Truman Capote’nin “Çimen Türküsü” nün ilk basımı 1954’te Varlık Yayınlarınca yapıldı. Can Yayınları’nınki 1983 tarihlidir. Sel Yayıncılık kitabı yeniden bastı.(*) Can Yayınları ile Sel Yayıncılık’ın çevirmeni aynı: Filiz Karabey Ofluoğlu. Ataç çeviriyi öyle beğenir ki, TDK Ödülü’nün bu kitaba verilebileceğini yazar Yaşar Nabi’ye.
Çimen Türküsü Dolly’in yakıştırmasıdır. Kasabanın çıkışında, beyaz yamaçlar üzerinde çiçeklerle bezeli bir tepenin arkasında Bapsist mezarlığı vardır. Talbo ve Fenewick ailesi orada yatar. Kök toplamak için ormana gittiklerinde, Eylül rüzgarları mezarlıktaki çimenlerin arasında eserken hüzünlü sesler taşır insanların kulaklarına. Bu “Çimen Türküsü”dür. Mezarlıkta yatan insanların yaşamlarının öyküsünü fısıldamaktadır rüzgâr, yaşayanlar da mezarlıktaki yerlerini aldıklarında, onların türküsünü de söylemek için orada olacaktır.
Capote, Çimen Türküsü’nde Verena ve Dolly Talbo’nun ekseninde, önce annesini, sonra babasını yitiren Collin Fenwick’in öyküsünü anlatır. İki yaşlı kuzinin yanına gönderilir. Hiç evlenmemiş iki kardeşten küçüğü Verena için paradan daha önemli birşey yoktur. Kasabanın en varsıl kızıdır, kasabadaki eczane, manifatura dükkânı, benzin istasyonu, market onun mülküdür. Bu servet ona paradan başka şeyler de kazımıştır, huysuzluk. Dolly, kardeşinin aksine içine kapanıktır, köşede bir gölge gibi silinip, varlığını duyutsatmaz. Giydiği pabuçları bile ses çıkartmaz, etekleri ayak bileklerine kadar uzanır, tek dostu Catherine Creek’tir, evin büyüğü olmasına karşın, sonradan evlat edinilmiş bir çocuk izlenimi uyandırır.
Capote, Verena’yı lezbiyen eğilimleri olan ancak bunu duygusal olarak yaşayan bir karakter olarak anlatır. Erkekler ondan çekinirler. Bunun gerekçesi bir-iki yıl önce Maudie Laura Murphy adında, sarışın bir kıza duyduğu tutkudur. Ancak Laura, Verena’nın kendine olan duygularını önemsemez, St.Luis’li bir gezgin içki satıcısına tutulur, postanedeki işinden ayrılır, Verena’yı yüzüstü bırakır ve evlenir. Verana için yıkımdır bu. Bütün duygularını bastırır ve yaşama küser. Verena, Laura’nın kendisine gönderdiği, tavanarasına kaldırdığı resimlerine bakar ve onsuzluğuna gizlice ağlar.
Capote, kitabında çimen kavramına iki ayrı yerde değiniyor, bu kavrama iki ayrı mekan, iki ayrı dünya gibi anlamlar yüklüyor. İlki ölümdür, çimenler ölenlerin öykülerini fısıldar, ikinci çimen kaçıştır. İlk mekan mezarlıktır, ikinci mekan mezarlıkla, orman arasında çayırlık bir alan. Bu alan ölümle yaşam arasında bir geçiştir, belki de araf. Capote “Çimen Tarlası” diyor. Dolly’nin bir çingene armağanı olan otlarla tedavi yöntemini Verena’ya ve onun ortağına vermekten kaçınınca, Çimen Tarlasına bitişik ormandaki ağaç eve kaçıyor. Sevgiyi de bu ağaç evde, yaşlı yargıç Cool’da bulacaktır, ilk elini tutan adamdır Yargıç Cool, geç gelen sevgilidir.
Capote (30 Kasım 1924 - 25 Ağustos 1984) ilginç bir yazar. Onun için Amerikan Yazını’nın en özel yazarı tanımlaması yapılır. Yıldızı erken parlamış ancak ışıltısını da erken yitirmiştir. Erken parlayan yıldızının ışıltısının gittikçe kararmasında , alkol ve cinsel eğilimleri etkili olmuştur. Tenesse Williams ile birlekte skandal denilebilecek bir birliktelik yaşamıştır. Verdiği partilere katılmak, sosyetede olmayı ya da olmamayı belirlemektedir. Yolu Capote’nin bu görkemli partilerinden geçmeyenler sosyetede yok sayılırlar. Capote’nin neredeyse bütün yazdıklarında, önemli kahramanlar hep yanlış cinsel tercih yapar. Tiffany’de Kahvaltı’nın erkek kahramanı da eşcinseldir.
Capote’nin son romanı gerçek bir olaydan yola çıkılarak yazılan Cold Blood (Soğukkanlılıkla) adlı romanıdır. Kasım 1959’da New York Times Gazetisinde bir haber yayımlanır. Haberde Clutter ailesinin vahşi bir biçimde katledildiği yazılıdır. Bunu yazacağı bir makalede kullanmaya karar verir ama sonra bunun makale değil aslında bir roman konusu olduğunu düşünür. Altı yıl bu roman üzerinde çalışır. Kitap türdeşleri gibi yaşamsal gerçeğin yazınsal gerçeklikle kesiştiği ve birbiri içine geçtiği bir roman olarak Capote’nin yazın tarihinde yerini alacaktır. Capote masa başında kurmaz romanını, ailenin yakınlarıyla, soruşturmayı yürüten dedektiflerle ve hapishanede cinayeti işleyen Perry Smith’le görüşür. Roman bütün yaşamını etkileyecektir. Yaşama bakışını değiştirir. Perry Smith’in idamında da hazır bulunur ve infazı başından sonuna değin izler. Sonrasında da roman yazmayı bırakır. Belki de yaşamın romandan çok daha değerli ve önemli olduğunu düşünmüştür.
Truman Capote’nin şiirsel bir anlatım biçemi var. Çimen Türküsü’nde de sezdiriyor bunu. Siz onu okurken sıkılmıyorsunuz, fazlalıkları yok kitabın. Ne söylenmesi gerekiyorsa onu anlatıyor, gereksiz ayrıntı ve kitap hacmini arttırmak için yapay uzatmalar yok. Söylenen her söz, anlatılan her olay, betimlemeler hep kararınca.
Can Yayınları’nın ikinci baskısında kitap 155 sayfa, Sel Yayıncılık’ın son baskısında 118. Sayfa yapısından, yazı karakterine değişmiş olabilir.
Capote, Çimen Türküsü’nü, başladığı gibi aynı eğretilemeyle bitiriyor. Siz, ilk ve son sayfadaki iki Çimen Türküsü arasına sıkışmış yaşamları okuyor/izliyorsunuz.
Çimen Türküsü mü?
Çimenler aynı türküyü mırıldanır hâlâ, o güney kasabasında.
Dinleyin duyacaksınız!
-------------------------------------------------------------
(*) Truman Capote, Çimen Türküsü, Sel Yayıncılık, 118 sayfa.






