anasayfa altDüşünce Eleştiri “Medeni Hali: Kadın” Oyunu Üzerine – Bilinmeyen âlemin sessiz perisi

“Medeni Hali: Kadın” Oyunu Üzerine – Bilinmeyen âlemin sessiz perisi

e-Posta Yazdır PDF

Kadın ve erkeğin oluşturduğu iki kutuplu dünya, iki birbirinden habersiz insan cinsine işaret etmektedir aslında. Erkeğin yaşam deneyimi, erkek egemen düzenin görünürlüğü, baskınlığı nedeniyle, tüm zamanlarda daha bilinir bir yapı olmuştur. Bir erkeğin hayattan beklentileri, zevkleri, sıkıntıları herkesçe bilinir ve yeri geldikçe “anne” ya da “eş” olan kadın tarafından da erkeklik imgesi yeniden üretilerek pekiştirilir. Kadın, kendi deneyimini dillendiremediği için, bunu dillendirmek “gerçek” bir kadına yakışmayan bir hal olduğu için, bilinmeyen bir âlemin perisi gibidir. Ona yüklenen görevleri yerine getirerek, erkeğin dünyasında “arzu nesnesi” ya da “hizmetli” rolleriyle yerini bulmaya çalışır. Kadının, kadınlarca tanımlanışında da “ataerki”nin söylemlerinin etkin oluşu, kadının toplum içindeki yalnızlığının en acı noktasıdır aynı zamanda.

“Kadın doğulmaz, olunur” sözünde olduğu gibi, cinsiyetin toplumun dayattığı bir etiket, imge olabileceğini düşündüren, “kadınlık” ve “erkeklik” tanımları, hayatın her alanında, her anımızda karşımıza çıkar. Erkek çocuk, cinsiyeti nedeniyle pek çok durumda destekleneceği için asıl mesele kız çocuğu olmaktadır. İyi bir kız çocuğu, iyi bir genç kız, iyi bir genç kadın, iyi  bir sevgili, eş ya da eski eş olmak. Anneliğin kutsiyeti altında ezilirken kadın olma, insan olma haklarının elden alınması. Bu deneyimleri yaşamayan birinin bilmesi mümkün değildir. Ne yazık ki, toplum, bu deneyimleri sıkça duymaya da istekli değildir. Nedir bu “iyi”? Kadını doğuştan “zayıf” yapan bir şey var mıdır gerçekten? Yoksa onu zaafı olan biri haline toplum mu getirmektedir? Yaşamayanın bilemeyeceği deneyim, sözün başındaki kutuplu dünyanın kadın kutbunun deneyimidir.

Oyundaki konu edilmiş, üzerine bir düzlem inşa edilmiş temel unsurlar aşağıdaki gibidir:

  • Bilinmezlik unsuru

 

  • Kadın üzerinde kendi annesinin kadın olarak baskısı

 

  • Anne baskısının içsel mekanizmaya dönüşümü oto-baskı

 

  • Sessiz kalma hali

 

  • Ruhsal yapılar

 

  • Çözümsüzlük

 

  • Döngüsellik anne-kız ya da kendi süreçlerinin kısırlığı

 

  • Erkek tarafından anlaşılmama ya da değer görmeme veya toplumsal anlamda evlilikle onurlandırılıp onurlandırılmama meselesi. Ya da boşanma yoluyla onurlandırma tersi etki.

 

  • Anne, dul, bakire kadınların cinsel özgürlüğü. Kendilerini gerçekleştirme haklarının olmayışı. Umudu taşıma. Etiket altında amaçsızlaştırılma, yalnızlaştırılma.

 

  • Günah korkusu

 

  • Onaylanmama korkusu

 

  • Güçsüz olma/kalma korkusu

 

  • Aileden kurtulma, yaşamı değiştirme ya da onaylanma, dâhil olma için evlenme isteği.

 

  • Yalnız kadın imajı, bakire kız imajı.

 

  • ”Herkes bir gün evlenecek” söylemi, varılacak mecburi istikamet, çaresizlik.

 

  • Kadının yalnız kalması karşıtı yapı, toplumdaki düşünsel mekanizma.

Kısaca belirtmeye çalıştığım unsurlar yoluyla metnin temel söylemi şekillenmektedir. Sosyo-ekonomik özellikleri ve yaşları bakımından farklı niteliklere sahip sekiz kadının hikayelerini konu alan oyun, yer yer birbirinin sözünü tamamlayan, bir kısır döngü gibi birbirine dönüşen ve sonunda birbiri olan, çözülemeyen, toplumun dayattığı “kadınlık” imajı altında ezilen kadınların çıkmazlarını ortaya koymaktadır. Kadın olmanın “sessiz” deneyimi, ruhsal yapıların dile getirilemeyişi ve toplumun üretmeye devam ettiği mekanizma içinde kadının yaşadığı “zorlanma”, kendi olamama, özgür olmama ve kendini iradesiyle gerçekleştirememe halleri, kendini gerçekleştiremeyen kadının bir figüre, bir zihinsel hastaya dönüşmesi ve bu durumun ne kadar sessiz, kanıksanmış biçimde sürüp gidiyor oluşu, oyunun dişil diliyle açık ettiği unsurlardır. Kadın ya da erkek yazar olmaya bağlı olmayan dişil dil özelliği, kadın deneyimini ve ruhsal süreci, kadın algısıyla ortaya koymaktan ileri gelir ve sık rastlanmadığından değerlidir.

