Aldatma

e-Posta Yazdır PDF

Havanın küskün olduğu bir sonbahar günü yerini yavaş yavaş akşama bırakıyordu. Mesai saati bitmiş, insanlar birbirlerine isteyerek ya da istemeyerek, öğretilmiş alışkanlıkla “iyi akşamlar” deyip kendi yaşamlarına devam etmek üzere işyerlerinden çıkıyorlardı.

Mert için günün en iyi saatiydi. Boşalan ofisin sakinliğinde ertesi günü planlayabilecekti. Okuması gereken basın bültenlerini sıraya koyarken not defterine başlıkları yazıyordu. Arada bilgisayar ekranının sağ alt köşesindeki saati kontrol ediyor, zaman ilerledikçe kalbinin daha hızlı attığını hissediyordu. Kendi kendine başını iki yana sallayıp “Ya gelmezse… Ne heyecanlanıyorsun? O kızın seninle alakası yok!” diye söylendi. Bu kez gösterime geleceğinden emindi. Bu filmi kaçırmazdı. Ama hayatta her şey mümkündü.

Elif’i görmeyeli aylar olmuştu. Son gördüğünde film festivalinin sonlarıydı. Selamlaşıp film hakkında iki çift laf etmişlerdi. “Bir süre görünürde olmayacağım,” demişti Elif. Bahsettiği internet günlüğüne ara vereceğiydi; zira seyrek yazardı. İnternet günlüğünün en üst kısmında “Sevmediğim yönetmen için enerjimi tüketemem.” yazıyordu. Enteresan şeylere değinirdi hep. Sinema ile amatör ilgilenen bir izleyiciydi ama biraz daha araştırma yapsa bir film okulunda ders bile verebilirdi. Günlüğüne akşamki film için heyecanlandığını yazmıştı. Bu yüzden Mert Elif’in geleceğinden emindi.

Çıkmadan önce son kez elektronik postasını kontrol etti. Yeni bir şey yoktu. Bilgisayarını film indirmek için açık bıraktı. Sırt çantasına tablet bilgisayarını koyarken masasının üstünde duran elektronik resim çerçevesinde karısının fotoğrafı belirdi. Sandalyesine geri oturup onu araması gerektiğini düşündü. İçinde garip bir suçluluk duygusu vardı. Merhaba-merhabadan öteye geçmeyen bir şey için neden böyle suçluluk hissediyordu ki? Çerçevedeki resmin yerini Boğaziçi Köprüsünü kesen gökkuşağı resmi alınca aramaktan vazgeçti.

Bir süre nemli havanın yüzünü germesine aldırmadan yürüdü. Metro istasyonunda sağdan soldan çarparak geçen aceleci insanlara aldırış etmeden yürüyen merdivenlerde birazdan izleyeceği film hakkında okuduğu yazıları düşünüyordu. Daha doğrusu o yazıları düşünerek Elif’i düşünmemeye çalışıyordu. Film öncesi izleyeceği film hakkında konuşmak istemediğinden salona en son girenler arasında olurdu. Bu akşam bir istisna olacaktı. Elif’in uğruna…

Tam durağa gelen metroya binecekken telefonu çaldı. Metro kapısından uzaklaşıp telefona cevap verdi.

“Efendim Aslı?”

“Ne yaptın?”

“Metroya binmek üzereydim.”

“Senin bu akşam filmin var mıydı?”

“Ona gidiyorum.”

“İyi bari. Unutmuşum. Ben de kızlarla buluşacağım.”

“Dünyayı da kurtaracak mısın?”

“Her zamanki gibi…”

“Lara uyudu mu?”

“Uyudu. Tanya’ya nefes aldırmamış bugün.”

“Anasının kızı işte!”

“Hadi sana iyi seyirler!”

“Sana da iyi eğlenceler… Gece geç kalma.”

“Tamam, tamam.”

Aslı “tamam, tamam”la kapattığında gece yarısını geçirebileceğini söylemiş olurdu. Mert, yine film çıkışı doğruca evin yolunu tutmalıydı. Gece geç saatte kızının Türkçeyi yarım yamalak konuşan bakıcıyla kalması hiç hoşuna gitmiyordu. Elif’le sohbet edecek zamanı da olmayacaktı. Metro da gecikmişti. Tüm keyfi kaçtı.

