Eksik

e-Posta Yazdır PDF

Mostar Köprüsü’nde durmuş bakıyorum. Sağımda solumda bir yığın insan, nereden geldikleri belirsiz. Sarı saçlılar, soluk benizliler, kaslı uzun bacaklılar, yuvarlak hatlılar, sivri bakışlılar… Ellerinde fotoğraf makineleri, yüzlerinde poz verme telaşı. Arka planlarında hep ben, sırtım onlara, gözlerim nehre dönük. Bakır saçlı, askılı elbiseli, siyah sandaletli, ince bilekli bir genç kadın. Suya bakan, gülmek için sudan sebepler arayan donuk bir yüz.

“Amma sıcak! Ben gidip su alayım, ister misin?”

“Olur.”

Parmaklarım bu taşlar üzerinde ne kadar uzun, ince ve yorgun görünüyor. Dokunduğum taşın eski köprüye ait olduğunu, bir bomba darbesiyle yuvasından kopup nehrin sularına gömüldüğünü hayal ediyorum. Ateş, barut kokusu, kan kırmızısı, toz ve toprak. Yerle bir olmuş bir köprü, yıkıntılarından yeniden inşa ediliyor. Hayatları yerle bir olmuş insanlar, eski çarşının sokaklarında meraklı turistlere Türk kahvesi yapıyor. O koca taş, nehrin yatağında sonsuza kadar uyuyacağını sanırken bir el uzanıyor, onu alıp yine köprü yapıyor. Hiçbir şey olmamış gibi, orada dursun istiyor. Sevgilim ellerinde iki küçük şişe, karşıdan geliyor. Hiçbir şey olmamış gibi yapalım istiyor. Oysa beni gördü o, un ufak oluşumun her anına tanık, biliyorum.

“Al bakalım. Dikkatli iç, buz gibi.”

“Tamam, sağ ol.”

“Aşağıya inelim mi? Ayaklarımızı suya sokarız.”

“Su soğuktur, üşürüm ben. Sen git, gelirim şimdi.”

“Bak az kalsın unutuyorduk. Köprüsüz Bosna turu olur mu hiç? Hadi geç de çekeyim seni.”

“Saçım başım dağınık Uğur, şimdi yapmasak? Daha buradayız nasıl olsa.”

“İyi, yarın çekeriz madem. Ya da sen beni çek, evleri de al ama.”

“Tamam. Bak, oldu mu?”

“Süpersin! Piller nerede sahi?”

“Odada bıraktık galiba.”

“Neyse, yeter herhalde. Ben aşağıya iniyorum o zaman. Hadi gel sen de, çok kalma.”

“Olur, gelirim birazdan.”

Bir köprüyüm. Her taşımda bir başka yüz, bir nesne, çocukluktan kalma anılar, orta yaşımın gündüz düşleri. Hayatıma giren her hayat, yeni bir taş üzerimde. Gittikçe ağırlaşıyorum, ayaklarım titriyor ama umursamıyorum. Altımda, bacaklarımın arasında coşkuyla akan bir nehir. Manzaram eşsiz, bakmaya doyamıyorum. Derken bir gümbürtü, nasıl da büyük bir sarsıntı, her yer kararıyor, göz gözü görmüyor. Taşlar birbiri üzerine, birbirini parçalayarak suya akıyor. Sağlam kalan yanlarıma bakıyorum, bir yanım tamamen çökmüş ama yıkılmamışım. Şükretmeye çalışıyorum. Kalabalığa karışmak, anı yaratmak, taş yataklarından yeni taşlar çıkarmak. Başka bir şey yok yapılacak, biliyorum. Ama kopan taşlardan biri var ki onsuz ayakta durmakta çok zorlanıyorum.

“Gelmedin?”

“Dalmışım işte. Bir şeyler yiyelim mi?”

“Yiyelim, ben de acıktım. Sabah gördüğümüz yeri deneyelim, güzel de kokuyordu.”

“Olur, gidelim.”

“Sonra da aşağıya ineriz birlikte, köprü oradan muhteşem görünüyor. Birkaç kare aldım bile, kızma ama sen de varsın.”

“Yok canım, niye kızayım?”

“Göstereyim mi?”

“Oturunca bakarız canım, çok sıcakladım ben burada.”

“Tamam, o zaman aşkıma hemen gölgede bir masa, bir şişe de en soğuğundan bira.”

