M. gözlerini güne bambaşka bir güneşin altında açtı. Yorgunluk bedenini yiyip bitirmişti. Kaç saat uyuduğunu hesaplamaya üşenip soluna döndü. Cümlelere hatta harflere bile dönüştüremediği soruları vardı. Evet, varlıklarına somut bir delil yoktu ama kafasındaki ağırlık M. için en elle tutulur kanıttı. Zihnini her gün yoklayan bu soruları yerlerine kaldırdı ve o bambaşka güneşi keşfe çıkmaya karar verdi. Günlerin getirdiği yorgunluk ise soruların bilinmezliğine karışıp yok oluverdi.
*
M. güneşin altındaydı. Aynı güneşin… Sırtında çam ormanlarının keskin kokusu, yüzündeyse denizin iyotlu rüzgarı vardı. Yorgunluğundan eser kalmamıştı. Dinlenmiş bir bedeni taşımak çok kolay geliyordu ona. Umutlandığını hissediyordu sık sık. Zihnini dinlendirmek adına da bazı adımlar atması gerektiğinin düşünüyordu. Bunun için yıllardır büyük bir gürültüyle peşinden gelen sorularla(?) yollarını ayırmak istiyordu. Daha cümlelere bile dökülmemiş soruların güvenilmez yanıtları yüzünden, içine düştüğü beklentinin onu ne kadar savunmasız hale getirdiğini fark ediyordu.
Tüm kelimeleri, kelimeleri soruya dönüştürmeye hazırlanan noktalama işaretleriyle birlikte bir duvarın dışında bırakıp içeriye girdi. Kendisini apayrı bir yere koydu. İçeriye “bugün”ü aldı ilk iş. Hayatının her gün, “bugün”den ibaretti.
*
Suyun derinliği aynıydı. Kıyıdan denize doğru attığı otuz iki adıma rağmen su M.’nin yalnızca dizlerinin altını ıslatmıştı. Koşar adım ilerlemeye başladığında ufukta gördüğü gemilerin de aslında karaya oturmuş olduklarına karar verdi. Durdu, geriye bakmak istedi. Bu cesareti nasıl toplayacağı ise daha mühim bir sorundu. Binlerce kum tanesinin çizdiği yorgun ayaklarını dinlendirmek için dizleri üzerine çöktü. Suyla teması biraz daha arttı bu pozisyonda. Kendini sırtüstü bırakmayı çok istedi. Bu isteğin, şu anda kafasından geçen en doğru şey olduğunu düşünüp suya teslim oldu. Ne geriye bakabilirdi ne de uzakta gördüğü kara parçasına ulaşma imkanı vardı. Zaten gemiler de hareket edemiyorlardı.
M. şu anda bilmiyor ama bundan sonra hayatı uzun bir süre suyun üzerinde sürecek. Derinliği hep aynı, karaya hep uzak, hep aynı mesafede. Bir dönüm noktası bekleyerek birbirinin peşi sıra geçirdiği günler ona istediği şeyi çok geç verecek. Hep aynı kelimeler arasında, hep suyun üzerinde, duvarın dışında bıraktığını sandığı noktalama işaretlerinin arkadaşlığıyla sürüklenip dururken bir gün gelecek; değişecek. Kendi sesinden soruları duyacak. Ve yine aynı sesten cevaplar verecek kendisine. Sırtını sudan kaldırıp bir çamın gövdesine dayayacak. Yeni tanıştığı yeni dünyaya bakacak. Tepede güneş, karşısında rüzgârla esen su ve sırtında çam kokusu.




