anasayfa altMetin Kurmaca Günlük Osman II

Günlük Osman II

e-Posta Yazdır PDF

17.03.10 

 

Sevgili Osman, 

Düşündüm de, yazmak bana göre değil galiba. Dün gece saat 3’te düşündüm bunu. Anladım daha doğrusu. Buldum, fark ettim, ayrımsadım. İşte dün gece şu lanet olası öyküyü yazmaya çalışırken, bir baktım minik minik kafalar çizmeye başlamışım kâğıdın kenarlarına. Bunu görünce birden bir aydınlanma anı yaşadım. Her şeyi hatırladım. Evet, dedim, işte bu! Ay, yalan atmayayım şimdi. Aslında kafamda konuşan adam dedi bunu. Ben çok dalgındım o sıra, küfürler falan ediyordum. Ama kaç gündür ne dediğini dinlemediğim bu adamı duydum böyle deyince. Sandalyemde sıçrayıp “Evet” dedim ben de, “Çok haklısın. Yaşa!” ve hemen öylece bıraktım öyküyü. O an hafifleyiverdim, pozitif enerjiyle doldum ve doğru bir karar aldığımı anladım. Hem benden önemli mi Osman? Bu kadar üzülmeye, kendimi yıpratmaya değer mi? Değil. Değmez. Zorlamamalı, hayatı özgür bir nehir gibi akışına bırakmalı bazen. İçinden geldiği gibi yaşamalı. Yoksa içine kapanırsın kuru bir dere gibi. 

Çünkü ben ressam olmak için doğdum Osman. Yazar olmam bir hataydı. Hatadan dönmekse kârdır. Ta ilkokulda bile böyle kafalar çizerdim defterlerime ben. İçimden gelen bir şeydi, benim için nefes almak gibiydi adeta bu. Derslerin ortasında sayfaları çeşit çeşit kafalarla doldururken bulurdum kendimi hep. Öğretmenim çok kızardı ama bütün baskılara rağmen çizerdim ben yine. Elimde değildi ki! Var olma biçimimdi bu benim. Resmim pekiyiydi, sonra 5 oldu. Kimse benim kadar güzel kafa yapamazdı. Canlıydılar adeta, sayfalardan çıkıp çay, kahve içecek gibi durulardı. Hadi itiraf edeyim, sokağa çıkmadığım zamanlar konuşurdum onlarla bazen. Anlarlardı beni. Eğlenirdik. Güzel olurdu. 

Sonra ortaokulda metalci olunca kurukafalar, yaratıklar, zincirler çizmeye başladım. Konuşmayı bırakmıştım zaten. Düzen bekçileri orada da peşimi bırakmadı ama tabii. Bir satanist aramasında müdür yardımcısı (pis faşist!) el koymuştu defterlerime. Sonra geri verdi. Hem zaten kedim vardı benim o zaman. İşte böyle suçlamalara da boyun eğmeden devam ettim ben sanatımı icra etmeye. Sanat için sanat yaptım hep. Ama liseye doğru toplum için yapmaya başladım. Kızlar bendeki bu asi, sanatçı ruhu görünce ilgilenmeye başlamışlardı çünkü benimle. Sevgililerim oldu, onların günlüklerine kurukafalar, guns’n roses’lar çizdim. Resimlerim başka dünyalara açılan pencerelerdi benim için. Her şey çok güzeldi yani. 

Ama sonra ne olduysa bir haller oldu bana. Lisede bir uyku bastırdı birden. Nihilist oldum biraz. Resim çizmek yerine uyumaya başladım derslerde. O dönemde bir iniş trend’ine girdi hayatım. Annemi, babamı pek sevmemeye başladım. Her şeye de karışılmaz ki! Derslerim de kötüleşti. Böyle bayır aşağı kamyon gibi düştü notlarım. Uyuduğumu görünce hocalar cart diye soru soruyordu çünkü. Etrafımdakiler de yanlış cevapları fısıldayınca çok üzücü durumlar oluyordu. Onlar gülüyordu ama! İşte o zamanlar anladım galiba, insanın özünde kötü, bencil olduğunu. Neyse… Hatırlamak istemiyorum şimdi bunları. Arada uyanınca çiziyordum ama yine de. Daha sonraları ise, lise, dersler bitince, galiba “Her şey bir oyun” demeye başladığım sıralar tamamen bıraktım ben çizmeyi. Böyle olunca da varlığım yavaş yavaş anlamını yitirdi, dünyaya açılan kapılarım, pencerelerim usul usul kapandılar tabii. Nasıl fark edemedim bunu daha önce, hayret! 