Salona geldiğinde film başlamak üzereydi. Kendisine ayrılan yere oturmak için bir sürü kişiyi rahatsız etmesi gerekecekti. Boş bulduğu koltuklardan birine oturdu. Işıklar söndü. Perdeden yansıyan ışıktan seçebildiği kadarıyla insanlara baktı. Elif’i seçemedi. Kendini filme bıraktı.

Elif bu adamda ne buluyor, diye düşündü filmi izlerken. Belki yazacağı yazıdan sonra anlayabilirdi. Bu film de yönetmenin diğer filmlerine benziyordu. İki yıl önceki filminden ne farkı vardı, anlayamamıştı. Kendini çok da veremiyordu. Okuduğu yazıları düşündü. Yapım şirketinin yolladığı basın bülteninde bahsi geçen deha neredeydi acaba? Sorgulamayı filmin ortalarına doğru bıraktı. Film bir şekilde onu ele geçirmişti.

Film bitiminde ağzı açıktı. İçinden alkışlamak geldi. Yapmadı. Bir roman sinemaya ancak bu şekilde adapte edilebilirdi. Senaryolaştıran da yönetmenin kendisiydi. Işıklar yandığında bir an önce eve gidip film hakkında yazmak istediğini düşündü. Tam yerinden kalkarken Elif’i gördü.

Elif ışıklar saçarak el salladı. Elif’e mesafeli bir gülümseme ile karşılık verdi. Salon boşalırken yanına yaklaştığını fark etti. Biraz heyecanlanmıştı. Belli etmek de istemiyordu.

“Süper değil miydi?”

“Enteresandı, evet.”

“Ben bu filme hiçbir şey yazmam.”

“O neden?”

“Yönetmene ayıp olur. Bu arada sormayı unuttum; hayat nasıl gidiyor?”

“İyi.”

“Belli. Yüzünüze yansımış.”

“Sen de iyi görünüyorsun.”

“Kendime baktım…”

“Belli. Yazmaya devam mı?”

“Bilmem. Sizin gibi eleştirmenler varken bana düşmez ama… Bilemiyorum. İzlemeye devam ama.”

“Hadi bakalım…”

“Beni arkadaşlarım bekliyor. Size iyi geceler.”

“Sana da.”

Bana neden siz diye hitap ediyor bu kadın, diye kızdı biraz. Elif’in kapıları açık mı, kapalı mı hiç belli değildi. Gözleri onu şarap şişelerinin arasında sevişmeye davet ederken konuşması ile çelikten bir duvar çekiyordu. İçinde yükselen sıcaklıktan kurtulmak için kendini dışarı attı.

“Abi nereye?”

“Can, n’aber ya?”

“İyi benden. Gitmiyor muyuz içmeye?”

“Bu akşam iptalim. Lara nöbeti bende.”

“Kimdi o konuştuğun? Aslı duymasın.”

“O mu? Şey o… Elif Çağdemir. Blog yazarı.”

“Bu gösterime nasıl gelmiş? Gizli gösterim bu.”

“Tanıdıkları var herhalde. Fena da yazmıyor.”

“Paket sağlammış. Tanıştırsana.”

“Samimi değilim fazla. Benim gitmem gerek.”

“Peki abi. Aslı’ya selam.”

“Baş üstüne.”

Paket sağlammış, zevzek herif, diye düşündü salonun önündeki taksiye binerken…

“Nişantaşı!”

“Olur da abi sigara rahatsız etmezse… Çok trafik var.”

“İç tabii!”

“Sen alır mısın?”

“Alırım da yasak filan…”

“Yasağı uygulayacak adam önce trafik meselesini çözsün.”

“Haklısın.”

 

Sigaranın dumanı çıksın diye camı yarıya indirdi. Kaldırımda arkadaşlarıyla vedalaşan Elif’i gördü. Mantosundan hafifçe çıkıntı yapan kalçasına baktı. Sonra aniden az önce Can’ın söylediği şey aklına geldi. Uzun bir nefes çekti sigaradan. Elif’i başkasının görmüş olmasından çok rahatsız olmuştu.

