Sevgili

e-Posta Yazdır PDF

Öyle güzelce bir kız sayılmazdı. Fakültenin kantininde birkaç kez karşılaşmıştık. Bir keresinde çay alırken şeker uzatmıştım; o da titrek bir gülümseme ile kâğıda sarılı şekeri alıp teşekkür etmişti. Sanırım, bana karşı farklı bir ilgisi olabileceğini düşünmeye o gün başladım. Zira gözlerimiz kantinin boğucu kalabalığında ne zaman karşılaşsa mahcup oluyor, pembeleşen yanaklarını gizlemek için hemen başını çeviriyordu.

Dediğim gibi, öyle güzelce bir kız sayılmazdı. Ama be de dünyanın en kıyıcı erkeği değildim. Annem ‘dedenden miras kalmış,  üzme kendini bu kadar, çok iyi adamdı rahmetli deden senin’ derdi. Ama ben, bu genç yaşıma rağmen günden güne seyrelen saçlarıma baktıkça, üzülmeden edemezdim. Miyop gözlüğümün kalın camları da bahtsız halime ayrı bir hüzün katardı. Aslında kızı gün geçtikçe daha bir beğenir olmuştum. Zira birkaç yıl içinde geçireceğim muhtemel dönüşümü hesaba katarsanız, beğenmek benim için en doğru seçenekti.

Kantinde iyiden iyiye kesişir olmuştuk. Her gün fakülteye ‘evet, bu gün konuşacağım’ diye heyecanla gidiyor, ama o alev gibi yanan gözlere bir kere bakınca, konuşma meselesini sonraki güne erteliyordum. Son zamanlarda yanında, bizim bölümde okuyan ve genelde arka sıralarda oturmayı tercih eden Tanka adında bir çocuğu görür olmuştum. Konuşup, gülüşüyorlardı. Hatta bir iki kez, aynı anda bana bakarken yakalamıştım onları. Bu durum iyice sinirlerime dokunmaya başlamıştı ki, Tanka’nın, kızın abisi olduğunu öğrendim. O gün yaşadığım mahcubiyetten dolayı, gece uyuyamadım. Kızla artık mutlaka konuşmalıydım. Ertesi sabah evden çıkarken kararımı verdim, büyük gün o gündü.

Ders arasında defterimin kenarına cetvelle yazıya başlama çizgisi çekiyordum ki, biri ‘merhaba’ dedi. Dönüp baktım, Tanka. Şaşırmıştım doğrusu. Fakültelerde sınıfları bilirsiniz; genelde çok kalabalıktırlar ve kimin girip kimin çıktığı pek belli değildir. Benim gibi derslere düzenli giren bir öğrenci olmasına rağmen, Tanka ile o güne kadar hiç konuşmamıştık. Ben de ‘merhaba’ dedim.

‘Sen bu muhasebeden bayağı anlıyorsun, bir ara bize katılsana, perşembeleri birkaç arkadaş toplanıp ders çalışıyoruz, senden baya bir şey öğrenebiliriz.’

Gerçekten muhasebede oldukça iyidim. Bilanço, gelir tablosu, envanter... Sular seller gibi biliyordum. Bir şeyi daha biliyordum ki, Tanka’nın niyeti benimle ders çalışmak falan değildi; kız kardeşini benimle tanıştıracak bir ortam yaratmaya çalışıyordu. ’Olur’ dedim, ‘neden olmasın.’

‘Süper, ben sana toplanacağımız yeri haber veririm, görüşürüz.’

Tanka gidince kıpkırmızı oldum. Yüzüme birdenbire kan hücum etmişti. Böyle bir hareketi hiç beklemiyordum ve açıkçası şok olmuştum. Kızın benimle yüzleşmeye cesaret edemeyip Tanka’yı, abisini, bu şekilde kullanıyor olması beni çok sarstı. Kıza karşı tüm güvenimi, hatta tüm saygımı kaybettim.

Ben bir düzen adamıyım, her şeyin düzenine inandığım gibi, ahlaki bir düzen olması gerektiğine de inanırım. Ama sarhoş babamdan öğrendiğim bir şey var; insanları bilemezsiniz, insanları hiç bilemezsiniz.

O gece gene uyuyamadım. Ayak tırnaklarımın kenarındaki sertleşmiş derileri keserken planımı yaptım. Hem Tanka’yı, hem de ahlaksız kardeşini şaşkına çevirecektim, onlara güzel bir oyun oynayacaktım.

‘Hey Tanka!’ dedim. Samimi bir gülümseme ile hemen yanıma geldi. ‘Tanka, şu ders çalışma meselesi diyorum, ondan önce seninle okul çıkışı biraz oturabilir miyiz?’  Şaşırmış gibi bir süre yüzüme baktı, ama hâlâ gülümsüyordu.