Ama işte içimdeki cevheri yeniden keşfettim dün gece. Resimlerimle, kafalarımla gireceğim sanat camiasına ve adeta yeniden doğacağım. Eski günlerime döneceğim. Eminim bundan. Biliyorum. Kesin! Henüz bir şey çizmedim ama bugün başlamaya karar verdim. Saat tam 9’da! 

Biraz da günlük hayatımdan bahsedeyim Osman. Günlüksün ya. Hi hi! İşte bugün bakkala gittim. Çok açtım, her şeyi aldım. Ekmek, yeşil mercimek, çikolata, portakal, cips, salça, ayran, soğan, her şey… Ama bakkalla aramızda bir gerginlik sezdim. Tıpkı o korkunç günkü gibi! Bir tuhaf baktı sanki. Aceleyle parayı ödeyip eve geldim. Şimdi yine korkuyorum dışarı çıkmaya ama olsun, müthiş bir kahvaltı ettim. Resimden vakit kalırsa, yeşil mercimek yapmayı planlamaktayım akşama. Ha bu arada, bir şey fark ettim Osman. Sabah o kadar yememe rağmen kakamı yapamadım. Hatta üç gündür yapamadığımı hatırladım sonra. Yeşil çay falan da almam gerekecek galiba. Şişkinliğim var. 

Ama dergilerden cevap yok!!!  

18.03.10

  

Osman ben yabancılaştım galiba. Her şeyden sonra evime, kendime de! Çünkü bu sabah hatırladım. İşte dün akşam korka korka bakkala gidip, başım önde yeşil çay aldım, eve koştum hemen. Dört fincan içtim ama hiçbir şey olmadı. Sonra bu sabah da hatırlayarak uyandım. Sanki aksakallı uyurken kulağıma fısıldamış gibi, günaydın münaydın demeden, “Evet” dedim gözlerimi açar açmaz, “Çocukken de ev dışında hiçbir yere kakamı yapamazdım ben. Korkularımın çocuğu olduğum için oldu bu da!” sonra saçma geldi tabii bu söylediğim. Evdesin ya salak, dedim kendi kendime. Tüh, dedim. Esnedim. Gerindim. Yataktan çıktım. Çişimi yaptım. Yüzümü yıkadım. 

Ama sonra aynada yüzüme bakarken tuhaf bir şey oldu. Bir acayip baktım kendime. Ne var lan, der gibi kaş göz yaptım ben de. Güldüm sonra. Sonra da çok ciddileştim birden. Çünkü anlamıştım. Evet, dedim, evime yabancılaştığım için oldu böyle! Ama o an birden köşeye sıkışmış küçük bir lağım faresi gibi hissettim kendimi. Korktum. Her şeyden, dünyadan, bu kahrolası düzenden, insanlardan sonra evime, kendime de yabancılaştıysam… Aman aman, dedim. Yokmuşum gibi geldi gene. Kalbim güpürdedi. Gözlerimi kapadım ben de hemen. Derin bir nefes alıp, “saçmalama!” diye bağırdım kendime ve birden gözlerimi açtım. “Aha, işte buradasın. Bu sensin. Bak, kaşın, gözün, burnun,” dedim. Yüzümü elledim. Tanıdım. Ohh, dedim. Sonra tuvaletten çıkınca da daha mantıklı düşündüm. Herhalde bahar gelince evin sinerjisi bozuldu, diye düşündüm ve hemen odalara yeni bir düzen vermeye giriştim. Televizyonu yere koydum, wireless’ımı yatak odasına taşıdım, telefonu küçük odaya koydum, ayakkabılığı da yatağın yanına yerleştirdim ve daha bir sürü şey yaptım. Biraz tuhaf oldu ama ben de değişik, nevi şansına münasır bir insan değil miyim ki? Tam bana göre oldu, tam sanatçı evi oldu bence. Bakalım kakamı yapabilecek miyim? 

