Her akşam iş yerinden çıkıp, bindiğim otobüsün durağına ulaşmak için geçtiğim o sokak beni o kadar mutlu ederdi ki, şirin az katlı apartmanlar, önlerindeki her daim bakımlı çiçekli bahçeler, yüzleri gülen insanlar, yürürken sokağı bitirdiğimde her seferinde bambaşka bir yere ulaşacağımı düşünürdüm. 18.32 otobüsüne binip, artık pek de gözümde tütmeyen uzaktaki evime vardığımda, derin bir iç çekerek önce elim kapı ziline uzanır daha sonra pişman olup anahtarımla evden içeri adımımı atardım. Yine bir akşam yavaş adımlarla sokaktan yürürken kiralık yazısını gördüm en sevdiğim güneş apartmanının ikinci katında, üzerinde fazla düşünmeden , telefon numarasını çevirirken buldum kendimi, konuştuk ve ben otobüsüme vardığımda evi tutuyorum demiştim bile.
Ertesi akşam evi gördüm ve Cumartesi günü taşınacağımı söyledim, çok az eşyamla taşınmak zor olmadı. Bir yatak, bir koltuk aldım, kıyafetlerim, bir kaç mutfak eşyam, bir de emektar küçük müzik setim bana yeter ve artardı bile. Ufacık evim bu kadarcık eşya ile bile o kadar şirin olmuştu ki. Yerleşme işi bittikten sonra, kendime kahve yaptım, en sevdiğim cd'yi koyup, koltuğuma oturdum. Sessizliği özlemiştim, bir de kedi alırsam bu hayatı kolay kolay bırakmam dedim kendi kendime. Hava kararınca üzerime bir battaniye alıp uzandım. Uzun yıllarımı geçireceğim düşündüğüm bu güzel eve, kimseye sormadan, birbiriyle uyumunu umursamayarak alacağım o çılgın tabloları, noel baba desenli tabakları, rengarenk perdeleri, mumları, koskocaman kütüphaneyi, insan vücudu şeklinde olan abajuru düşünerek uyuyakalmışım.



