Betonağme

e-Posta Yazdır PDF

Karamsar düşünceleri daha binayı dışarıdan görür görmez başlamıştı. Dış cephe boyasını bırakın daha hali hazırda sıvası dahi olmayan varoş bina daha ilk izlenimde kendisini mutsuz etmiş, hele bir de içinde yaşayacak olduğu düşüncesi iliklerine kadar tedirgin olmasına neden olmuştu. Başka seçeneği kalmamıştı. Daha doğrusu tek seçenek en başından beri buydu. Ailesinden ilk defa uzaklaşıp bilmediği bir şehrin içine itilip, şehrin soğuk binalarından birinin içine hapsolmak üzereydi. İçeride yoğun bir rutubet kokusu vardı. Hızlıca daireyi gezdi. Emlakçının ağzından etrafa tükürük yayarak düzdüğü övgüler duyanlara sanki gösterişli bir saraydan bahsedildiği izlenimi verebilirdi ama altı üstü kiremit kaplı rutubetli bir binaydı. Adamı dinlemiyordu bile. Adamın yalanlarına aldırmıyordu da. Kararını çoktan vermişti. Karşısına ne çıkarsa çıksın zaten o daireyi tutmak zorundaydı. Ama içinde en azından bir sürpriz olabileceği umudu varsa da artık çoktan geride kalmıştı. Tükürük yağmurunda boğulmamak için hızlıca adamın sözünü kesti ve ardından aynı hızda daireyi terk ettiler. Rutin kâğıt işleri ve ön ödemelerden sonra daire canlı bir bedene kavuşacaktı. Beton duvarların arasında sıcak bir beden boğucu rutubeti delip can katacaktı ıssızlığa.

İlk gece çok zordu. Hiç alışkın değildi ailesinden uzak yaşamaya. Zorlukla uykuya daldıktan sonra gece birkaç kez belli belirsiz gürültülere uyandı. Bir defasında aceleyle yataktan doğrulup hemen ışıkları yaktı. Heyecanla etrafına baktı. Bomboş odada nefesi yankılanıyordu. Soluk soluğa. İkinci el aldığı sararmış yatağı ve yoksul battaniyesinden başka bir şey yoktu etrafta. Sevebilir miydi burayı? Oldukça eski bir o kadar da boğucu mutsuzluktaydı. Soğuk betonunun içine gömülmüş çakıl taşları çocukluğunu hatırlatmıştı. Seksenlerin zeminleri, betonarme anılar. Garip değil miydi yıllardır bu binanın Marilyn Monroe gibi çırılçıplak ayakta durduğuna. Marilyn’in güzelliği yoktu tabii ama mutsuzluğu, yalnızlığı. İçerisi çok soğuktu. Duvarların görüntüsü gibi…

Şıp şıp şıp… Gevşemiş musluktan gelen damlaların sesi. Hemen sonra karnından yükselen gurultu anlamsızlık orkestrasına eşlik ederken, gecenin ahengini bir anlığına bozdu. İnleyen nağmeler… Ardından tekrar; şıp şıp şıp…  Sabaha kadar devam edecekti. Bina ölüydü. Sade bir ölü, sessiz soluksuz. Lanetli bir bina olamayacak kadar ölü. Acaba başka birileri oturmuyor muydu? Ne bir uğultu, ne bir inilti, ne bir televizyon sesi. Diledi…  Ne dilediği önemli değildi. Sadece bir şeyler dilemek istiyordu. İstediği bir hayat belirtisi, bir canlılık, herhangi bir renk ya da bir işaret olabilirdi. Yere öylece yattığı yatağından doğruldu. Çıplak ayakları buz gibi zemine yapışıyor, her bir adımda içini titretiyor, karnının gurultusunu Vivaldi temposuyla artırıyordu. Dört mevsim bir gurultu… Adeta ateş üzerinde yürür gibi, soğuk ayaklarını yakıyordu. Oturma odasına kadar gitti. Sonra mutfağa. Bir de banyo vardı. Gerisi beton yığını. Banyo dolaplarının birinde tozlu bir mecmua buldu. Katlanmış, ıslanmış ve sararmış ucuz magazin dergilerinden biriydi. Güzel bir manken tozlanmış ihtişamıyla sırıtıyor, baş köşede sararmış dişleriyle öylece duruyordu. Dalgın bir biçimde dergiyi izliyordu ki aniden irkildi. Çoktan diken diken olmuş tüyleri adeta ok gibi köklerinden fırlayacaktı. Gerisinde hızlı bir hareketlenme olmuştu. Pıtır pıtır pıtır… Küçük adımların hızlı sesleri. Oturma odasına doğru kaybolmuştu. Ürkek adımlarla salona doğru yöneldi. Evdeki tüm ışıklar evin içini sapsarı yapmıştı. Salona adım attığında köşede duran fareyi gördü. Ürkek küçük gözlerini dikmiş ona doğru bakıyor, burnunu anlamsız biçimde havada gezdiriyordu. Tetikteydi. Her an kaçacak bir delik bulabilecek çeviklikte. Elindeki dergiyi yavaş yavaş rulo yaptı. Avucunun içinde iyice sıktı. Clint Eastwood vari bir düellodaydı sanki. En ufak bir harekette hamlesini yapıp iğrenç mahlûkata saldıracaktı. Piuvv piuvv piuvv…

Üç iki bir motor... Fare o kadar hızlıydı ki daha elini dahi kaldıramadan bacaklarının arasından geçip diğer tarafa doğru kaybolmuş, işin kötüsü dengesini bozup yere yığılmasına neden olmuştu. Güümmmmmm. Hantal bedeni çıplak zemine tokat gibi yapışmış, odanın içini doyumsuz bir sesle yankılamıştı. Ağzından okkalı bir küfür savruldu. Perdesiz camlar, kirlenmiş sarı duvarlar, emlakçı… Hepsi nasibini almıştı. O sırada kapı çalındı. Çok mu ses çıkarmıştı. Acıyla yerinden doğruldu. Usulca kapının önüne yanaştı. Delikten sessizce dışarı baktı. Uykulu gözlerle kapıyı yumruklayan pos bıyıklı orta yaşlı bir adamdı. Eski kapının sürgüsünden paslı zinciri aceleyle oynattı ve kapının kolunu çevirdi. Burnuna kesif bir kömür kokusu ilişti. Elindeki dergiyi hâlâ sımsıkı tutuyordu. Karşısındaki cüsseli adam aşağı doğru seslendi, “Korkma, yeni kiracıymış.”

Kuşku dolu gözlerini karşısındaki gence dikti. Soğuk binada hayat vardı. Gencin aklından geçen ilk düşünce bu olmuştu.

 

Furkan Uzun Pazartesi, 05 Aralık 2011 tarihinden beri altZine'dedir.

altZine'de Gelecek Tema!

altZine'de bir sonraki tema: "Diş". Diş temalı çalışmalarınızı 30 Mayıs 2012 tarihine kadar tema@altzine.net adresine gönderebilirsiniz: altTema

gelecek_tema_metamorfoz