Sanatçı demişken… Ben resmi bıraktım Osman. Dün bütün gece çizdim, çizdim. Sonra baktım, hiç beğenmedim. Hiç de kendimi ifade edebiliyormuşum gibi gelmedi. Saçma geldi. Ayrıntılı inceleyince kendimi tekrar ettiğimi gördüm ve bıraktım. Her şey yerinde, zamanında güzel bence Osman. Kapalı defterleri açmamak lazım. Resim kariyerim miladını doldurmuştu. Kabul edelim bunu. Geçmişte yaşanmaz! Artık kelimelerle yaşıyorum ben. Hem zaten akşam internette okudum. Writer’s block diye bir şey varmış. Aylar yıllar sürebiliyormuş bu. Umarım benimki bu kadar uzun sürmez ama ondan olduğuma karar verdim. Kesin. Üstüne gitmemeli, zorlamamalıymış insan buna tutulunca. Daha kötü olurmuş. Ben de hak verdim, televizyon karşısında çayımı yudumlayarak geçirdim gecenin kalanını. Hiç güzel film yoktu. Sosyal içerikli hiçbir şeye denk gelmedim, hep aşk falan vardı. Sonra uyudum. 

Kahvaltıda tost yaptım bugün kendime. Kaşarlı. Yarın sucuk almayı planlıyorum. Canım çekti. Bir de portakal yedim, sağlıklı oldu. Bugünün geri kalanını da üzerime gitmeyerek geçirmeyi düşünüyorum. 

Dergilerden cevap yok!!!!      

 

 19.03.10

 

Osman ben deneysel takıldım. Avanguard oldum. Biraz da filozof oldum galiba. Ve harika bir öykü yazdım. Her şeyi tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Anlatayım. 

İşte, dün akşam internette çok ilginç, çok enteresan bir şeye denk geldim. Bir üniversitede (yabancı tabii) araştırmışlar, bulmuşlar ki bir sözcüğün ilk ve son harflerini yerinde bırakıp, aradaki harfleri istediğin şekilde karıştırsan bile beyin onu olduğu gibi algılıyormuş. Bak. Yok, bu olmadı. Üç harflilere bir şey olmuyor. Şylöe deneyeyim. Hi hi! İşte ben de ilk başta inanmadım ama baktım, baktım. Hakikaten öyle. Uzun da bir yazı koymuşlar. Okudum, okudum, okudum. Sonra okudukça bir an çok korktum ama. Birileri benimle dalga geçiyormuş gibi geldi. Matrix’teymişim, bugüne kadar bildiğim her şey yalanmış, bildiğim gibi değilmiş gibi hissettim. Off, yine mi, dedim. Gerçeğin çölüne düştüm sanki birden ve dönüp kapıya baktım hızla. Kimse gelmedi. Biraz daha baktım. Gene gelmedi. Ellerimi yumruk yaptım, göğsüme vurdum. Tamam, dedim, geçti. Ama yine de ürktüm biraz, bilgisayarı kapayıp koltuğa geçtim. 

Sonra çok düşündüm koltukta. Bu yeni bilgi yepyeni ufuklar açtı zihnimde. Hayatın anlamı altyazı olarak duvardan geçiyormuşçasına duvara öylece bakıp bakıp düşündüm ve her şeyi anladım. Yani, dedim sonunda, doğumla ölümden başkası yalan. Sen hayatını nasıl yaşarsan yaşa, önemli değil. Hayat minik bir sözcük gibi, ey insan evladı! Başı sonu belli, arası da öyle işte. Yapman gereken üç harfliler gibi olmak, basit yaşamak. Bulandırma ortalığı boşuna! Kimsenin gözünü boyayamıyorsun, kimseyi kandıramıyorsun işte. Ve çok sevdim kendimi. Aferin deyip, heyecanla fırladım koltuktan. Çünkü bir öykü fikri gelmişti! 

Çok uğraştırdı ama bitirdim sonunda. Konu olarak artık geride bıraktığım, aştığım o iş hayatının sıkıcılığını seçtim. Ama konu hiç mi hiç önemli değil Osman. Zaten gördüm internette. Artık ne anlattığın değil, nasıl anlattığın önemli. Şekil çağında yaşıyoruz artık. Üsluba ağırlık verip, yapıları sökeceksin. Ben marka giymeyi sevmiyorum yine de. İşte ben de üslubumla adeta bir derviş, bir bilge gibi basit yaşamanın önemini, değerini, yüceliğini anlattım. Seçtiğim konuysa basit yaşamakla yüzeysel yaşamanın arasında derin uçurumu tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermemi sağladı sadece. Ama önemli olan bu değil, önemli olan biçimin altındaki derin anlam. 

