anasayfa altMetin Kurmaca Denize Doğru

Denize Doğru

e-Posta Yazdır PDF

Senden çıktığımda köşedeki köfteci evine dönüyordu. Ak başını pişman gibi önüne eğmiş, üç tekerli arabayı gayretle itiyordu. Yokuşun başındaydım, hava karanlıktı. Sağa dönüp üç beş adım yürüsem taksi durağına varacak, kapıyı çektiğim anda dönüşsüz bir yola koyulacaktım. Karar veremiyordum. Karşı apartmanın üçüncü katında birinin daha uykusu kaçmış, elinde sigarası balkona çıkmıştı. Seslenmek istedim, beyefendi bakar mısınız, sizce ben ne yapayım? Onun da kim bilir ne derdi vardı, bulaşmadım. Dairen dört apartmanın çevrelediği ve uyuz kedilerden başka kimsenin girmediği bir boşluğa bakıyordu. Işığın yanıyor muydu, gözlerin kapalı mıydı, elinde iskambiller düş mü kuruyordun? Bilemezdim. O yüzden her kavgada galip gelirdin.

Köfteci ağır ağır yaklaşıyordu. Birazdan arabaya asılı ampulün ışığında bir belirip bir kaybolan yüzünü görecektim. Sıkıntılı dudakları yokuşu aşarken biraz gevşeyecek ama gülümsemeyecekti. Tuhaf adamdı köfteci, pek konuşmazdı. Bakışlarında bir zamanlar çok anlatmış, kimse dinlemeyince de çekip gitmişlerin küskünlüğünü taşırdı. Nedense varlığından çekinirdim, yanımdan geçerken hafifçe başımı çevirdim. Kaldırımdaki köpek üstüne alınıp doğruldu, yanıma sokuldu, yüzüme bakıp yaşlı bir adam gibi tıksırdı. O anda köfteciyle göz göze geldik ve ilk kez gözlük camlarının ardından güldüğünü gördüm. Sonra da gitti. Layıkıyla karşılık bile verememiştim. Senin yüzündendi, kafam böyle karışık olmasaydı… Arkasından yürüdüm, çarpık bir gülümsemeden fazlasını hak ediyordu.

Alacakaranlık sokakta kayıp bir martıdan başka kimsecikler yoktu. Eski bir arabanın üzerinde kanatlarını açmış yürüyordu. Bu hurda yıllardır oradaydı, mahalle ipsizlerine çeyiz olmuştu. Her gece bir yanı eksilmiş, en sonunda kanırtacak yeri kalmayınca huzura ermişti. Martı sakin adımlarla ilerledi, boynunu eğerek kırık camdan içeri girdi. Sonra da ön koltuğun üzerine kedi gibi kıvrıldı. Demek ki yolunu kaybetmemişti, evimi hatırladım. İki hafta önce aldığım kanepe, örtüsü bozulmadan duruyordu. Günlerim annenin berjerinde geçmişti. Martıdan eksiktim, canım sıkıldı. Geri dönecekken yokuşun bitiminde köftecinin ampulüne benzer bir ışığın sağa doğru döndüğünü gördüm. Biraz bekleyip peşine düştüm. Araba yine gözden kaybolmuştu.

Kaldırımın köşesine oturdum. Ayaklarımın altından ince, çamurlu bir su, kirinden utanır gibi sessizce akıyordu. Bu suların kaynağını kimse bilmezdi. Başımı kaldırıp yukarıya, başkalarının evlerine baktım. Balkon demirlerine rengi solmuş plastik leğenler, yosunlu su bidonları, paslı sandalyeler dayanmıştı. Belki köfteci de bu evlerden birinde pijamasını giymiş, karısının koynuna girmişti. Sana söylesem dudak bükerdin, onlarla aynı semti paylaşmak hoşuna gitmezdi. Bir keresinde yazlık sitenin çay bahçesinde manikürcünle karşılaşmıştık da altüst olmuştun. Rezaletti, nasıl olurdu, ne günlere kalmıştık. Üstüne bir de kız seni görmezden gelince kıyameti koparmıştın.

Yoksa köfteci… Bunu nasıl da fark etmemiştim? Yoksul sevmezliğini anlamış, o da seni yok saymıştı. Bugün karşısına ilk kez yalnız çıkmış ve selamını almıştım. Gülüşünü düşündüm. Alay, acıma, şefkat, hangisi vardı? Gözlerim bir bir evleri tarıyordu. Aralık perdelerden içeri sızmak, orada mı diye bakmak istiyordum. Lütfen rahatsız olmayın, bir şey sorup çıkacağım. Asılı çamaşırlardan tahmin yürütmeye çalışıyordum. Çocuğu var mıdır, karısı bu kadar ince değildir, markalı tişört alacak parası da yoktur. Gün ağardıkça tüllerin ardında üstsüz başsız ampuller, süslü avizeler yanmaya başlamıştı. Masa kuran uykulu ev kadınlarını, kahvesini koklayan saçı fönlü güzelleri, boş bir güne karşı göbeğini kaşıyan adamları gördüm. Açık camlardan çay kaşıklarının gürültüsü geliyordu. Kapıcılar ellerinde ekmek, türlü gazete ve para üstleri kapıları çalıyordu. Çapaklı bir kız çocuğuyla göz göze gelince utandım. Ayağa kalkıp üstüme başıma baktım. Köfteci bu evlerden, en azından bu sabah çıkmayacaktı.

Başka zaman olsa etrafta biraz daha oyalanır, apartman kapısı açılıp da küçük, topuklu ayakların görününceye kadar beklerdim. Asla hemen affetmezdin. İnce ve gergin dudaklarını, alıngan boynunu, karşıya geçip arabaya ilerleyen bacaklarını, sonra içeri girişini, kapıyı çarptığını ve yüzüme bile bakmadan denize doğru uzaklaştığını görmem gerekirdi. Öğlene doğru konuşur, akşam olunca sevişirdik. Şimdi de yokuşun başına dönmüş, gözlerimi her sabah yanından geçtiğin bahçeye dikmiştim. Ne yapacaktım? Apartman kapısının sesi duyuldu. Arkamı döndüm, denize doğru yürümeye başladım. Yokuşun başında durmuş, gittikçe uzaklaşan enseme baktığını umuyordum.

 

 

Deniz Yalım Kadıoğlu Salı, 30 Mart 2010 tarihinden beri altZine'dedir.



Yazarın altZine'deki diğer işleri için tıklayın:

altZine'de Gelecek Tema!

altZine'de bir sonraki tema: "Diş". Diş temalı çalışmalarınızı 30 Mayıs 2012 tarihine kadar tema@altzine.net adresine gönderebilirsiniz: altTema

gelecek_tema_metamorfoz


takip edin: 1061260918 677166248 rss
177180262
British Council Türkiye: Genç Yaratıcı Girişimciler için Dijital Yayıncılık Semineri ve Eğitimi
Reklam
altKitap için tıklayın
Reklam
fmag bilgi için tıklayın
Reklam