Radyoda Erol Büyükburç çalarken Haldun Amca iyice sarhoş olmuştu.
Daha birinci kadehin yarısındayken gözleri kaymaya başlayan bir adam üç kadeh rakı içmişti o akşam. Kemal Amca da sarhoştu ama o hem babama hem de Haldun Amca'ya göre daha dayanıklıydı. Babam ise ikisinin ortasındaydı sarhoşluk konusunda. Haldun Amca'nın eşi Semiha Teyze, Kemal Amca'nın eşi Mualla Teyze ve annem içerde çay içerlerken, ben ve iki erkek çocuğun eşlik ettiği büyük adamlar evimizin geniş balkonunda rakı sofrasında oturuyordu. Bardaklarımızdaki kolaları bitirmemek için nerdeyse hiç içmeyerek keyfimizi uzattığımızı sanırken aslında asidi kaçan kolanın şerbete dönüştüğünün farkında bile değildik. Kemal Amca'nın oğlu Nihat büyükler konuşurken sürekli masadaki salam tabağından tırtıklıyordu. Haldun Amca'nın oğlu Galip ise kavunlara takmıştı. O kadar çok kavun yiyordu ki arada bir babası kafasına vurup duruyordu.
“Kocadık be Şevket,” dedi Haldun Amca rakısından bir yudum aldıktan sonra babama.
Kızarmış gözlerini alan solgun, sarı balkon lambasına elini siper ederek masayı yumrukladı babam:
“Halt etmişin! Daha delikanlı gibiyim ben. Sen kendine bak.”
“Şaka maka kocadık hakkaten Şevkeeet! Haldun'un hakkı var. Bak şu bıyıklara. Siyahtan çok beyaz kıl dolu.” Bunu söylerken çekiştirdiği bıyıklarını nerdeyse koparacaktı Kemal Amca. Babasının kendine bakmamasını fırsat bilen Nihat, kaşla göz arasında iki dilim salamı yutuverdi. Kemal Amca'nın yerini boş bırakmamak için onun yerine bütün gücümle indirdim Nihat'ın ensesine. Ne de olsa salamlar bizimdi. Yumruğunu kaldırdı Nihat ama babası bakınca pıstı kaldı.
“İnsan kendini bilmeli. Yaş kemale erince yaşının adamı olmalı. Oturaklı olmalı,”diye devam etti Kemal Amca.
Bardağının dibindeki rakıyı fondipleyip masaya tekrar sertçe vurdu babam.
“Ayteeen! Rakı getir bize kız! Buz da...”
Sanki kapıda bekliyormuş gibi hemen balkona damladı annem telaşla.
“Yeter artık Şevket. Çok içtiniz. Sabah kalkamayacaksınız sonra.”
“Yenge,dedi Haldun Amca, senin bu kocan var ya bu kocan? Ben onun ta anasının a...”
“Hopdedik!,diyerek Haldun Amca'nın sözünü kesti Kemal Amca. Aile var.”
İyice şaşılaşmaya başlamış gözlerini odaklamaya çalışarak anneme baktı Haldun Amca.
“Kusura bakma yenge. Çarpmazdı beni bu meret ama...”
“Bok çarpmazdı. Anasonu koklasan kıçın başın dağılır senin bobinaj!”
Babam bunu derken aynı anda ben de baş ve işaret parmaklarımla oluşturduğum halkayı gösteriyordum Galip'e. Ucundaki kavunu ağzına attıktan sonra çatalı bacağıma salladı Galip. Bacağımı sıyırdı çatal ama pantolonumu da delmişti. Masanın altından taşaklarına savurduğum tekmem baldırına geldi. Ceza sahasında düşüp penaltı bekleyen futbolcu gibi böğürmeye başladı Galip.
“Bi sus len eşşek sıpası!”,diye bağırdı babası.
“Oğlum yapmayın,”dedi annem bana içeri girerken. Ağzını kıpırdatarak sessiz bir şekilde küfretti bana Galip. Gizli bir iki buçuk yaptım ben de karşılık olarak. Kemal Amca ortamı yatıştırmak gerektiğini anlamıştı:
“Şevket, sen de ağır ol bakalım arkadaş. Ağzımızın tadını bozmayın. Adam olun azcık yahu.”
“Adamlığı senden mi öğrenecez kılıbık?”diye lafa girdi Haldun Amca. Ağzının kenarından sızan rakı gömleğinin yakasını ıslatmıştı. Bu sırada Semiha Teyze balkona çıktı:
“Gidelim mi artık Haldun? Kızın uykusu geldi.” Galip'in küçük kardeşi Leyla da annemlerle içerdeydi.
“Bi dur kızım ya!,diye bağırdı Haldun Amca parmağıyla işaret ederek. Önce şu işi bi halledelim de...”
“Yav ne işi? Hadi şerefe,”diyerek kadehini kaldırdı Kemal Amca. Güya tatlıya bağlayacaktı işi. Kimse kaldırmayınca kadehini zorla arkadaşlarının kadehlerine tokuşturdu.
“Hadi. Şerefe.”
“Şerefini sikt...” diye devam ediyordu ki babam, Mualla Teyze de yanımıza geldi.
“Kemal! Kalk Kemal kalk! İyice oldunuz siz. Ağzınızla içmeyi öğrenemediniz bi!”
Diğerlerini yatıştırmaya çalışan Kemal Amca bir anda karısına döndü.