Böylece bir öncü kuvvet gibi çağımın ötesine atılmış oldum Osman. Ne demişler: “Önündeki arabaların plakaları yerine, ufku izlemeli insan.” Öykünün ismi tabii ki “Sıkıcı Bir Hikâye.” Evliymişim ve arabam varmış gibi yazdım fakat artık alışıyorsundur herhalde böyle şeylere. Yalan sayılmıyor bu. Yoksa yazarla okurun arasındaki en önemli köprünün samimiyet olduğunu bilmiyorum sanma. Sana geçirmek ne kadar vakit alacak bakalım. Ama sen buna değersin Osman. Böyle bir eserden mahrum bırakamam seni. 

Ha, az kalsın unutuyordum. Hayret! Sanatçılık, dalgınlık işte. Kakamı yaptım ben Osman. Bu sabah öykü bitince ne olduysa, bir savaş çıktı sanki bağırsaklarımda. Zor yetiştim tuvalete. Çok başarılıydı. Çok mutlu oldum, rahatladım. Ama bir an öfkeyle doldum. Dergiler gelmişti aklıma çünkü tuvalette otururken. Sıçayım böyle işin içine, dedim birden. Güldüm sonra tabii. Çok güldüm. Gözlerimden yaş geldi. Sonra bir kuşkuya düştüm. Ağlıyor muyum acaba, dedim. Emin olamadım ama sanki sonlara doğru biraz ağladım Osman. Neyse, geçelim şimdi bunu. Korktum bak. 

Öykü sabaha sarktığı için kahvaltıyı da tostla geçiştirdim yine. Bir sürü de kahve. Sucuk yarına kaldı artık. İşte öküym: 

  

Sııckı Bir Hkiyâe 

 

...Öldü. Driilrdi srona. Ytaatkn çtıkı. Taletuve gttii. İeşdi. Yzünüü ydkıaı. Khavlaısnıtı yptaı. Dşierlnii frçıaldaı. Giiydni. Hlaa uuykatma oaln eişne “Ben çkııyruom cnaım. Aşkmaa grüşöüürz” ddei. Çnaatsnıı aılp, aakyıbıranlakı gydii ve çkıtı edven. Aanösslre beş kat idni. Çatsanını yan kuotğla kuyop bndii aabryaa. Sbaah tariiğfdne aığr aığr, krık beş dkakadia vrdaı iş yrenie. Aarbaısnı ooptkara braıkıp, aansöslre on kat çktıı. “Hreekse gnüdyaın.” dieyp, msaaısınn bşınaa gtçei. O gnükü yzaışlmaraı yptaı. Bir tapolnıtya kıaldtı. Bir ara sainate bktaı. Aansöslre atlı kat iinp, ölğe yieeğnmi ydei. Aansöslre atlı kat çııkp maassnıın bşınaa gtçei. Çoikaltıısnı ydei. Briakç e-opsatya cveap vredi, tleeofn gşrüöesmi ytpaı. Eişlye aşakma ne yeicklyernei kştaaırdlırrar. Stnaaie bktaı. Çntasaını aılp klatkı. “Hreekse iyi aşakmalr.” dieyp, aansösre bnidi. On kat idni. Çatsanını yan kuotğla kuyop bndii aabryaa. Aşakm tariiğfdne aığr aığr, krık beş dkakadia vrdaı einve. Çnaatsnıı aılp, idni aabdran. Aansöslre beş kat çııkp eve gdiri. Akykablaıanırı çrkaıkıren “Hbşoudluk cnıam.” ddei. Üirznei dğietşrdii. Ymeek yildeer. “Elleinre sıağlk, çok gzeül omulş.” ddei. Hbearerli ildzei. Bgasirliaya gçeip, geeaztleri oduku. Gleen e-opsatlaırn bzıalırna ceavp vrdei. Taletuve gdiip sçıtı. Trkear tvleezionyun bnşıaa gçtei. Bir dzii idlzei. Uukaydyalı. Udnayı. Taletuve gttii. İdşei. Dşierlnii frçıaldaı. Yğaata grdii. “İyi geelcer cnıam.” ddei. Ödlü. “İyi geelcer cnıam.” ddei. Yğaata grdii. Dşierlnii frçıaldaı. İeşdi. Taletuve gttii. Udnayı. Uukaydyalı. Bir dzii idlzei. Trkear tvleezionyun bnşıaa gçtei. Taletuve gdiip sçıtı. Gleen e-opsatlaırn bzıalırna ceavp vrdei. Bgasirliaya gçeip, geeaztleri oduku. Hbearerli ildzei. “Elleinre sıağlk, çok gzeül omulş.” ddei. Ymeek yildeer. Üirznei dğietşrdii. Akykablaıanırı çrkaıkıren “Hbşoudluk cnıam.” ddei. Aansöslre beş kat çııkp eve gdiri. Çnaatsnıı aılp, idni aabdran. Aşakm tariiğfdne aığr aığr, krık beş dkakadia vrdaı einve. Çatsanını yan kuotğla kuyop  bndii aabryaa. On kat idni. “Hreekse iyi aşakmalr.” dieyp, aansösre bnidi. Çntasaını aılp klatkı. Stnaaie bktaı. Eişlye aşakm ne yeicklyernei kştaaırdlırrar. Briakç e-opsatya cveap vredi, tleeofn gşrüöesmi ytpaı. Çoikaltıısnı ydei. Aansöslre atlı kat çııkp maassnıın bşınaa gtçei. Aansöslre atlı kat iinp, ölğe yieeğnmi ydei. Bir ara sainate bktaı. Bir tapolnıtya kıaldtı. O gnükü yzaışlmaraı yptaı. “Hreekse gnüdyaın.” dieyp, msaaısınn bşınaa gtçei. Aarbaısnı ooptkara braıkıp, aansöslre on kat çktıı. Sbaah tariiğfdne aığr aığr, krık beş dkakadia vrdaı iş yrenie. Çatsanını yan kuotğla kuyopn bndii aabryaa. Aanösslre beş kat idni. Çnaatsnıı aılp, aakyıbıranlakı gydii ve çkıtı edven. Hlaa uuykatma oaln eişne “Ben çkııyruom cnaım. Aşkmaa grüşöüürz” ddei. Giiydni. İdşei. Dşierlnii frçıaldaı. Khavlaısnıtı yptaı. Yzünüü ydkıaı. Taletuve gttii. Ytaatkn çtıkı. Driilrdi srona. Öldü... 

