Tekrar

e-Posta Yazdır PDF

Sabah

Havanın rengi açık kül rengiydi. Bulutlar bugün daha fazla. Uzun bir iç çekişle bakışlarını gökyüzünden yere indirdi. Burnunu cama dayayıp apartmanın önündeki geniş caddede yürüyen insanları seyretti. Farklı olan birşeyler vardı bugün. Uyanır uyanmaz hissetmişti. Öyle olurdu bazen. Uyanır uyanmaz içi kıpır kıpır olurdu. O gün önemli birşeyin başlangıcı ya da sonu olacakmış gibi, uzun süre yataktan çıkamazdı heyecandan. Bugün de öyle oldu. İşe gidemedi. Arayıp yalan bile söylemedi. Korkusundan kımıldayamadı, evden çıkamadı bir türlü. Caddeyi seyretti uzun uzun. Ne zaman içi sıkılsa böyle yapardı. Yazları küçük balkonuna çıkıp, kışlarıysa bugün olduğu gibi salonun camından bakıp uzun uzun seyrederdi onları; o nereye gittiklerini merak ettiği gizemli insanları. Bugünse onları seyrederken huzur bulacağı yerde, kafasının berraklığını bozacak tüm ayrıntılar üzerine geliyor, gözünde büyüyordu. Düşünceleri bulandı, uzun süre öylece kaldı.  Masaya dönüp soğumuş çayından bir yudum daha aldı. Biraz önce düşündükleri dalga dalga vuruyordu aklına. Eline kalemi alıp masanın üzerinde duran deftere yazmaya başladı.

 

Öğle

Bir süre sonra yazmayı bırakıp göz ucuyla köşede duran telefona baktı. Yerinden yavaşça kalkıp robot gibi kurulmuş adımlarla telefona doğru yürüdü. İşi arayıp gelemeyeceğini söyledi. Hava gitgide kararıyordu. Yağmur başlamak üzereydi besbelli. Kalkıp pencereyi açtı, kömür ve nem kokusunu uzun uzun içine çekti. Ne garip, diye düşündü. Bugün onu dev bir yay gibi gerip sıradan bir günün monotonluğuna fırlatacak olan saat bozulmasaydı, olaylar farklı gelişebilirdi. Yüzünü yıkayıp mutfağa gidecek, çay yerine acı bir kahve içecekti. Eteğini giyip saçlarını yapacak, geçen hafta sonu maaşının dörtte birine satın aldığı yüksek topuklu rugan çizmelerini giyecekti. Fakat gün birkez yanlış başlamıştı; zamanı şaşırmış bir saat gibi ümitsizdi. Pencereyi kapattı, hızlı adımlarla odasına yürüdü. Dolabının üstünden bavulunu indirip içine rastgele birkaç eşya tıkıştırdı. Bavulunu ve paltosunu alıp sokağa attı kendini. Caddeye çıktığında yağmur çoktan başlamıştı. Yanına şemsiye almamıştı ama önemsemedi, yürümeye devam etti. Nereye gittiğini bilmiyordu.

Yürümekten yorulup yolun kenarındaki banka iliştiğinde yağmur durmuştu. Soğuktan gözleri yaşarmış, yanakları al al olmuştu. Uzun süredir yürümesine rağmen aradığı huzuru bulamadığını, midesindeki yumrunun gittikçe büyüyüp içini daha da beter sıkıştırdığını farketti. Soğuktan katılaşmış parmaklarıyla bavulunu kapıp hızla yolun karşı tarafına geçti. Hemen bir taksi çevirip atladı. “Harem otogarına”, dedi. İş çıkışı trafiği henüz başlamamıştı neyse ki. Bavulunu açıp yokladı. İç çamaşırı, çorap ve ağrı kesici almayı unutmamıştı, zaten başka birşeye de ihtiyacı olmayacaktı. Yol boyunca yanından geçtiği arabaları, arabaların içindeki insanları izledi. İçine aynı anda hem huzur, hem de tuhaf bir ayrılık hissi dolmuştu.

Otogara vardığında taksiden inip gürültülü kalabalığın arasına karıştı. Yazıhaneler arasında birikmiş insan ve tütün kokusunu soluyarak dolaştı. Karar verdi; güneye gidecekti. Gözünü yazıhanelerin cam duvarlarındaki karmaşık yazılar arasında gezdirdi, birinden içeri dalıp onu güneye götürecek olan biletini aldı. Eşyalarını muavine verip yerine oturduğunda içi hala kıpır kıpırdı. Yol boyunca, onu bugün her zamankinden daha fazla heyecanlandıran bu şehri tutkuyla seyretti. Gittikçe yollar birbirine bağlandı ve içindeki kıpırtıyı, o çok sevdiği şehirle beraber geride bıraktı. Başını cama dayayıp uzun, huzurlu bir uykuya daldı.

