Şah-Mat

e-Posta Yazdır PDF

Elif, gözlerini kırpıştırarak güneşe baktı. Kış güneşi. Isıtmaya çalışıyor. Isıtamıyor. Güneş işte! Başını eğip, dizleri üzerindeki kitaba odaklandı. Açık sayfadaki minik lekede dolaştırdı parmağını. Ne lekesi bu? Yağ lekesi mi? Kuşgözü gibi. Tam arkasındaki ağaçta serçeler şamata yapıyordu. Gülümsedi. Bembeyaz dişleri ortaya çıktı. Bir elini dizlerindeki kitabın üzerine koyup, diğer elini saçlarına götürdü. Mor gölgeli, turuncu saçların küçük bir tutamını işaret parmağına doladı. Sonra parmağını kaydırarak geri çekti. Serçeleri seyrederken defalarca bu hareketi yineledi. Gülümsedi.

Tekrar kitaba döndü. Çok sıkıcı bu kitap. Yüzünü buruşturup bacaklarını dümdüz uzattı. Mor pantolonun sardığı sıska bacaklar, önünden geçen yürüyüş yoluna uzandı. Sıkıntıyla etrafına bakındı. Karşı çaprazındaki bankta, sarmaş dolaş olmuş çifti fark etti. Yaşıtı gibiydiler.  Erkek ateşli. Kız tedirgin, göğüslerini avuçlayan elleri tutup çekmek isterken hep başarısız oluyor. Sanki bir şeyler mırıldanıyor… Of bana ne ya!

Boynuna çapraz astığı çantasını karıştırdı. Aradığı şeyi deri montunun cebinde buldu. Sigara paketi.

Zehir zamanı. Yaşlanırsam, bırakırım.

Akciğerlerimizhavayıiçineçekensüngerlergibidir. Akciğerlerimizehavayerinesigaradumanıçektiğimizdebudumankanserenedenolankatranolarakbirikir…

Sigarasından derin bir nefes çekip, içine hapsetti. Başını geriye bırakıp, gökyüzüne doğru bütün dumanı üfledi. Katran beni öldürür. Yavaş yavaş. Daha hızlı öldüreni var mı? Henüz on altıyım... Kucağından kayarak yere düşen kitapla irkildi. ‘Satranç Öğreniyorum’ kitabını telaşla eğilip aldı. Yok, tamam kirlenmemiş. Kararsızca kitaba baktı.

“Günlük, haftalık, aylık etkinlikleriniz olmalı. Kızınızla paylaşacağınız kaliteli zamanlar… Elif satranç biliyor mu?”

“Tabii biliyor.”

“O zaman satranç oynayın...

Kulağını dayadığı kapıdan, çaycı kadının geldiğini görene dek ancak bu kadarını duyabilmişti. Psikiyatrist anne babasına böyle demişti.

Kitabı çantasına koyarken, gözü yine çaprazındaki çifte takıldı. Başını kızın boynuna gömmüş. Becerikli el yine kızın göğsünde. Kız erkeğin bileğini dur der gibi... Off…

Kalkarken, son kez serçelere baktı. Ne çoklar. Kalabalık bir aile. Biten sigarayı yere atıp, üzerine bastı. Birkaç adım sonra çiftin tam karşısında durdu.  Kız onu fark edince, bileğinden tuttuğu eli hızla aşağıya çekti. Saçlarını sağdan soldan dikleştirmiş, açık mavi, ütü izli kot pantolon giyen genç, aval aval “ne?” der gibi baktı. Elif,  kızın ayaklarının dibini işaret etti.

“Atkın düşmüş.”

Kız şaşkınlıkla eğilip atkıyı aldı.  Yavaş adımlarla onlardan uzaklaşırken sesini yükseltip, ”polis geliyor” diye bağırdı. Dönüp tepkilerine bakmadı. Bir sigara daha yakarken, kemirdiği güdük tırnaklarında yeşil ojeleri parladı.

Gözleri gökyüzünde, yapraksız dalların gerisindeki maviliği seyrederek parktan çıktı. Karıştığı kalabalıkta, kendisine yönelen bakışlara dikkat etmedi. Burnunun kenarını tutan, yanağından geçip kulağındaki halkaya tutunan ince zincire… Mor rujuna… Pantolonunun üzerindeki yeşil mini eteğine baktılar. Sigarasının dumanını üflerken, egzoz dumanının ağırlaştırdığı havaya ciğerlerinde yer açtı. Derin derin nefes aldı. Şehri kokladı.

Devasa blokların olduğu sitenin önüne gelince, gülümseyerek güvenlik görevlisine selam verdi. Bakımlı bahçeden geçip, anahtar yerine sol elinin başparmağının iziyle apartmana girdi. On ikinci kata çıktı.

Daire kapısını açar açmaz, ayaklarının dibinde tiz sesle havlayan patlak gözlü pekinizi okşadı. Montunu çıkarıp yere savurdu. Siyah, kısa kollu tişörtün sardığı sıska bedeni ortaya çıktı. Botlarını girişteki pahalı halının üzerinde çıkardı. Köpek, minik telaşlı adımlarla ondan uzaklaşıp uzun koridorda kaybolurken, o elinde kitapla salona girdi. Sedef satranç tahtasının önünde durdu. Uzun uzun yarım bırakılan oyunun kristal taşlarına baktı. Dakikalarca, sayfaları çevirdi. Taşların konumunu inceledi. Kaşları çatıldı.

“Geldin mi Elif? Aç mısın?” Yüzüne şaşkınlıkla bakan orta yaşlı kadına bakmadı.

“Değilim.”

“Yemek hazır. İstersen…”

Sıkıntıyla kitabı kapattı. Kadın, yanından geçen kıza, “ne oldu kollarına?” derken gözleri dehşetle irileşti.

Elif’e göre kollarındaki sayılamayacak kadar çok, ince kabuk tutmuş yaralar-sadece kendisiyle girdiği iddiada- korkmadığının ispatıydı. Acıdan hiç korkmadığının… Kendisinden her an vazgeçebileceğinin… Çünkü bedeni kendisine aitti. İstediğini yapabilirdi.

“Annenle baban gördüler mi?”

“Bilmem” derken elindeki kitabı dalgın bakışlarla kadına uzattı.

“Annenler geç geleceklermiş.”

Hiçbir şey demedi Elif. Uyumak istedi. Günlerce, haftalarca, aylarca uyumak...

Odasına girmeden önce, neredeyse fısıldayarak şöyle dedi:

“Biliyor musun, ben satranç oynamayı bilmiyorum.”

Kadının hüzünlü bakışlarına sırtını dönüp kapısını, gözlerini uzun uykusuna kapattı.

 

 

Aynur Sakallıoğlu Pazartesi, 03 Ekim 2011 tarihinden beri altZine'dedir.



Yazarın altZine'deki diğer işleri için tıklayın:

altZine'de Gelecek Tema!

altZine'de bir sonraki tema: "Diş". Diş temalı çalışmalarınızı 30 Mayıs 2012 tarihine kadar tema@altzine.net adresine gönderebilirsiniz: altTema

gelecek_tema_metamorfoz


takip edin: 1061260918 677166248 rss
177180262
British Council Türkiye: Genç Yaratıcı Girişimciler için Dijital Yayıncılık Semineri ve Eğitimi
Reklam
altKitap için tıklayın
Reklam
fmag bilgi için tıklayın
Reklam