 

20.03.10

  

Çok kötüyüm Osman! Anlamıyo…

  

22.03.10

 

Osman merhaba,

Sen yokken çok kötü şeyler oldu. Geçen bahsetmiştim biraz. Üç gündür içim de hava gibi kapalı, puslu, gri

Ve gözyaşı döküyorum bahar yağmurları gibi

Ama yağmurlar artık dindi

İçimde bir hüzün

Ölü bir bebek sanki

Yatağımda kıvrıldım kaldım ben de

Tıpkı bir cenin gibi

 

Çünkü öykülerim benim çocuklarım. Öldürdüler yavrularımı Osman!

Küstüm. Her şeye, hayata küstüm. Önce yazmaya küstüm ama hayata da küsmüş oldum böyle olunca. Çünkü ben yazmak için yaşıyorum Osman. Şimdi bu sabah barıştım ama kırgınım artık. İçimde bir yer tamir olmamacasına bozuldu. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak! 

Anlayacağın, dergilerden birinden cevap geldi Osman. Anlamadılar beni. Zaten hayatım boyunca kimse anlamadı ki beni. Hep “Anlamıyorum seni” dedi herkes. “Nasıl böyle yaparsın, nasıl böyle düşünürsün anlamıyorum,” dediler. Aslında koca bir yalandı bu. Biliyordum. Gayet iyi anlıyorlardı ama anlamak istemiyorlardı. Benim gibi ayrıksı bir tipi kendilerine, o zavallı düzenlerine bir çomak olarak algılıyorlardı ve korkuyorlardı benden. Kesin! Anlamıyorum, derken “Git evine kapan. Senin gibilere yer yok aramızda. Biz değişmek istemiyoruz. Biz mutlu köleleriz, bile bile tutsaklarız. Sana ne! Defol!” diyorlardı. Şimdi mutlu musunuz ha?!!!!!!! 