 

Akşam

Yazmaktan yorulmuştu. Kalemi bırakıp bardaktaki soğumuş çayı bir dikişte bitirdi. Defterden yazdığı sayfaları koparıp buruşturdu ve çöpe attı. Odasına gidip dolabından onu her zaman oldukça çekici gösteren hafif dekolteli siyah elbisesini çıkardı; geçen hafta sonu aldığı rugan çizmeleri bu elbiseyle iyi giderdi. Üzerini değiştirip saçlarını açtı, hafif bir makyaj yaptı. Paltosunu giyerken bir şey unutmuş gibi hızlı adımlarla salona yürüdü, işyerini arayıp bugün gelemeyeceğini söyledi.

Caddeden bir taksi çevirip “Kadıköy’e,” dedi. Yol boyunca sık sık çantasından çıkardığı aynaya baktı. Ofis havasında kirlenmemiş yüzü bugün gerçekten güzel gözüküyordu. Üniversiteden arkadaşı Kenan’ı aradı. “Oradaysan uğrayacağım” dedi. Kenan bugün oradaydı. Telefonu kapattıktan sonra kalbi daha hızlı atmaya başlamıştı. Kenan’ı ara sıra görürdü aslında. Kadıköy’de “küçük ve şirin” dedikleri türden bir müzik mağazası işletiyordu. Üniversiteden arkadaşlarıyla buluştukları zaman mutlaka uğrarlardı Kenan’a. Mağazasının arka tarafındaki küçük kış bahçesinde onlara sıcak çikolata ikram ederdi. Pek konuşkan biri sayılmazdı, yine de insanlar onun yanında kendilerini oldukça rahat hissederdi. Mezun olduktan sonra herkes gibi büyük şirketlerin iş mülakatları arasında koşuşturmaktansa öğrenciyken biriktiği parayla birkaç arkadaşıyla ortak bu dükkanı açmıştı. Getirisi çok olmayan bu işten sıkılan diğer ortaklar birkaç sene içinde dağılınca dükkanı işletmek Kenan’a kaldı. Kenan arkadaşlarının müzik zevkini iyi bilir, ilgilerini çekecek ürünlerde indirim olduğunda mutlaka bir e-postayla haber verirdi. En son görüşmeleri de bu e-postalardan biri vesilesiyle olmuştu. Birkaç ay önce iş çıkışı Kenan’ın ona ayırdığı Sting albümünü almak için uğramıştı. Kenan her zamanki gibi sıcak karşılamıştı onu. Bahçeye geçip uzun uzun sohbet etmişlerdi. Müzikten, üniversite yıllarından, sonra yine müzikten konuşmuşlardı. Kenan’ı daha önce hiç bu kadar çok konuştuğunu görmediği için  şaşırıyor, aynı zamanda sohbetten keyif aldığı için bir türlü kalkıp eve gidemiyordu. İkisi bahçede otururken oraya ilk kez yanında diğer arkadaşları olmadan geldiğini farketmişti. Kalkmak için izin istediğinde Kenan dışarıda birşeyler içmeyi teklif etmiş, o ise akşam halletmesi gereken işleri olduğunu söyleyip eve dönmüştü.

Kenan’ın ondan hoşlandığını o gün anlamıştı; hiç değilse kayıtsız olmadığı kesindi. Yine de bugün niye durduk yere Kenan’ı düşünmeye başladığını bilmiyordu. O akşam geri çevirdiği teklif bugün neden birden bu kadar cazip görünmeye başlamıştı? Çantasından çıkardığı aynaya son kez baktı. Taksiden indi ve rugan çizmelerinin topukları arnavut kaldırımlara bata çıka yürüdü. Kenan mağazada yalnızdı. Arkası dönük, bilgisayarda birşeylere bakıyordu. Mağazanın girişinde durup onu fark etmesi için açık kapıya yavaşça vurdu. Kenan ona döndüğünde gözleri ışıldıyordu.

“Merhaba,” dedi.

 

Tekrar

Başını önünde duran defterden kaldırıp dışarı baktı. Hava çoktan kararmıştı; ve tahmin ettiğinin aksine bütün gün yağmur yağmamıştı. Göz ucuyla köşede duran telefona baktı. Bu saatten sonra işyerini aramasa da olurdu, yarın sabah uygun bir bahane bulurdu ne de olsa. Defterin yazdığı sayfalarını koparıp buruşturdu ve çöpe attı. Soğumuş çayını saksıdaki kaktüsün dibine döktü. Yorgun gözlerle önünde duran boş sayfaya baktı. Eline kalemi alıp yazmaya başladı.

 

Elçin Uğur Perşembe, 31 Mart 2011 tarihinden beri altZine'dedir.



Yazarın altZine'deki diğer işleri için tıklayın:

altZine'de Gelecek Tema!

altZine'de bir sonraki tema: "Diş". Diş temalı çalışmalarınızı 30 Mayıs 2012 tarihine kadar tema@altzine.net adresine gönderebilirsiniz: altTema

gelecek_tema_metamorfoz


takip edin: 1061260918 677166248 rss
177180262
British Council Türkiye: Genç Yaratıcı Girişimciler için Dijital Yayıncılık Semineri ve Eğitimi
Reklam
altKitap için tıklayın
Reklam
fmag bilgi için tıklayın
Reklam