Bitmeyen

e-Posta Yazdır PDF
Gök kırıldı

Böyle derdi büyükannem,

Ne zaman şiddetli bir fırtınayı bölen gök gürültüleri etrafı sarsa.

İçimdeki korkuyu ilk gördüğüm

İlk dokunduğum andır gök kırılması,

Öncesini hatırlamıyorum.

O yaz büyükannemin evinde her zamankinden daha uzun bir süre kalmıştım.

Okullar açılmıştı yaz bitiyordu ve ben hâlâ evimize dönememiştim.

Gök gürültüsünden daha güçlü korkular olduğunu anlamaya başlamıştım.

Anne ve babamın beni terk ettiğini düşünüyor. Bir daha onları göremeyeceğimi

Bir daha okula gidemeyeceğimi ve sonsuza kadar sokak lambasının pencereden vuran ışığı

Altında uyumaya çalışacağımı düşünüp,  sessizce bir köşeme çekiliyordum.

Çocukluğumdan kalan ilk yara izimdir bu anı.

Hâlâ sessizliği parçalayan gök gürültüleri içimi kapladığında, Uzun soluklu suskunluklara

Sığınıp korkumu yatıştırmaya çalışırım.

Ama bu sefer olmuyor.

***

Bakışlarını masanın üzerinden kaldırmadan derin bir soluk aldı. Kitabın kapağını kapatıp sağ tarafındaki yığının üzerine bıraktı. “Olmamış, hem de daha ilk sayfadan” diye geçirdi içinden. Sol tarafındaki kitaplardan birini önüne alıp kapağını açmadan önce,  masasına gömülmüş uyuklayan memura çaktırmadan bir bakış attı. Salon kararmaya başlamıştı. Okumak gittikçe zorlaşıyordu. Kütüphanenin kapanmasına az bir süre kalmıştı ve bakılacak daha çok kitap vardı. Başını söylenir gibi sallayarak masaya çevirdi. Okumaya başladı.

***

­- Onlar dağlı, dedi dedesi. Küçük kızın sessiz gözyaşlarına aldırış etmeden, kapıyı üzerine kilitledi. Ağır adımlarla sabah namazını kılmak için köy meydanındaki camiye doğru yola koyuldu.

***

Kütüphane memuru başını önündeki kayıt defterinden kaldırıp bıkkın bakışlarla salonu süzdü.  Sabahtan beri hiç yerinden kalkmadan masaya yığdığı kitapları karıştıran adam da olmasa ışıkları yakmasına gerek kalmayacaktı. Adamın gitmeye pek niyeti yok gibi görünüyordu. Tek tük gelenlerin getirdiği kitapları teslim alırken ya da deftere işlerken göz ucuyla onu izlemiş, ne yaptığına bir türlü anlam veremediğinden içini bir kuşku kaplamıştı. Tedbirli olmakta fayda vardı. Daha geçen ay yirmi küsur kitap eksik çıkmıştı sayımda. Gözlerini kısıp saatine dikkatlice baktı. Saatin kaç oluğunu anlaması için zihnini iyice toplaması gerekiyordu sanki. Ağır hareketlerle yerinden doğruldu, bakışlarını adamın üzerinden ayırmadan ışıkları açtı.

***

Aslında bir tesadüftür yaşamak

İnandığımız

Peşinden sürüklendiğimiz

Bir inat hikâyesi gibi yaşadığımız

Bütün ihtimaller olasılıklar

Küçük yaşam kırıntıları

Bir tesadüfle karşımıza çıkar

Yol olur

Yön olur

Ömür olur

Bundan ibarettir çöle düşen yağmur

Bedene kokusunu veren çiçek

Kalbe düşen inanç

Aşk

Bundan ibarettir

Hayata bağlayan tesadüfi bir ip

Kararsız bir kışın ısıtan örtüsü

Hepsi budur işte

***

Son kitabın da kapağını kapattı. Sağ tarafındaki yığının üzerine özenle bıraktı.  Bu kitabın bir şiir kitabı olması ve aşktan bahsetmesi bir tesadüf müydü sadece emin değildi. Ancak bunları düşünmeyecek kadar doluydu kafası. Sandalyeye yaslanıp gözlerini kapadı. Bir süre okuduğu kitapları zihninden geçirdi. Son okuduğu şiir kitabı aklını meşgul etmişti ama karıştırdığı hiçbir kitapta tam bir doygunluk hissine ulaşamamıştı. Daha vakti olup olmadığından emin değildi. Silkinip ayağa kalktı. Belki birkaç kitap daha kurcalayabilirdi. Raflara yöneldiği anda kütüphane memurunun üzerine kilitlenmiş bakışlarıyla karşılaştı.

“Kapatmak üzereyiz...” dedi kütüphane memuru. “Kitapları getirseniz iyi olur.”