‘Tabii ki’ dedi, ‘Kolcu’nun yerinde bir çay içeriz.’

Anlaştık.

Kolcu’nun yeri, yeşil çuha masalarından gündüzleri öğrencilerin, akşamları ise kumarcıların eksik olmadığı, yirmi dört saat yağlı tost kokan izbe bir yerdi. Zift gibi çaylarımız gelince birbirimize baktık. Yüzünde hâlâ samimi bir gülümseme vardı.

‘Tanka, belki bilirsin, benim fakültede pek arkadaşım yoktur. Hatta dönem başından beri ders çıkışı oturup çay içtiğim ilk kişisin.’

Kara gözlerinde merak belirdi.

‘Sen, -bize katıl, ders çalışalım- deyince ne yalan söyleyeyim, çok mutlu oldum. Seninle iyi arkadaş olabileceğimize dair bir his var içimde.’

‘Tabiki, neden olmasın.’

‘Ama öncesinde sana söylemem gereken bir şey var. Dost olacaksak bilmen gerek.’

‘Hımm, dinliyorum.’

‘Tanka, ben normal değilim sanırım.’

‘Nasıl yani?’

‘Ben, nasıl söyleyeyim, sesler duyuyorum.’

‘Nasıl sesler?’

‘Garip sesler. Kadın, erkek, bazen tek tek konuşuyorlar, bazen hep birlikte bağırıyorlar.’

Tanka, umursamamaya çalışan zorlama bir rahatlıkla güldü:

‘Yani, sesler her yerde var. İnsanlar çok gürültücüler, bak şu kahve bile uğultu dolu.’

‘Tanka, ben sesleri, ses çıkaracak birileri olmadığı zaman duyuyorum.’

Tanka’nın suratı ekşidi, beni daha bir dikkatle süzer oldu. Kız kardeşi gibi yanakları pembeleşmiş, büyümüş gözleri nereye odaklanacağını şaşırmıştı.

‘Ne demek istediğini tam anlamadım.’

‘Sadece sesler değil, sanırım inanlar da görüyorum. Geçenlerde anneme -kim bu salonda oturan adam- diye sordum. -Hangi adam?- deyince hiç bozuntuya vermedim. -Şaka yaptım- deyip güldüm. Delirdiğimi düşünmelerini istemiyorum.’

Tanka, sesimin titrekliğine, kalın camların arkasında fıldır fıldır dönen küçük gözlerime ve seyrelmiş saçlarımın bu resme kattığı ağır havaya aldandı ve dediklerimin doğruluğuna çocuk gibi inandı. Yüzünde masumca ama kaygı dolu bir ifade vardı.

‘Eee? Doktora gittin mi hiç?’

‘Yok. Gidersem içeri alırlar diye korkuyorum. Sürekli uyutan ilaçlar falan veriyorlarmış.’

‘Bence gitmelisin, bu ciddi bir duruma benziyor.’

‘Evet, bir şeyler yapmam gerek, bakalım. Sadece bilmeni istedim. Bu arada, yarın kaçta ve nerde toplanıyoruz muhasebe için?’

‘Daha karar vermedik. Ben sana yarın söylerim.’

Tanka bana ertesi gün hiç bir şey söylemedi. Tüm gün boyunca benden olabildiğince uzak durmaya çalıştı. İnadına kantine gitmedim. O gece ise sabaha kadar uykumdan uyanıp uyanıp güldüm. Onun ‘eh ben gideyim artık’ diyerek, Kolcu’nun yerinden kaçar gibi çıkması gözümün önüne geldikçe ve kız kardeşine bu durumu anlatırken, nasıl şekilden şekilde girmiş olabileceğini hayal ettikçe bir kahkaha patlatıyor, sonrasında da uzun süre uyuyamıyordum. Bir ara mutfakta tutulduğum gülme krizine annem uyanıp geldi. Gözleri yaşlıydı. Babam gene eve uğramamıştı herhalde.

Kantinde ikisini konuşurken gördüm, dönüp bana baktılar. Kızın yüzü çok ciddiydi. Ancak bakışlarında kaygı veya korkudan çok, bir meydan okuma vardı.

Öğle tatilinde fakültenin bahçesine çıktım. Mis gibi akasya kokan o güneşli bahar havasını doyasıya içime çektim. Oturduğum bankın karşısındaki çimenlerde Tanka ve arkadaşları yayılmıştı. Tanka bana bakmamaya çalışıyordu. Bu iyi aile çocuğunun ruhunda yaratmış olduğum sarsıntıdan çirkin ve yapışkan bir keyif alıyordum. Hele kız kardeşini düşündüğümde, gene bir kahkaha patlatasım geliyordu.

Yanıma biri oturdu, ‘merhaba’ dedi. Döndüm baktım, o. Ben de ‘merhaba’ dedim. Tanka ile arkadaşları hemen dönüp bize baktılar.

