Zehir
Ama elimde olmadan gözümün çevresinde görünür olurdu kara zehirli halkalar, aynadaki ümitsiz bakışımda annemden bir parça arar bulamazdım ve babamdan miras kaldığına inandığım derince izler diğer her şeyden daha ağır basardı. O an yaşamaktan, hayal etmekten, her şeyden vazgeçer, çeker vururdum kendimi karın boşluğumdan.

Panzehir
Olasılık?
Anahtar bir tur atıp döner deliğin içinde. Kapı açılır. Teyzemin adımları doldurur evin içini. Sağlıklı ve mutlu bir evlat gibi doğrulur, kalkarım yatağımdan o zaman. Önce getirdiği yemekleri istifler buzdolabına. Mutfak dolapları açılır, kapanır, gıcırdar, çarpar. İçeriden duyabileyim diye, normalde olduğundan daha yüksek bir ses tonuyla konuşur, zaten kısa olan cevaplarımı daha bitiremeden, karşı bir atak gibi sorular sorar sürekli. Her hareketininin esini bir soru, kelimelerin bittiği yeri bir tıkırtı, bir hışırtı kaplar. Tabak sesleri, torba hışırtıları… Cam bir kavanoza kese kağıdındaki fındıkları döker. Boş sürahileri doldurur. En son, kaşığın kenarını sertçe cezveye vurarak koyduğu kahveyi kaynar suyla haşlar. Kahvenin üzerine gezdirdiği bir kaç damla soğuk su, telvesini dibe çöktürür gibi, yıllar önce ben küçükken annemle babamın arasında patlayan silahın hakkında hiç konuşamadığımız sessizliğini de örter. Avrupalı bir filmde, usta yönetmenin tek planda, kesintisiz, hünerle akıttığı uzun ve mükemmel bir sahnedir her sabah, mutfak ve benim içeriden mutfağa doğru ağır ağır yaklaştığım koridor. Yaklaştığımı duyduğu an iki fincan, iki bardak soğuk su ve cezveyi taşıdığı tepsiyi mutfak masasında bırakır. Kahveyi fincanlara pay ettikten sonra paketinden uzun sigarasını çıkarır ve yakar. Mutfak kapısında belirdiğim an bana bakarken, az önceki hareketli ve sesli sahnenin bir kaç saniyede yavaş yavaş soluşunu izlerim teyzemin gözlerinde. Kimbilir hangi karmakarışık duygularla fırlar oturduğu iskemleden, belli belirsiz kızarmış nemli göz altlarıyla gelir yanıma, sarılır öper beni. Sarılırken ben gözlerimi yumarım hala geçen onca seneye rağmen, kahve ve sigara kokusunu kucaklarım annem gibi. Masaya oturur karşılıklı kahvemizi içeriz. Sigarasından üflediği dumanın pusu aralandıkça yüzümde, bakışımda, hareketlerimde ve sesimde kız kardeşini bulur çıkarır. Çok dayanamaz durmaya ve sessizliğe, benzerliğe. Kahvesini içer ve gider. Tam o an, annemin ebedi yokluğunda bile, bana fazla gelişini hissettiğim olur. İşte orada bir babanın eksikliğini duyarım. Orada her ikisini de kabullenirim, her ikisini de affederim, her ikisine de isyan ederim ve en derinde her ikisinden de kazmayla kürekle firar edip kurtulmak, onlardan soyunmak isterim. Aynaya her ümitsiz bakışımda artık kendimden bir şeyler bulmak…
Resimler
İlki: Mercedes Helnwein, Local News, 2006
İkincisi: Gottfried Helnwein, Mother’s day, 1993