Sevindi, gözleri parladı. Oysa bir yıl önce bundan daha doğal bir şey olamazdı. Canım, aşkım, bir tanem, nar tanem ve ilişki sözlüğünden sayısız zırva. Teklerin sinirini bozar, çiftleri mest eder. Benim için anlamsız. Yıkılan yerlerimi onarmam için sunduğu taşlar gibi kof geliyor bu sözcükler. Karşımda gülümsüyor, gözleriyle gülümsemem için yalvarıyor. Konuşmazsak geçecek sanıyor. Çöken yanlarımı birlikte yeniden inşa edeceğiz. Peki bu yükü hangimiz taşıyacak?

“Kaymaklı kebap yiyelim mi?”

“Ben daha hafif bir şeyler yiyeyim Uğur, dün gece ağır geldi biraz.”

“Ama nefisti, sen de sevdin değil mi?”

“Sevdim de, biraz fazla kaçırdım herhalde. Patates filan alayım ben.”

“İyi o zaman, benimkinden de yersin istersen.”

Tek yanı çökmüş bir köprüyüm. Üzerimden koca bir kış geçti. Nehir dondu, doğa sustu ve ben bütün kış vicdanımın sesini bekledim. Buzun altından, artık nehrin bir parçası haline gelmiş taşımı görmeye çalışırken, o keskin sesin kulaklarımı tırmalayacağını sandım. Demek doğru, gerçekten suçluluk duymuyorum. Sadece acı, kopan yerlerimde ara ara kendini hatırlatan ince bir sızı.

“Bak çok güzel bir rota çizdim, buradan doğruca Hırvatistan'a geçeriz. Oradan da ver elini Karadağ! Hazır hava da güzel, denize gireriz, yanarız biraz ne dersin?”

“Yarın mı?”

“Bilmem, burada görecek ne kaldı ki?”

Köprü kaldı Uğur, köprüyle hesaplaşmalıyım. Senin bana soramadıklarını bu köprü soracak.

“İstersen sen önden git, ben birkaç gün daha kalayım.”

“Olur mu canım öyle şey? Zaten kaç günlük iznimiz kaldı şunun şurasında. Ne yapacaksın Allah aşkına, yoksa aklında bir şey mi var?”

“Hayır, sadece... Neyse, yarın akşamüstü gideriz o zaman. Öyle kalmak geldi içimden ama haklısın, durmaya vakit yok.”

“Bak şimdi, bu bir taş mı Alev Hanım?”

“Yanlış anlama canım sen de hemen, ne dediysem o işte.”

“Tamam tamam kızma, bak çok istiyorsan yarın gece de kalalım.”

“Yok, vazgeçtim. Hem doğru dedin, denize de girelim biraz. Kahve söyledik mi?”

“Unuttuk sahi, dur hemen söyleyeyim.”

Duruyorum zaten. Aylardır bu taş köprü gibi kıpırtısız, öylece duruyorum. Yıkıntılarımın üzerine basarak geçiyor aceleci turist adımları, geleneksel giysiler içinde unutkan köylüler, savaş köpekleri. Yerlisi de yabancısı da şöyle bir bakıp gidiyor. Beni dinlemeye vakitleri de yok güçleri de.

“Sen atla gel buralara kadar, üstüne bir de Türk kahvesi iç. Ne keyif, değil mi?”

“Öyle cidden.”

“Seneye de İtalya mı yapsak? Ama öyle Roma’dır, Venedik’tir değil de, ne bileyim, farklı bir şeyler...”

“Köprüyü gösterecektin, makinayı versene bakayım.”

“Al canım. Birkaç tanesi aynı, ışıkla oynadım biraz.”

Orada işte. Arkasında renkli gölgeler, hareket edenle etmeyeni ayıran fotoğraf mucizesi. Sol eliyle köprüye dayanmış, nehre bakıyor. Oysa durmayacak su, durulmayacak biliyor. Bu sudan bir mucize çıkmayacak.

“Daldın yine.”

“Efendim?”

“Tatil diyorduk, ne yapsak seneye? Var mı şöyle canının çektiği bir yer?”

“Yok, Uğur. Canım hiçbir şeyi çekmiyor.” 

 

 

Deniz Yalım Kadıoğlu Salı, 30 Mart 2010 tarihinden beri altZine'dedir.



Yazarın altZine'deki diğer işleri için tıklayın:

altZine'de Gelecek Tema!

altZine'de bir sonraki tema: "Kar". Kar temalı çalışmalarınızı 30 Ocak 2012 tarihine kadar tema@altzine.net adresine gönderebilirsiniz: altTema

gelecek_tema_metamorfoz


takip edin: 1061260918 677166248 rss
177180262
fmag bilgi için tıklayın
Reklam