‘ İyi yemişsin benim saf abimi. Zannettiğimden daha kurnaz bir çocuksun.’

‘Sen de zannettiğimden daha zekiymişsin.’

‘Haha!’

‘Nasıl anladın?’

‘Ben kadınım, anlarım. Zavallı abim durumu o kadar panik olmuş bir şekilde anlattı ki, onu rahatlatmak için bayağı uğraştım.’

‘Peki, neden böyle davrandığımı biliyor musun?’

‘Tahmin edebiliyorum, beni biraz ürkütmek istedin, biraz test etmek belki.’

‘Gerçekten zekisin.’

‘Ama bilmediğin bir şey var benim hakkımda.’

‘Neymiş?’ diye sordum. Oldukça meraklanmıştım.

‘Ben istediğimi alırım’ dedi ve dudaklarıma yapıştı.

Daha önce çok öpüşen çift görmüştüm. Evdeki porno filmlerimdeki öpüşmelerden bahsetmiyorum. Gerçek öpüşmeler. Fakültenin bahçesinde dudak dudağa saatlerce oturan çiftlere rastlamak genel bir durumdu. Ancak ne yalan söyleyeyim, bu benim ilk öpüşmemdi. Fakülte bahçesinin tam ortasında, hem de kızın abisinin tam karşısında.

Şaşkınlıktan havaya kalkmış ellerim yavaşça indi ve kızın belini sıkıca kavradı. Yumuşak dudaklarımız ısındıkça ve acemi dillerimiz birbirine değdikçe cesaretim daha da artıyor, ihtirasımın kamçıladığı inlemelerim kızın soluk alıp verişini daha da hızlandırıyordu. Sonra boynundan öpmeye başladım. Elini kabaran pantolonumun üzerinde gezdirmesi beni iyice delirtti. Titreyen ellerimi iki bacağının arasından eteğinin içine kaydırmaya başladım. Kulağımı emiyor, beni sevdiğini, beni istediğini söylüyordu. Adeta sevişiyorduk. Sonra bir anda Tanka’yı hatırladım. Biraz fazla ileri gitmiştik sanırım. Yerimden doğrulup arkama yaslandım. Tanka ve arkadaşlarının adeta donmuş bakışlarına nerdeyse bütün bahçe eşlik ediyordu. Kız, hafif bir mahcubiyetle üstünü düzeltmeye çalıştı. Büyük bir öz güvenle kızın elini sıkıca tuttum ve Tanka’ya zafer edasıyla sırıttım.

Tanka yerinden kalktı ve bize doğru geldi. Ters bir şey söylerse kavga etmeye hazırdım, yemin olsun ki hazırdım. Elim bir ara, arka cebimde taşıdığım küçük tornavidaya gitti, ama sonra vazgeçtim. Önce ne diyeceğini duyalım dedim, hele kıza yanlış bir şey söylerse bacağına saplarım dedim. Tanka tam önümüzde durdu. Kızın sıkı sıkı tuttuğum küçük eli terlemeye başlamıştı. Rahatlamış ve mutlu görünmeye çalışarak iyice geriye yaslandım ve Tanka’ya fırsat vermeden ben sordum:

‘Bir şey mi var Tanka?’

‘Doktora gittin mi?’

‘Haha! Hala düşünüyorum, ama sanırım artık gerek kalmadı.’

‘Bence gitmen gerek, iyi değilsin.’

‘Hey, bunu kişisel alma. Senin kız kardeşin olabilir, ama artık benim de sevgilim.’

Tanka yüzüme, tıpkı Kolcu’nun yerindeki gibi, masum bir kaygıyla baktı:

‘Benim kız kardeşim yok.’

‘Yok mu? Peki ya benim sevgilim…’

Şaşkınlıkla döndüm. Biraz önce ihtirasla dudaklarına yapışıp baldırını okşadığım, boynuna dolanıp kokusunda sarhoş olduğum sevgilimin yerinde, bankın üzerinde, muhtemelen dünden kalma bir gazete eki duruyordu. Elim kaskatı havada asılı, hâlâ terliyordu.

 

 

 

Barış Güven Perşembe, 16 Haziran 2011 tarihinden beri altZine'dedir.



Yazarın altZine'deki diğer işleri için tıklayın:

altZine'de Gelecek Tema!

altZine'de bir sonraki tema: "Diş". Diş temalı çalışmalarınızı 30 Mayıs 2012 tarihine kadar tema@altzine.net adresine gönderebilirsiniz: altTema

gelecek_tema_metamorfoz


takip edin: 1061260918 677166248 rss
177180262
British Council Türkiye: Genç Yaratıcı Girişimciler için Dijital Yayıncılık Semineri ve Eğitimi
Reklam
altKitap için tıklayın
Reklam
fmag bilgi için tıklayın
Reklam