Habis

e-Posta Yazdır PDF

Geçmiş zamanlardan bir zaman, güzelin ömrüne ömür katan, çirkinin yarasına tuz basan insanoğlunun taş duvarlar arasında yaşadığı sırlarından biri gün yüzüne çıktı. Bir sır ki; her dinleyenin gönlüne bir sızı sapladı. Bir sır ki; açığa çıktığından beri belki bin kızın alnına yazıldı.

Eline bir fotoğraf verdiler. Kaytan bıyıklı, esmer, yağız bir delikanlının fotoğrafını. Kara saçları beline kadar sarkan kız çocuğunun yüreği kıpırdadı; dudağının kenarına bir tebessüm yerleşti; yanaklarına al bastı. Yanı başında ağzından çıkacak sözleri bekleyen annesine yüz sürünce; bembeyaz yuvasında kara bir elması andıran gözleri, utancından yere değdi.

- Tez, haber salın. Akşama gelsinler dedi annesi.

Kırmızı tüllerle kaplandı kara saçlar; gözlere sürmeler çekildi. Hiç bilmediği kokular sürüldü beyaz tenine. Allanıp pullandı kız çocuğu. Ay, kerpiçten yapılmış evlerinin camından içeri girdiğinde o da kaytan bıyıklı delikanlının önünde tepsisiyle eğilmiş, kahvesini ikram ediyordu. “Bu adam benim kocam olacak” diyordu içinden. “ O, babam gibi, ben de annem.”

O gece merhametsizce verilenler alındı, alınanlar er kişinin namus kavgasının bahanesi oldu. Ne geriye dönecek bir yol ne de söylenecek bir söz bırakıldı. Kız çocuğunun, utancından hep yerde gözlerinin fark edemediği bir çift göz alnına yazıldı.

O geceden sonra başların yastığa düşmediği, gözlere uykunun girmediği,  tam otuz sekiz şafak söktü. Kız çocuğu, kaytan bıyıklı delikanlıyı düğününe kadar hiç göremedi.

Düğün günü, oğlan evinin önüne masalar sıra sıra dizildi. Çocuk gelinin, başına duvaklar takıldı, bembeyaz dantellerle bezenmiş tülden gelinlik giydirildi. Kına yakılmış süt beyazı parmaklarına yüzükler, bileklerine altın bilezikler takıldı. Kazanlar kaynadı, sazlar çalındı. Gelin olmak isteyen kızlar oynadı, erkekler dört başı mağrur hallerinin tadına vardı.

Çocuk gelin, nikâhtan hemen önce bırakıldığı odanın kapısının anahtar deliğine dayadı gözünü. Gizlice… Kalabalığın arasında delikanlıyı aradı. Delikanlıyı gördüğünde, ortada oynayan gelinlik kızlara dalmış, ağzı kulaklarında gülümsüyordu. Çocuk gelin de güldü. Masumiyet, gözlerine çekilmiş bir mil gibiydi.

Annesi yanına gelip nikâh vaktinin geldiğini haber verince, yerinden doğruldu. Kınalı elleriyle kendine çekidüzen verdi. Yandaki odaya geçtiklerinde çocuk gelinin gözleri, önce imamı seçti, sonra dayıoğlunu sonra komşularının kocasını sonra da yüzü yaralı, çirkince, esmerden daha esmer bir başkasını. Ardında duran annesine döndü. Fısıldayarak delikanlıyı sordu.  Bu kez utançtan yere değen gözler annesine aitti. Kızın kulağına yaklaşıp titreyen sesiyle sessizce dile geldi.

“Bu adamla evleneceksin. Seni kardeşine verdik.”

Geçmiş zamanlardan bir zaman,  insanoğlunun taş duvarlar arasında oynadığı oyunlarından biri gün yüzüne çıktı. Bir oyun ki; kaybeden de kazanan da sırra kadem bastı.

 

Aslı Özpolat Perşembe, 15 Nisan 2010 tarihinden beri altZine'dedir.



Yazarın altZine'deki diğer işleri için tıklayın:

altZine'de Gelecek Tema!

altZine'de bir sonraki tema: "Kar". Kar temalı çalışmalarınızı 30 Ocak 2012 tarihine kadar tema@altzine.net adresine gönderebilirsiniz: altTema

gelecek_tema_metamorfoz


takip edin: 1061260918 677166248 rss
177180262
fmag bilgi için tıklayın
Reklam