Trafik arabaya bindiğinden beri hiç ilerlememişti. Elif’in de arkadaşları uzaklaşmıştı. Köşe başında taksi bekliyordu besbelli.

“Abi, şu ileride bekleyen ablayı da alalım mı aynı yöne gidiyorsa? Şimdi araba zor gelir.”

“Olur.”

Olur muydu? Olurdu. Hem belki biraz daha sohbet imkânları olurdu. Biraz ilerlediler. Mert camı indirip kendisini görmesini sağladı. Yine ışıklı bir gülümseme.

“Ben Nişantaşı’na gidiyorum. İstersen oraya kadar bırakabilirim.”

“Ben sizi Nişantaşı’na bırakır oradan Beşiktaş’a devam ederim.”

“Abi, madem arkadaşın ne beklettin bu yağmurda?”

Şoföre cevap veremeden Elif binmişti arabaya.

“Ay! Çok teşekkürler Mert Bey. Ben de yürüsem mi diye düşünmeye başlamıştım.”

“Bu yağmurda mı?”

“Erimem nasıl olsa…”

Eritirsin, diye düşündü Mert. Bu düşüncenin devamını getirmemeliydi.

“Ee, neler yaptın?”

“Uzun bir tatil… Siz Venedik’teyken ben de Sicilya’daydım mesela.”

“Venedik’e gitmedim bu yıl?”

“Zaten sönük geçmiş diye duydum.”

“Her geçen gün daha da kötüleşiyor. Beklentileri düşürmek gerek.”

“Bu akşamki film benim beklentilerimin oldukça üstündeydi.”

“Beni de çok şaşırttı. Başında biraz sıkılır gibi oldum ama bir anda filmin içinde buldum kendimi.”

“Yazacak mısınız?”

“Bir ara yazarım. Nasıl olsa bu film gösterime giren popüler filmler gibi yazmazsan olmaz film değil.”

“Hepsini seyretmek zordur eminim.”

“Oldukça... Bazen hızlı geçiyorum. Bazen de getiren şirketin istediği doğrultuda yazıyorum mecburen. İşin mutfağı çok çirkin…”

“Neyse ki benim gerçek işim değil.”

“Neyse ki… Beşiktaş’ta mı oturuyorsun?”

“Hayır, eşimle buluşacağım. Onun da toplantısı vardı.”

“Eşim” derken gözü ışıldamıştı. Kısa süredir evliler, diye düşündü. Böyle bir ışık uzun sürede kalmazdı. Sormadan edemeyecekti.

“Kaç yıldır evlisiniz?”

“On iki bitiyor.”

“Çocuk var mı?”

“İki tane… Kız on yaşında, oğlan sekiz… Bu akşam annemdeler, biz de dışarıdayız.”

“Çok genç anne olmuşsun.”

“Genç gösteriyorum.”

Aldığı her yanıtla biraz daha uyarıldığını hissediyordu. Bu kadın etrafına saçtığı enerjinin farkında mıydı? Bilerek mi böyle yapıyordu? Aklından geçen soruları ona soramayacaktı. Kocasını kıskanıyordu. Gece evde Elif’in ateşi onu yakacaktı. Mert de kendi ateşinde yanacaktı.

“Lanet olsun!”

“Anlamadım…”

“Trafik çok sıkışıkmış. Kızım da evde. Aklım onda.”

Toparlayabilmiş miydi acaba?

“Eşiniz de mi dışarıda?”

“Evet. Evde bakıcı var ama güvenemiyorum.”

“Tam kız babası olmuşsunuz. Büyüdüğünde çok çekecek zavallım.”

“Abi önce Beşiktaş’a ineyim mi? Sonra seni aradan çıkartırım yukarı. Bu yol çok sıkışık.”

 

‘Olur’ anlamında başını salladı. Aslında trafikten kurtulmak istemiyordu. Bir yandan olabildiğince bu yolculuğun uzun sürmesini isterken, diğer yandan da gözünün önünde beliren ateşli öpüşmelerin kaybolmasını istiyordu. Bir süre başını camdan tarafa çevirip yola baktı. Şoför Beşiktaş’a gitmek için saptığında trafikten kurtulmuşlardı. Beşiktaş’a geldiklerinde Elif ile taksi ücreti konusunda kısa süren bir tartışma yaşadılar. Şoför ücreti Mert’ten alacağını söyleyince Elif razı olup arabadan indi. Akaretlere doğru dönerken Elif’in bir arabaya bindiğini gördü ve cebinden bir sigara çıkarttı.

