize yüksek okul yeni gelmişti, af buyurun ben haylaz ben serseri olduğumdan sınavı kazanıp gidememiştim, burs bile vermişlerdi cemiyet-i esnafder’den ama kafa olacak insanda kafa! Efendime deyim, gittim yüksek okulun önüne, edebiyatçı talebe görürsem hemen çevireceğim, bana bir şair filan söyle diyeceğim… İş bu, gittik. Meğer edebiyatla ilgili bölüm yokmuş bizim burada ama çocuklardan biri sağ olsun kantinde bu işle ilgilenen bir çocuk olduğunu söyledi. Adı Oğuz’muş, mühendis olacakmış ama bu işten anlarmış. Behemehâl gitmek gerekliydi. Acaba gerçekten işinin erbabı mıydı bu çocuk ya bana yanlış telkinlerde bulunursa? Ben de o kadar aymaz, işten anlamaz değilim ya a canım, bir bakarım şiire güzelse anacım ben yazdım, derim. Efendime deyim, gittim kantinci bizim aşağıdaki köyden çıktı hemen ahbap oluverdik. Meseleyi açtım, şurada köşedeki masada oturuyor, genelde yalnız ama etrafında adam oldu muydu iyi laf yapıyor ağzı, git bir konuş elbet bir şey der sana, dedi. Gittim selam verdim, baktı bana ters ters… Nerede kaldın, dedi. Buyur, dedim. Baktı yüzüme güldü. Ne evet ne hayır de bakayım, dedi. Ne evet ne hayır, dedim hemen. Tamam, dedi hikâye olacak. Hiçbir şey anlamadım. Bak arkadaş bana şiir lazım, dedim. Biliyorum, dedi. Al bunu git. Nerden biliyorsun ben demeden, dedim. Hikâyeci her şeyi bilir, dedi. Ne garip adammış anlamadım. Şiire baktım hemen. Güzeldi, çok güzeldi hatta. Bizim evi yazmıştınız, bizim balkonsuz, toprak damlı evimiz mi tam çözemedim ama beni bu apartman köşesinden alıp oralara -ki yolu da yoktur oranın Y.S.E. yazısına kanmayın meydan çeşmelerinin- kadar götürdü. Anamı da götürdü, güldü ölmeden evvel, sen şiirden anlamazsın nereden bulduysan güzelmiş, dedi. Gülüştük, öldü sonra. Ne evet ne hayır diyebildim bu ölüme, garipti. Daha sonra şiiri kaybettim, meğer benim amcaoğlu şiirinizi benim adıma milli bir dergiye göndermiş, yayınlanınca da işte sizinle papaz olduk. Tekrar çok özür dilediğimi bilmenizi isterim. Hakkınızı helal edin. Size köyden incir gönderdim. Afiyetle yiyiniz, baki kalınız…

 

Selamlar.

 

Cengiz Sütliman


 

Murat Çelik Perşembe, 15 Nisan 2010 tarihinden beri altZine'dedir.



Yazarın altZine'deki diğer işleri için tıklayın:

altZine'de Gelecek Tema!

altZine'de bir sonraki tema: "Diş". Diş temalı çalışmalarınızı 30 Mayıs 2012 tarihine kadar tema@altzine.net adresine gönderebilirsiniz: altTema

gelecek_tema_metamorfoz


takip edin: 1061260918 677166248 rss
177180262
British Council Türkiye: Genç Yaratıcı Girişimciler için Dijital Yayıncılık Semineri ve Eğitimi
Reklam
altKitap için tıklayın
Reklam
fmag bilgi için tıklayın
Reklam