Otele geldim. Uyku tutmaz, sıcak bir de. Kapadım ışığı, bir uyusam. Yarın ilk uçak. Sonra döner miyim geri? Karaltıya irkildim. Mini barın üstüne dayanmış, bana bakıyordu. Kendine eziyet ediyorsun, dedi. Belki bu kente gelince böyle oluyordur, diye yanıtladım. Bir şey demeden karanlığın içinde bir süre öylece durdu. Elektrik düğmesine uzanacak oldum. Dur, dedi, yakma. Sorgulamadım, anlamama gerek yoktu.
Yataktan kalktım, balkon kapısını açtım. Niçin böyle oluyor, dedim. Korkacağımı sanırdım, korku vermiyor artık. Mezarlığa gittin mi, dedi. Haber vermiyorlar mı sana? Ruhuna dua gönderince ulaşmıyor mu? Kafasını sallayıp gülümseyerek yere baktı. Sinir olduğum alaycılığını bile özlemişim. Nasıl geçti iş görüşmelerin, dedi. İyi, sıkıcı aslında. Buraya gelmeyi sevmiyorum. Biliyorum, dedi. Üzgün gibiydi. Susuyordu. Sadece öylece duruyor, öfkemi bileyliyordu. Sonunda ağzından bir pişman mısın, çıktı. Ne için, dedim. Yok oldu.
Canım sıkıldı. Sigara içesim geldi. Giyinip dışarı çıktım. Ne demek oluyor? Bütün çektiğim ıstırabın sebebi bir pişmanlık mı? O ölünce başka olacak diye ummuş da olabilirim, yalan değil. Olmadı. Ölümler daha özgür kılmıyor. Yahut soluk alıyor olmak mı ağır gelen? Tekel bayiinden sigara aldım. Tek tek satar mıydı? Paketin tamamı bitmeyecek. Yarıda kalmak, yarım...
Bir banka oturdum. Adını bilmediğim siyah bir böcek, kendisi gibi ama daha büyük bir başkasının ölüsünü didikleyip ittiriyordu. Duyargaları kımıl kımıl. Paketi açıp sigarayı yaktım. Bir ezgi mırıldandığımı ayrımsadım. Neydi bu? Çocuk şarkısı gibi. O mu söylerdi? Ben ezgiyi mırıldanırken siyah böcek, cenazesini yuvarlıyordu. Böceğe imrendim. Hangisine? Sonra bir an kentin görünen kısmına baktım. Bırak gitsin, dedim. Bırak da gitsin. Bir şeyler yarım kalacak hep. Gitmiyor. Sıcak bir yel esti, sandım ki o. Dönelim mi, dedim. Boşluktan bir yanıt gelmedi. Yara kapanmayacak. Sigara paketini orada bıraktım, odama geri döndüm.