Gülce Uğurlu'nun kaleme aldığı, Yelda Baskın'ın yönettiği “Medeni Hali: Kadın” adlı oyun, Şubat 2011 itibariyle Bakırköy Belediye Tiyatrosu'nda seyircinin karşısına çıkmış bulunuyor. Oyuncular, İpek Ayaz, Pervin Bağdat, Selen Domaç, İlkin Tüfekçi, Pınar Tuncagil, Esra Ruşan, Elif  Ürse ve Gülce Uğurlu'dan oluşan bir kadın ekibi. Temel odağı “evlilik” olan oyundaki kadınlar, evliliğe olan konumlarıyla tanımlanıyorlar. Kimisi evlenmek üzere, kimisi hamilelik nedeniyle evliliği düşünüyor, sorguluyor, kimisi aidiyet arzusuyla ilişkisinin evliliğe dönüşmesini umuyor, kimisi yeni boşanmış ve kendini yeni haliyle var etmeye çabalıyor, kimisi yeni evlenmiş,“kadınlık ispatı” gibi bir dertten muzdarip. Kimisi ise evlenmeyi hiç mi hiç düşünmüyor. Bu kadınlar, kadının yalnızca kendi olarak varolamadığı bir ülke panoramasını sergiliyorlar. Ya evlisin, ya bekar ya da dul, ya annesin, ya olacaksın. İlkin Tüfekçi'nin oyunda sık sık dile getirdiği replikteki gibi “Herkes bir gün evlenecek nasıl olsa!” Oyuncuların bu kadınları canlandırmada, ruhsal süreçleri yansıtma bakımından başarılı olduklarını da eklemek gerek. Gerek ses, gerek beden kullanımları bakımından, olduklarından farklı sosyoekonomik özelliklere sahip, farklı yaşlarda ve ruhsal süreçlerdeki kadınları son derece isabetle canlandırmaktalar.

Oyunun yönetmeni Yelda Baskın'ın, tüm oyuncuları aynı anda sahnede görebileceğimiz bir anlatım yöntemi seçmesi ilgi çekiyor. Sekiz kadın, birbirinin peşi sıra söz alıyor ya da jestte bulunuyorlar. Kimi yerlerde bir kapı tıklamasının farklı mekânlardaki iki kadın arasında bir gönderme esprisine sahip olması da hoş bir buluş. Belli aralıklarla müziğin devreye girmesiyle, oyuncular kendi yerlerinden ayrılıp sahne üzerindeki konumlarını değiştiriyorlar. Müziğin değişmeyen ritmi ve içerdiği bebek ağlaması, kadının tekrar eden “zihinsel rahatsızlığını” ve döngünün temposunu ifade etmek bakımından işe yarıyor.

 

Oyunun çıkışında, arınma yaşamış kadınlar ve oyunu teknik bakımdan eleştiren erkekler olduğunu gören bir izleyici olarak ben bu iki kutuplu dünyanın algısının, karanlıkta kalan tarafı “kadın”ın daha fazla bilinmesini, onun bir ajite nesnesi olmadan kendini ifade edebilmesini coşkuyla karşılıyor ve arzuluyorum.

Işık yanıyor- sönüyor, o konuşuyor, o konuşuyor, o konuşuyor. Sekiz ayrı kadın, size travmalarını anlatıyor. Çıkamıyorum, yapamıyorum, kendim olamıyorum. Ben konuşuyorum, ben, benim anne,  kız, eş, gelin, sevgili, ben, her şeyden önce insanım ve siz beni duymuyorsunuz!

Ve oyundaki bir karakterin dediği gibi, “Üzülürdüm, çok üzülürdüm ama yine ona belli etmezdim.”

Belli edilmesi umuduyla, bu oyunu izlemeye gidin. Kadın deneyimini yansıtması bakımından son derece değerli bulduğum “Medeni Hali: Kadın” oyunu ekibini tebrik ediyor ve bilinmeyeni anlatan oyunların sayısının artmasını umut ediyorum. Günümüz dünyasında “evlilik” kurumunun nasıl bir baskı mekanizmasının içinde mutluluk verici özelliğini yitirdiğini ya da nelerin odağında bir halat çekme oyununa dönüştüğünü ise bu oyun aracılığıyla tekrar düşünmek gerek.

 

 

 

 

Gaye Alkan Pazartesi, 28 Şubat 2011 tarihinden beri altZine'dedir.



Yazarın altZine'deki diğer işleri için tıklayın:

altZine'de Gelecek Tema!

altZine'de bir sonraki tema: "Diş". Diş temalı çalışmalarınızı 30 Mayıs 2012 tarihine kadar tema@altzine.net adresine gönderebilirsiniz: altTema

gelecek_tema_metamorfoz


takip edin: 1061260918 677166248 rss
177180262
British Council Türkiye: Genç Yaratıcı Girişimciler için Dijital Yayıncılık Semineri ve Eğitimi
Reklam
altKitap için tıklayın
Reklam
fmag bilgi için tıklayın
Reklam