anasayfa altAtölye Sır Gece Ziyareti

Gece Ziyareti

e-Posta Yazdır PDF

Einmal dem Fehlläuten der Nachtglocke

gefolgt- es ist niemals gutzumachen.[1]

 

Geçenlerde, gecenin bir vakti zilin çalınmasıyla uyandım. Doğrulup acaba yanlış mı duydum diye yatakta bir an tedirgin bekledim, çünkü uykumun içinde tek ve kısa bir zil sesi arkasında hiçbir iz bırakmadan geçip gitmişti; ancak kısalığı ölçüsünde kesin bir sesti bu, tereddüde yer bırakmıyordu. Bir daha çalınmasını beklemeden yataktan kalktım, sessizce kapıya yaklaşıp delikten baktım; karanlıktı, kimse görünmüyordu. Kapının yakınlarında hep çok sessiz davranırım, çünkü  (İncecik, üflesen uçacak, varla yok arası; üstelik kilidi de bozuk, yani şöyle hafif bir zorlamayla açılıvermezse kırılıp ortadan ikiye ayrılacak bir sokak kapısı beni dış dünyadan ayırmaktadır) inceliği sebebiyle yaptığım her hareketin dışarıdan duyulabildiğini düşünürüm. Hatta apartmanın ışığı sönükken içeride antrenin ışığını yaksam kapıya yansıyan gölgem dışarıda bekleyen kişi tarafından görülecekmiş gibi gelir.

Kapının yanından yine aynı sessizlikle uzaklaşırken zil bir daha çaldı, bu kez biraz daha uzun ve sanki daha sert. Sırtımda bir ürperti, hiç ışık yakmadan el yordamıyla salona gittim, yavaşça pencereyi açtım, görülmekten korkarak kaçamak bir bakış atıp hemen geri çekildim. Apartman kapısının önünde bekleyen iki karaltı görür gibi olmuştum. Bir daha bakmaya cesaret edemedim. Koridor boyunca parmaklarımın ucunda yürüyerek yine kapının yanına gidip kulak kabarttım. Şimdi başka zilleri de çalıyorlardı. Demek özel olarak benim için gelmemişlerdi. Bu düşüncenin rahatlığı içinde, kim bilir ne zamandan beri tuttuğumu yeni fark ettiğim nefesimi verdim. Tam o sırada biri otomata bastı. Aşağıda apartman kapısının açıldığını işittim, merdivenlerin ışığı yandı. Kapının sakince kapanmasının hemen ardından fısıltı gibi ayak sesleri merdivenleri çıkmaya başladı. Otomata basan her kimse gündüzleri olduğu gibi çıkıp ne istediklerini sormasını bekledim, ama kimse çıkmadı, bir sürünmeyi andıran ayak sesleri dışında hiçbir ses duyulmadı. Gözüm gözetleme deliğinde, ellerimi kapının iki yanına dayamış, ses çıkarırım diye nefes bile almaktan korkarak ve kalbimin atışı kulaklarımdan taşarak bekledim.

Sesler giderek yaklaştı, önce bir gölge düştü duvara, sonra özenle yandan ayrılmış saçlar göründü, ardından da düzgün giyimli, orta boylu bir adam. Onu, daha uzun boylu olan ikincisi izledi. Tempolarını hiç değiştirmeksizin kalan birkaç basamağı da çıkıp benim kapımın önünde durdular. Orta boylu olan zile bastı. Zil sesini kulaklarımla değil bütün vücudumla duydum, içimde buz gibi bir şey aktı, karanlığın içinde hareketsiz, soluksuz bekledim. Şimdi zile basan adamla karşı karşıya duruyorduk, aramızdaysa işte öylesine bir kapı. Onun sağ omuzunun üzerinden hemen arkasında kapıya hafifçe yan dönmüş olan diğerini görüyordum. Karşımdaki sanki şapkasını tutuyormuş gibi ellerini önünde birleştirmişti. Kırk yaşlarında, sinekkaydı tıraşlı, kıpırtısız yüzlü bir adamdı. O kadar yakındık ki nefesimi duyduğundan emindim, dilim damağım kurumuştu, büyük bir yutkunma ihtiyacı içindeydim, ama duyulur korkusuyla yapamıyordum. Adam bu kez zile hiç uzanmayıp doğrudan kapıya üç kere vurdu. Kapı, adamın hiç de öyle sert olmayan vuruşları altında zangır zangır titredi. Kapıyla birlikte ben de titremeye başladım, artık kapının hiç güvenilir olmadığı onlar tarafından da biliniyordu. Öte yandan içimde bir ses onların bu bilgiye zaten sahip oldukları yönündeydi. Hem büyük ihtimalle bu yüzden bana gelmişlerdi.

