"Sesleri ayrıştıramıyorum, görüntüler net değil. Sadece öğlen güneşinin yakıcılığını hissedebiliyorum. Ter damlaları gözlerimi yakıyor. Kalabalık bir caddenin ortasındayım. Hızla bir yerlere yetişmeye çalışan insanlar çarpıp duruyor, yük taşıyanlar kendine yol açmak için sağa sola itekliyor beni. Kımıldayamıyorum. Gözlerim tam önümde yerde oturan, delicesine ağlayan adama kilitlenmiş durumda. Hiçbir şey yapmadan, bedenim ve ruhum büyülenmişçesine izliyorum. Toprağın derinliklerinden yükselip betona, oradan da tüm benliğime yayılan öfkeyle sarsılıyorum. Adamı kolundan tutup sürüklemek, ondan kurtulmak istiyorum. Ve kimsenin beni görmemesini. Yanımdan geçip giderken göz ucuyla ne oluyor der gibi bakan insanların hafızasından silinmek istiyorum. Akşam eve gittiklerinde ‘’sokak ortasında adamın biri oturmuş ağlıyordu yanında da bir çocuk vardı’’ diyemesinler diye. Ama hâlâ kımıldamıyorum, öfkem terime yapışmış akıyor. Yalınayağım, yürümeye korkuyorum. Görüntüler biraz netleşir gibi oluyor, ayakkabılarımın yerde oturan adamın elinde olduğunu fark ediyorum. Bağıra çağıra ağlıyor. Gözyaşlarıyla, sümükleri birbirine karışmış. Kim olduğunu anladığım anda ortalık kararıyor. ’’
Rüyadaki karanlıktan, odayı kaplayan geceye açıyorum gözlerimi. Panikle etrafıma bakınıyorum. Her şey uykuya dalmadan önce bıraktığım halde yerinde duruyor. Üç yatak, üç sandalye, üç dolap, bir bacağı kırık masa, yere yatmış uyumaya çalışan refakatçiler ve içerdeki boğucu havaya karışan inilti sesleri. Uyuyor. Uyuduğunun farkında olup olmadığını bile bilmiyorum. Nefes alması yeterli bir ipucu şimdilik. Silkinip yerimden kalkıyorum. Sabah olmak üzere. Birazdan 21. Gün başlayacak. Önce temizlikçiler gelecek, peşinden tatsız tussuz bir kahvaltı dağıtacaklar. Sonra doktorların gelmesini bekleyeceğiz. Saatler sürecek hepsi. Bırakmayacak yakamı. Odadan hiç çıkmamamı, neredeyse tuvalete bile gitmeden yanında oturmamı isteyecek. Ve sadece bakışlarıyla yapacak bunu. Gözlerimiz karşılaştığında, orada olmak istemediğimi anlamaması için çırpınacağım. Yoruldum. Gün başlamadan gidip birkaç sigara içmeliyim. Sandalyen kalkıp geriniyorum. Yataktan bir inilti geliyor. Yoksa uyurken de hissedebiliyor mu odadan çıkmak üzere olduğumu. Rüyamdaki adamı zihnimden savuşturmaya çalışarak odadan çıkıyorum…
Başımı kaldırıp aynaya bakıyorum. Gözlerim çökmüş, bakışlarım ölgün. Saçlarım darmadağın. Az önce hışımla yüzüme çarptığım sular kirli tişörtüme, ayakkabılarıma damlıyor. Umursamıyorum. Tuvalet pislik içinde. Elimi ayağımı nereye koyacağımı bilemiyorum. Çöp kovaları dolup taşmış. Duvarlar leke içinde. Yüzümü yıkadıkça bu pislikten arınabilecekmişim gibi eğilip, kendimi tokatlarcasına su çarpmaya devam ediyorum. Ayılmam gerek. Odaya dönmeliyim. 57 adım. Oda ile tuvalet arasındaki mesafe. Yaklaşık 67 saniye sürüyor kat etmem. Dün başladığım saymaya. Zamanı oyalama taktikleri. Odadan tuvalete, tuvaletten tekrar odaya. Haftada bir kez banyoya, ara sıra da kantine. En uzak mesafe sigara ihtiyacı için gidilen bahçe, 417 adım, asansör çalışıyorsa 318. Bu uzun yolculuğa sık çıkmam mümkün olmuyor. Odadan fazla uzaklaşmam lazım. Her an uyanabilir. Beni çağırabilir.
