
Gerhard Richter
Bulanık. Tıpkı çocukluğumun gerçek ya da hayal olduğunu kestiremediğim görüntüleri, konuşmaları gibi. Acaba başkasının anlattığını mı biçmiştim kendime? Benim bir hikâyem var mıydı gerçekten anlatılacak? Genellikle geceleri çöküyor aklıma bu sorular. Gün içinde koşuşturup zamanı tükettikten, yemek yapıp bulaşıklar yıkandıktan, faturaları gecikmeden yatırdıktan, çocukları düşündükten, takvimi kopardıktan, küllükleri boşaltıp yeniden doldurmaya başladıktan sonra. Yapacak hiçbir şey kalmayıp kendimle zoraki buluşmaya yetişince, yastığa başımı koyunca.
Aslında çok net bazen de, epey büyüdükten sonraki kısımlar. Yürüdüğümüz ağaçlı yollar. Taşındığımız evler, o yorgunluk. Çocukluktan beri devam eden aynı telaşı yerleşik kılan içimde. Ne zaman iyiden iyiye alıştım dedimse ertesi gün dibimde biten karton kutular, gazete kâğıtları. Bomboş kalıveren evlerimiz. Çok sevdiğimiz bahçe, hepsi hiç bir şey olmamış gibi ardımızda ve sessiz. Ellerimi unuturdum hatta sana da anlatırdım bunu, yeni evimizin genellikle daracık mutfak balkonunda sigaramızı içerken. Sanki her seferinde yine de içimde getirdiğim umudu öldürüyor, yoruyordu yeni evler. Ne yapacağımı bilemiyordum en başlarda. Hiç bir şeyi tutamıyordum, elimdeki her şey düşürmekten korkuyordum. Böyle zamanlarda ya deniz kenarına ya da ağaçlı yollara götürürdün. Bana kalsa evden ayrılmayacağımı çok iyi bilirdin, korkularımı tek başıma yenemediğimi.
Rüzgâr. Rüzgârdan hep korkuyorum. Küçük mutfak masasında yakalıyor beni pencereden girip. Bana öğrettiğin her şeyi karıştırıp getiriyor önüme, çözülmeyi bekliyorlar yeniden. Yapamam.
Duvarlar var. Küçülüyorum karşılarında büyük yaşımla. Ellerimi tutuyorum. Ellerini ve ellerimi hatırlamak, yeniden büyümek için.
Zamanla geçecektir diyorlar, her gün daha da büyüyor duvarlar. O kadar uzak ki o ağaçların dalları. O kadar yalnız ki masandaki fotoğraf. Ağzım yüzüm ellerim artık hissiz. Orada, yanımda olduğunu bana duyuran yüzün bir resmin içinde şimdi sadece. Renklere buladığımız zamanları hatırlatan yüzlerimiz duruyor karşımda, masanda, ama uzanamıyorum. Sonra bütün renkler hızla geri çekiliyor. Bir görünüp bir kayboluyor görüntüler. Her gün yenileri çalıyor kapımı, çok kalmıyorlar. İnsanlar gibi.
Yağmur yağacak galiba. Hava kararıyor. Bugün yanında kalacağım. Ağaçların altında. Yüzlerimiz bu kez daha yakın. Ne olur konuş benimle.