Önde duran omuzunun üzerinden arkasındakine bakıp onunla göz göze geldi. Sonra dönüp bir kez daha kapıya vurdu ve bütün tonlamalardan arınmış bir ses ve düzgün bir diksiyonla kapıyı açmamı rica etti. Yanlış mı duymuştum, yoksa doğrudan adımla mı hitap etmişti bana? Bir an ne olacaksa olsun dercesine elim kapının koluna gitti, ama hemen toparlanıp eski konumumu aldım. Kapıdan uzaklaşıp arka odaya kaçmayı geçirdim aklımdan, böylece diğerinden daha zavallı ve güvenilmez de olsa bir kapı daha olacaktı aramızda ve bu belki biraz daha zaman kazandıracaktı bana, ama orada ne yaptıklarını bilmeden bir köşede saklanmayı göze alamazdım, onları göremezsem birden omzumda ağır bir el hissedebilirdim, dahası belki o kadar şanslı bile olmazdım. Uzun zamandır bunun korkusuyla yaşıyordum zaten. Hâlâ güçlükle ayakta durduğum yerde delikten baksam da gördüklerimi değerlendirip sağlıklı karar vermekten çok uzaktım artık, zihnim durmuş, taş kesilmiştim. Adam kapıya bir kere daha ve bu kez daha sert vurdu. Kapı çatırdadı ve kilitten gelen şıkırtılı bir sesle yerinden oynadı; dil yuvadan çıkmıştı. Kapıyı bir daha çalsa ardına kadar açılacaktı. Gözetleme deliğinden son gördüğüm adamın arkasına dönerek diğeriyle bir kez daha göz göze gelmesi oldu. Ellerimi dayadığım yerden ayırıp bir adım geri attım. Ayaklarımdan başlayıp beynime ulaşan bir uyuşma tüm vücudumu kapladı. Ardına kadar açılmış kupkuru ağzımdan ne olduğunu anlamadan nefessiz, kısık, bir hırıltıya benzeyen kısa bir çığlık koptu. O anda kapı kırıldı, kâğıt gibi kapının adeta içinden geçen adam hızını alamayarak bana çarptı ve birlikte yere düştük.

Çığlık ve kapının kırılması arasındaki o herhangi bir zaman birimiyle ifade edilemeyecek sürede -çünkü ikisi aynı anda gerçekleşmişti aslında, ama buna rağmen yine de uyuşukluğumdan yavaş yavaş kurtulup kozadan yeni çıkmış bir kelebeğin kanı kanatlarına pompalaması gibi damarlarımda kanın yeniden dolaşmaya başladığını duyacak kadar bir zaman vardı arada- hiç de alışık olmadığım bir canlılık ve uyanıklık kazanmıştım, her şey en ince ayrıntısına kadar gözlerimin önündeydi. Az önce kapıyı çalan adam beni yakamdan tutup üzerime düşen diğerinin altından çekip çıkardı ve iki eliyle boğazıma yapışıp duvara dayadı. Bu sırada diğeri de doğrulup beni tutanın sağ omzunun arkasında belirmişti. Şimdi yine az önceki gibi karşı karşıya duruyorduk adamla, ancak bu kez arada kapı olmadığı hâlde. Karanlığın içinde adamın yağlı, sarı yanaklarına hiç yakışmayan ela gözlerini gördüm; nereden geldiğini anlamadığım bir ışıkla parlıyorlardı. Aynı anda, belki yine aynı ışıkla arkadaki adamın elinde bir şey parladı söndü. Sol yanımda önce çabuk bir soğukluk sonra yayılan bir sıcaklık duydum. Boğazımdaki parmaklar gevşedi, duvara sürtünerek yere düştüm. Adam üzerime çöküp bıçağı üç kere daha göğsüme sapladı. Bir kâbustaki gibi hiç sesim çıkmadı.



[1] Gece zilinin yanıltıcı sesine bir kez uyuldu- artık asla düzeltilemez. Franz Kafka, Bir Köy Hekimi

 

Emre Verimli Salı, 15 Şubat 2011 tarihinden beri altZine'dedir.



Yazarın altZine'deki diğer işleri için tıklayın:

altZine'de Gelecek Tema!

altZine'de bir sonraki tema: "Diş". Diş temalı çalışmalarınızı 30 Mayıs 2012 tarihine kadar tema@altzine.net adresine gönderebilirsiniz: altTema

gelecek_tema_metamorfoz


takip edin: 1061260918 677166248 rss
177180262
British Council Türkiye: Genç Yaratıcı Girişimciler için Dijital Yayıncılık Semineri ve Eğitimi
Reklam
altKitap için tıklayın
Reklam
fmag bilgi için tıklayın
Reklam