“Birkaç kitap daha bakamaz mıyım?” dedi adam, vakit kazanma çabasıyla. Kütüphaneden çıktıktan sonraki an ile ilgili herhangi bir planı yoktu. Tek istediği ne yapacağı belli olana kadar bir süre daha kütüphanede kalmaktı.

“Gerçekten vaktimiz yok. Tam saatinde kapatmak zorundayız.” Sesindeki ısrarcı ton, artık hareketlerine de yansımaya başladı. Masasını sert hareketlerle düzeltiyor, elindeki anahtarları sinirli bir şekilde sallıyordu. “Kütüphaneyi hemen kapatıp,  ne yapacağıma karar vermem gerekiyor. Artık çıksak iyi olur” dedi.

“Çıkalım” dedi adam, ümitsiz bir sesle.

Salonun ışıklarını kapatıp kapıya doğru yöneldiler. Kitaplar ertesi gün onlara dokunacak, okuyup karıştıracak yeni insanlar gelene kadar karanlığa gömülmüştü. Kütüphaneci kapıyı özenle kilitleyip, yaptığı işin önemini belli etmek ister gibi derin bir soluk aldı. Adam her gün tekrarlanan bu törene hiç aldırış etmeden kenardaki banka bıraktı kendini. Cebinden bir sigara çıkarıp yaktı.  Sonra paketi Kütüphane memuruna uzattı.

“Adın ne?”

“Kütüphane memuru. Sen bana kısaca k. diyebilirsin. Kimse bana böyle hitap etmedi ama bu isimle çağırmalarını isterdim. Ya senin?”

“Henüz bilmiyorum. Umarım yakında öğreneceğim. “

“Nasıl buldun?”

“Neyi?”

“Okuduğun kitapları, tabii...”

“Olmamış” dedi adam.

Sonra uzun bir sessizlik oldu. K bir anlam veremedi bu cevaba ama, pek üzerine de düşmedi. Bundan sonra ne yapacağı bir türlü aklına gelmiyordu. Bir planı var mıydı bir türlü hatırlayamıyordu. Ani bir hareketle adama dönüp “Ne yapacaksın şimdi?” diye sordu.

“Bilmiyorum ya sen?” dedi adam, aynı hızla.

“En iyisi bekleyelim...”dedi K.

“Evet, en iyisi!” diye tekrarladı adam.

Gece üzerlerine çökene kadar beklediler. Adam sıkıntıyla yeni bir sigara daha yakarken birinin onlara doğru yaklaştığını fark etti. Karanlığın içinden geliyordu. Sessiz adımlarla onlara doğru ilerledi, k ve adam hiç kımıldamadan gelişini izlediler. İkisi de kim olduğunu anlamışlardı. Heyecanlarını belli etmek istemiyorlardı. Bu durumdan kurtulmak üzere olduklarını düşünmelerine rağmen, bütün bir akşamı kütüphanenin önündeki bankta geçirmek sinirlendirmişti ikisini de. Gene de gelen kişinin ne yapacağını, ne söyleyeceğini beklemek en iyi karadı.

Hiçbir şey söylemeden banka oturdu. K. İle adam sabırsızlanıyor, soru sorabilecek gücü bulabilmek için, ona hissettirmeden birbirlerine bakmaya çalışıyorlardı. En sonunda adam dayanamayıp “Eee, ne olacak şimdi?” dedi

“Hiçbir şey. “

“Nasıl hiçbir şey?” dedi K.

“Hiçbir şey olmayacak. Üzgünüm, olmadı.”

“Ne yapacağız şimdi peki?” dedi adam.

“Bilmiyorum. Sigaran var mı?”

Beklemediği bir cevabın şaşkınlığıyla bir şey söyleyemeden çıkarıp uzattı adam. Sigarasını yakıp ayağa kalktı, K. ile adamın öfke dolu bakışlarına aldırış etmeden üzerini düzeltip, “Gerçekten üzgünüm. Belki başka bir sefere” diyerek ağır adımlarla ilerleyerek gözden kayboldu.

***

Metne son bir kez göz ucuyla bakıp “Sil” tuşuna bastı. Şu an önünde odanın karanlığına loş bir aydınlık katan bilgisayar ekranı duruyordu. Herhangi bir müzik açıp, sigarasından uzun bir nefes çekti.

“Yarın,” diye mırıldandı kendi kendine, “Yarın tekrar denerim.”

 

 

 

 

 

Halil İbrahim Özay Cuma, 01 Ocak 2010 tarihinden beri altZine'dedir.



Yazarın altZine'deki diğer işleri için tıklayın:

altZine'de Gelecek Tema!

altZine'de bir sonraki tema: "Kar". Kar temalı çalışmalarınızı 30 Ocak 2012 tarihine kadar tema@altzine.net adresine gönderebilirsiniz: altTema

gelecek_tema_metamorfoz


takip edin: 1061260918 677166248 rss
177180262
fmag bilgi için tıklayın
Reklam