“Ne? Sen ne diyosun be kadın? Ne demek ağzınızla içmeyi öğrenemediniz? Neremizle içiyoruz? He? Söylesene neremizle içiyoruz?”
“Çok içtiniz yeter artık demek istedim,”diyerek alttan almaya çalıştı Mualla Teyze ama Kemal Amca yatışacak gibi değildi. Ucuz suntadan yapılmış uyduruk masaya yumruğunu indirince zaten iyice boşalmış olan tabak ve bardaklar havalandı. Havaya uçuşan salamlardan bir dilim kapmayı becerdi Nihat. Yere düşen dilimleri ise zaten uzun süredir böyle bir anı kollamakta olan kedimiz Çirkin bir hamlede yalayıp yuttu. Kavun tabağını çoktan boşaltmış olan Galip ise elinde çatal, çenesinde kavun çekirdekleriyle Kemal Amca'ya bakıyordu.
“Yahu Kemal sakin ol be arkadaş. Mualla'ya ne kızıyon şimdi? Ufaktan toparlansak iyi olacak bence de,”deyip ev sahipliğinin ağırlığını koymaya çalışarak duruma müdahale etti babam kendince.
“Kovuyon mu beni?”
“Yani estağfurullah kovmak değil de...”
“Kovuyo mu beni?” Bu ikincisini Haldun Amca'ya söylemişti.
“Kemal!”
Mualla Teyze'nin sesi bu sefer otoriter çıkmıştı. Zaten kollarını da göğsünde kavuşturmuştu.
“Anlaşıldı bu gece burda bitti arkadaş. Toparlanın Semiha. Tadı kaçtı masanın.”
Bunu deyip masadan kalkmaya yeltenen Haldun Amca'nın omzuna bastırarak oturttu Kemal Amca.
“Biz mi kaçırdık tadınızı kıçımın beyefendisi?”
“Kemal!”
Giderek yükseliyordu Mualla Teyze'nin sesi. Annemse babamın aksine, ev sahibi olmanın müdahale yerine susmayı gerektirdiğini düşündüğünden midir nedir, sesini çıkarmıyordu. Semiha Teyze bir şey söylemek üzereydi ki babam araya girdi.
“Uyma sen ona Haldun. Hadi iyi geceler.”
“Ağzına sıçarım senin Şevket. Çocuk muamelesi yapma bana. Bişiy konuşuyoruz şurda. Gargaraya getirme lafımı.”
“Kemal!”
“Tamam Şevket. Biz gidiyoruz sakince. Hadi yenge iyi geceler hepinize. Semiha, sen de yüklen Leyla'yı. Len Galip. Hadi kalk.”
Galip kalkmak Semiha Teyze de içeri girmek için hareketlendi. Ama Galip kalkarken Kemal Amca'nın ayağına bastı yanlışlıkla.
“Koduğmun sidiklisi! Önüne baksana oğlum!”diye bağırarak Galip'e ayarsız bir sarhoş tokadı yapıştırdı Kemal Amca. Zavallı çocuk balkonun bir köşesine savruldu.
“ Kemal!”diye bağırdı yine Mualla Teyze.
“Sen de Kemal Kemal... Vik vik vik... İki dakka sus be kadın. Kafa bu kafa!”diye bağırdı babam.
Kemal Amca derhal babama döndü.
“Sen benim karıma nasıl bağırırsın ulan? Malafatın kurma kolu!”
Bu cümle ortalığı karıştıran cümle oldu. Kemal Amca babama, babam Kemal Amca'ya, Haldun Amca ikisine ve ikisi Haldun Amca'ya...
Annemler bir ara araya girmek istedilerse de beceremediler.
Nihat'la ben birbirimize sokulmuş kavgayı izlerken, Galip korkunun ve yediği onca kavunun etkisiyle altına işemekle meşguldü.
Artık kavganın bize sanki bitmeyecekmiş gibi uzun geldiği bir anda Haldun Amca babamın gür saçlarına yapıştı. Amacı çekmek değildi bence. Bir an için dengesini kaybetmişti ve tutunacak bir yer aramıştı. Dengesini sağlamış ve babamın saçını bırakacağı sırada Kemal Amca Haldun Amca'ya sıkı bir yumruk indirdi. Darbenin şokuyla babamın saçına daha bir sıkı sarılan Haldun Amca yere düştüğünde babam keldi!
Bir dakika sonra kendiliğinden biten kavganın beş dakika sonrasında ise evimiz boşalmış, misafirler gitmişti. Annem masayı toplamış, Galip'in işediği yerleri temizliyordu. Bense on dakikadan beri bakmakta olduğum babamın parlak kafasından gözlerimi alamıyordum. Solgun balkon ışığını kapatmış olmamıza rağmen babamın keline vuran dolunay sanki yeterince aydınlatıyordu bulunduğumuz yeri.
“Bana bi rakı daha getir Ayten,” dedi babam yerdeki, Haldun Amca'nın üzerine kustuğu peruğuna bakarken. O ana kadar, o gün orada bulunanlardan sadece annemin bildiği peruğa...
Sonra bana bakıp göz kırptı.
“Radyoyu aç bakalım canavar.”
Tartışma sırasında annem kapatmıştı radyoyu. Açtım.
Rakıyı getirip masaya koydu annem.
“Hadi oğlum. Sen de yat artık,” dedi.
Kalktım.
İçeri girerken radyoda Erol Evgin çalıyordu.