İşte sanat camiası da aynı onlar gibi korktu benden Osman. Zaten ne farkları var ki kitlelerden, o koyun sürüsünden. Geri kalmış bir milletin, geri kafalı sözde edebiyatçıları! Mum ışığı aydınları! Köhnemiş, örümcek ağlı beyinleri kaldıramadı benim sanatımı. 

Hiç istemiyorum şimdi o günlere dönmek, geçmişe bir sünger çekmek istiyorum ama sana anlatmazsam da olmaz. Kısaca anlatayım. Şöyle ki: 

İşte o gün “Sıkıcı Bir Hikâye”yi sana geçirdikten sonra bilgisayara da geçirdim. Ve hemen onu da yolladım dergilere. Yanına da “N’oldu,” dedim, “diğer öykülere niye bir şey demediniz? Sürpriz mi yapacaksınız yoksa?” sonra bir-iki saat sörf yaptıktan sonra da kalktım bilgisayarın başından. Hemen oturdum yine. Çünkü kafamdaki adamın “Cevap geldi lan galiba. Bir hislendim,” dediğini duymuştum. Baktım gelmemiş. Ama kalkamadım bir daha. Ha geldi, ha gelecek diye bütün gün check mail yaptım. Böyle bir takıntılı, obsesif oldum. İnatlaştım. Geleceksin ulan, geleceksin ulan diye diye tıkladım hep. Ardından da daha bir tuhaf, manyak oldum. Sanki tıklamayı bırakırsam öleceğim diye düşündüm. Hayatım parmak ucuma, pamuk ipliğine bağlıydı sanki. İşte böyle, amacından sapmış bir şekilde devam ettim tıklamaya. Sonrasını, yatağa nasıl gittiğimi hatırlamıyorum ama uyumuşum. Hayatımın o noktasında bir kara delik var adeta.

Ertesi gün uyanınca da çişimi bile yapmadan, geldin ulan, geldin ulan diye dişlerimi gıcırdatarak bilgisayara koştum yine. Ve gerçekten gelmişti Osman! Ama henüz hiçbir şeyin farkında değildim. Sevinçten havaya uçtum önce bu yüzden. Sonra mail’i okuyunca yerin dibine geçtim Osman. Ağzım açık kaldı, kanım çekildi, elim ayağım uyuştu, gözlerim doldu ve daha bir sürü kötü şey geldi başıma. Çünkü aynen şöyle yazıyordu Osman: Öykülerinizi okurlarımızla paylaşamayacağız. Özür dileriz. Çalışmalarınızda başarılar. 

Aceleyle küfür etmeye başladım. Önce o adını anmak istemediğim adama, sonra herkese, sonra her şeye kapağı açılmadık küfürler ettim uzun uzun. Sonra da bütün dergilere “Ne haliniz varsa görün. PİSLİKLER!!!” diye bir mail atıp, bilgisayarı da yere attım. Bir de bardağı yere fırlatıp sana koştum. Ama yazamadım işte. Biliyorsun. Kelimelerimi çalmışlardı çünkü, puslu gözlerimin ardında, dünya çok uzaktaydı artık. Yatağıma koştum. Çok ağladım. Çok küstüm. Çok küfür ettim. İki gün döndüm yatakta. Bir kara deliğim daha oldu.

Ama işte bu sabah, aman be, diyerek çıktım yataktan. Bardağın dolu tarafına bakıp, “Zaten hiçbir büyük yazar yaşarken anlaşılmamış ki!” dedim. Bilmem bu kırgınlıkla nasıl devam edeceğim sanat hayatıma ama edeceğim. Göstereceğim onlara! Diş biledim.

Kahvaltı etmedim. Etmeyi de düşünmüyorum. Hatta neredeyse üç gündür hiçbir şey yemedim. Su içtim beş kere sadece. Sucuk konusunda da kararsızım artık.        

 

Umut Y. Karaoğlu Çarşamba, 31 Mart 2010 tarihinden beri altZine'dedir.



Yazarın altZine'deki diğer işleri için tıklayın:

altZine'de Gelecek Tema!

altZine'de bir sonraki tema: "Kar". Kar temalı çalışmalarınızı 30 Ocak 2012 tarihine kadar tema@altzine.net adresine gönderebilirsiniz: altTema

gelecek_tema_metamorfoz


takip edin: 1061260918 677166248 rss
177180262
fmag bilgi için tıklayın
Reklam