Yarım

e-Posta Yazdır PDF

Kaldırımın köşesine tutunmuş, ancak iyice dikilerek sokağı görebildiğin pencerenin, perdesini hızla çekiyor odayı paylaştığın hemşerin  ‘’Kodumun ibnesi gene arabasını çekmiş pencerenin önüne, bir gıdım güneş girmesin içeri, sen de kalk lan ne uykusu bu saatte,  geç kalıyoruz’.’ Sinirle dürtüyor yatağın içine kıvrılmış, gözlerini henüz açamamış olan seni. Hışımla doğruluyorsun. ‘’Siktir git lan!’’ diye bağırıyorsun. Ama kalkamıyorsun yataktan, yarı doğrulmuş vaziyette öylece kalıyorsun yorganın içinde. Apış aran, donun, bacakların yapış yapış. Rüyanda savrulan yüzlerce bacaktan, kıçtan, kasıktan sabaha kalan mirasın. Yüzünü buruşturuyorsun. ‘’Sen çık geliyorum ben.’’ diyorsun hemşerine. Ne olup bittiğini hemen anlamış muzur bir ifadeyle sırıtıp ‘’İyi ben çıkıyorum, sen de cenabet gelip bereketimizi kaçırma.’’ diyerek, daha fazla küfür yememek için koşarcasına çıkıyor evden.

Yataktan çıkmadan yerdeki sigara paketine uzanıyorsun. Aklın hala gördüğün rüyada. ‘’Tövbe tövbe’’ diye kendi kendine mırıldanıp yakıyorsun sigaranı. Hâllendiğin rüya sakinlerin geliyor gözünün önüne. Hiçbirinin yüzünü hatırlamıyorsun. Kuş sürüsü gibi etrafını kaplayan kadın bacakları, kıçlar, daracık pantolonlar, rüzgârda uçuşan etekler. Düşünürken bile bir tuhaf oluyorsun, önün kabarıyor. Daralıyorsun. Neden yüzleri yok? Belden yukarısı kayıp bedenler. ‘’Karabasan mı geldi gece yoksa?’’

Sigarandan son bir nefes çekip yataktan kalktın. Duvardaki saatle göz göze gelince panikliyorsun.

Yıkanmaya, abdest almaya zaman kalmamış.

‘’Geç kaldım amına koyayım, siktiğimin şerefsizleri gene zamanında uyandırmadan kaçıp gittiler.’’

Evin boşluğunu sesinle doldurmak, küfürler duvarlara yapışsın da ev arkadaşların akşam geldiğinde görsünler ister gibi bağıra çağıra giyiniyorsun.

Kahvenin önü çoktan dolup taşmıştır. Ne dolup taşması, arabalar çoktan gelmiş, adamları toplayıp işe gitmiştir bile. Geriye bir ihtiyarlar, bir de kimsenin iş vermek istemediği gudubet suratlılar kalmıştır.

“Bu cenabet halde gitsem sanki biri çağıracak, işe koşturacak beni. Offff... “

Bir sigara daha yaktın. Evin içinde dönüp duruyorsun. Canın gitmek istemiyor. Ama gitmeden olmaz ki. Daha bu ayın kirasını bile ödemedin. Memlekete para bekleyenleri aklına getirmek bile istemiyorsun. Gazete kâğıdıyla kaplı masadaki zeytin peynire, soğumuş çaya bakıyorsun. Ekmek taşlaşmış artık, neredeyse üç günlük. Neyse ki sigaran halletti açlık işini. Gönlün hiçbirine meyletmiyor.

Efkârlanıyorsun. İçin doluyor. Neden hep böyle oluyor. Kısmetinin kapısını hangi cin, hangi şer bağlıyor? Biliyorsun aslında... Arkadaşların gibi her hafta sonu yokuştaki evlere gidemiyorsun ki. Ne her hafta sonu, geldin geleli daha hiç gitmedin ki. İçin doldukça doluyor. Bacaklarının arası gece uykunda, kalbin sabah kalktığında patlıyor. Gözlerin doluyor. Bozkırın ortasında türkü tutturduğun günler geliyor aklına. ‘’Ben böyle hayatın gelmişini geçmişini...’’ diyerek kapıya yöneliyorsun.

Daha fazla geç kalmadan bir an önce gitmelisin. Daha bir saat yürüyeceksin toptancılar mahallesine.

Neredeyse öğlen olacak sen gidene kadar. Dükkânın çırağı gene dalga geçecek seninle.  ‘’Oo patron hoş geldin, yemek söyleyeyim mi?‘’ diye. Bu saatte geldiğine göre paraya ihtiyacın yok diyecek, göz göre göre işe göndermeyecek seni. Delireceksin. Ellerin titreyecek ama gıkını çıkamadan beklemeye devam edeceksin. ‘’Ağam’’ diyeceksin o piçe.

Elin kapının kenarında duran arkadaşının sırtlığına gidiyor. Daha dokunmadan belinden bir sızı geçiyor bacaklarının arasına kayıyor. Bu lanet yüzünden diyorsun. Hışımla sırtına geçirip ayakkabılarını giyiyorsun.  Sağ pabucun elinde, yağmur yağmasın diye dua ediyorsun. Çekilir mi yoksa bütün gün ıslak ıslak.

Henüz eğilmedin. İki büklüm olmadın. Dimdik çıkıyorsun kapıdan. İnsanların gözlerinin içine baka baka yürüyorsun. Uykuna, rüyalarına biriktirmek için sımsıkı tutuyorsun yüzleri aklında. Sonra upuzun saçları, ince boyunları, yürürken savrulan çıplak kolları, bluzların içinden fırlayacakmış gibi göğüsleri yazıyorsun içinin ta derinlerine. Unutmamak için, geceni tamamlamak için.

Birazdan varacaksın kısmetini bekleyeceğin yere.  Biri gelip hadi diyene ya da yamak seni çağırıp yüklen diyene kadar. Sigaranı tüttürüp duracaksın. Sonra yavaşça eğilmeye başlayacaksın. Neredeyse kalçalarının hizasına kadar. Yükünü sırtlayıp gideceksin gönderdikleri yere. Bacaklardan, kalçalardan örülü bir ormanda kendine yol açmaya çalışarak...

 

 

Halil İbrahim Özay Cuma, 01 Ocak 2010 tarihinden beri altZine'dedir.



Yazarın altZine'deki diğer işleri için tıklayın:

altZine'de Gelecek Tema!

altZine'de bir sonraki tema: "Kar". Kar temalı çalışmalarınızı 30 Ocak 2012 tarihine kadar tema@altzine.net adresine gönderebilirsiniz: altTema

gelecek_tema_metamorfoz


takip edin: 1061260918 677166248 rss
177180262
fmag bilgi için tıklayın
Reklam