Küçükken toprak yerdim ben. Eve gelen misafirlerin ayakkabısının altını yalarmışım, onu hatırlamıyorum. Ama evimizin yakınındaki topraktan minik kulübenin samanla karışık toprak sıvasından bir parça koparıp gizlice ağzıma atardım. Samanlarını da tel tel çıkarırdım ağzımdan. Yememem gerektiğini bildiğimden her gün azar azar koparırdım. Farklı yerlerden alırdım ki kimse anlamasın. Sanki biri beni kontrol ediyordu. Kocaman bir adamdı, şişmandı, biraz babama benziyordu. Saçlarımdan yakalayıp kafamı çevirecek, elini ağzıma götürecek ve hepsini birden alacaktı ağzımdan. Sadece o gün yediklerimi değil, hepsini birden. Kötü bir kâbus gibiydi ama bırakamıyordum. Sonraları cezamı hafifletmek için kendime bir suç ortağı buldum. Önce büyük bir sır gibi anlattım. “Orhan, gel sana bir şey göstereceğim.” diye kulağına fısıldadım. Koşarak toprak yapının önüne geldik, içeri girmeye hiç cesaret edememiştim, çok kötü kokuyordu, karanlıktı. Altı yaşındaydık, kulübenin tahta kapısının deliğinden içeri baktık sırayla. Ben sus işareti yaptım. Sonra arka tarafa geçtik. Kapat gözlerini dedim, kapatmam dedi. O zaman göstermem dedim. Tamam dedi, kapattı gözlerini. Ustaca bir parça toprak kopardım. Aç gözünü dedim. Açtı, ne olduğunu anlamamıştı. Elimdekini gösterip ağzıma attım. Gözleri fal taşı gibi açıldı, içinden çıkardığım samanlara baktı. Yüzü asıldı. Sen de yap hadi dedim. Yapmam dedi. Korkak dedim. Sensin korkak dedi. O zaman yap dedim, bir parça avucunun içine koydum, gözlerini sımsıkı kapatarak ağzına attı. Yüzünü buruşturdu önce, sonra samanları da yuttuğu için öksürdü, neredeyse boğulacaktı. Ben deli gibi güldüm. Çok sinirlenip avuç avuç ağzına aldı toprağı, çiğnedi çiğnedi samanlarını çıkarıp yuttu. Tamam dedim, bu bizim sırrımız, kimseye söylemek yok, söz mü söz. Koşarak çıktık oradan, büyük çayırlıkta çelik çomak oynayan çocukların arasına karıştık. Bazen utanarak birbirimize bakıyorduk. Artık tek suçlu ben değildim. Annem o akşam kulağımdan tuttuğu gibi eve götürdü beni. Görmüş beni, toprak yiyormuşum o oğlanla diye babama söyledi. Babamın emirleri kesin ve netti, annem de uygulardı. Meğer suçumu daha da büyütmüşüm. Ben hafiflediğini sanmıştım oysa. Sonrası malum, on altı yaşında memelerim büyüdüğünde, toprağı sevdiğimden midir bilinmez -babam bunu hiç unutmamış- beni toprağa gömdü. Tadı hala güzeldi ama bu defa nefes alamadım. Şikâyet eden annemdi yine.