389 adım. Bu sefer hızlı yürümüşüm. Basık dar koridorlardan nasıl geçtiğimi hatırlamıyorum. Adımları sayarken etrafıma bakmama gerek kalmıyor. Yolumu gözlerimi kapatarak bile bulabilirim artık. Alışmaya başladım sanırım. Alışmak? Hep burada kalacağıma, dışarıda beni bekleyen bir hayat olduğunu unutmaya, gündüzleri umutsuz yorgun yüzlerin beni itip kakmasına, geceleri tüm binayı kaplayan acının seslerine alışmak. Nefesimin daraldığını hissediyorum. Zor bela ana kapıyı açıp bahçeye atıyorum kendimi. Sabah güneşi gözümü alıyor. Güzel bir gün başlayacak dışarıdaki dünya için. İçimi nedensiz bir ferahlık kaplıyor. Belli belirsiz gülümseyerek elimi cebime atıyorum. Yok. Sonra diğer cebime atıyorum gene yok. Telaşla bütün ceplerimi karıştırıyorum. Bildiğim bütün küfürleri sayıyorum içimden. Unuttum. 21 günün en yıkıcı anı şu an gibi geliyor birden. Olduğum yere çöküyorum. Etrafımda isteyebileceğim hiç kimse yok. Odaya çıksam. Ya uyandıysa. Kesin uyanmıştır ve bırakmaz şimdi bir daha. Bir süre yılgın gözlerle etrafa baktıktan sonra kaderime razı olup binadan içeri giriyorum.
617 adım. Koridorlarda koşturan insanları inceleyerek ağır adımlarla yürüyorum. Bu sefer gördüğüm her şeye ve herkese dikkat kesilerek yapıyorum yolculuğumu. Sanki herkes tanıdık gözlerle bakıyor. Artık istesem bile silemem hafızalarından yüzümü. Akşam olup eve gittiklerinde anlatacaklar, çocuk mutsuzluktan yürüyemiyordu, ayağında ayakkabıları da yoktu diyecekler. Aldırış etmiyor gibi görünerek odaya doğru ilerliyorum. Kapıyı açıp içeri giriyorum. Yatak boş. Kafamı çevirip koridora bakıyorum. Kimse yok. Fark etmeden yanından geçip gitmiş olabilir miyim diye düşünüyorum. Hemen yandaki yatağın kenarında oturan refakatçi kadınla göz göze geliyoruz. Herhangi bir tepki vermemi beklemeden:
‘’Yavrum az önce ameliyata aldılar babanı. Seni sordu. Gelir birazdan dedim. 3. Kata götürdüler, gideceksen ’’ diyor.
Ağzımı açıp bir şeyler söylemek istiyorum, olmuyor. ‘’Sağol’’ diyorum belli belirsiz. Dağılmış yatağı, etrafa saçılmış kıyafetleri toplamaya başlıyorum. Gözüm sigara paketine takılıyor. Uzanıp cebime atıyorum. Az sonra diyorum içimden.
Kadın ayağa kalkıp yanıma geliyor. ‘’Telaşlanma yavrum, inşallah iyi olacak ‘’ diyor.
Cevap vermeden kapıya doğru yöneliyorum. Bahçeye çıkmalıyım. Sabah içemediğim sigaranın acısını çıkaracak vaktim var artık. Her gece tekrar tekrar gördüğüm rüyanın hafızama kazıdığı yası bir daha tutmak için bekleyemem.