“Böyle kadını akşam yalnız bırakan adama ne derler abi? Neyse ki sana denk geldi.”

Şoföre çatacaktı. Vazgeçti. Elif’i gören her adamla savaşamazdı. Kendi içindeki savaş ona yeterdi.

Reasüransın önünde taksiden indi. Eve gitmeden bir şeyler içmek istiyordu. Alt kata inip rastgele bir bara girdi. Bir votka shot istedi. Onu içtikten sonra bir tane daha istedi.

“Vay! Gitmem gerek, dediğin bu muydu?”

Can yine karşısındaydı. Gecesi kâbusa dönüşmüştü.

“Eve girmeden bir şeyler içeyim, dedim.”

“Ee, tanıştıracak mısın beni o hatunla?”

“Sana gelmez. Evli hem.”

“Armudun da sapı var be abi.”

Barın üstündeki şişeyi kafasına indirmemek için zor duruyordu ki, dışarıdan yükselen kahkahalardan Aslı’nınkini ayırt etti. Can’a gülümseyip kapıdan dışarıdaki masalara baktı. Doğru duymuştu. Aslı karşı barın dışındaki masalardan birindeydi. Ne kadar da neşeli görünüyordu… Onu hemen eve götürmek istedi.

“İyi akşamlar. Tanışabilir miyiz?”

“Ah, sen nereden çıktın?”

“Mert, film nasıldı?”

“Güzeldi. Yazarım yakında okursunuz.”

Aslı hâlâ yanıt bekliyordu.

“Gelene kadar trafikten bunaldım.”

“Eve mi gidiyorsun?”

“Beraber gideriz, diye düşünüyordum ama…”

“Sen git canım. Biz daha Gülay’da kahve içip fal bakacağız.”

“Ben karşı barda Can’la bir kadeh daha içer giderim. Size iyi eğlenceler.”

Masadan yanıt beklemeden doğruca Can’ın yanına gitti. Barmene bir bira vermesini işaret etti.

“Aslı karşıdaymış.”

“Selam verdim. Keyifleri yerinde.”

“Var mısın bir tequila savaşına?”

“Bu işler için yaşlanmadık mı oğlum?”

“Korkuyor musun?”

“Dizdir shotları.”

 

Yedinciyi içtiğinde barı öptü. Can beşte kalmış, hesap da Can’a kalmıştı.

“Pes.”

“Bu sorunun da cevabını aldığına göre ben artık eve gidebilirim.”

“Tek başına gidebilecek misin?”

“Yaşlandık dediysek, o kadar da değil. İyi geceler.”

Bardan çıktığında Aslı ve arkadaşlarının masasının boşaldığını gördü. Gülay’a gitmişlerdir, diye düşündü. Evine doğru yürümeye başladı. Caminin avlusundan geçip apartmanın kapısına geldi. Cebinden anahtarlarını çıkarttığında mesanesinin patlamak üzere olduğunu hissetti. Asansörü beklemeden hızlıca merdivenlerden çıktı. Elinde sıkı sıkı tuttuğu ev anahtarını kilide sokup çevirdi. Çantasını girişteki pufa bırakıp koşarak tuvalete girdi. Sifonu çekip çıktığında koridorda Tanya’yı korku dolu bir ifadeyle beklerken gördü.

“Bay Mert, sen miydin? Koptu benim öd.”

“Sen uyumadın mı?”

“Az oldu, yattım ben. Sen bir şey istiyorsun, Bay Mert?”

“Kahve ve aspirin... Çalışma odamda olacağım.”

Çalışma odasındaki koltuğa oturdu. Çantasından tableti çıkartıp hemen Elif’in günlüğüne baktı. Yeni yazı yoktu. Muhtemelen Elif yeni yazı yazmak yerine kocasıyla çocukların yokluğundan istifade ediyordu.

Tanya beklediğinden hızlı gelmişti. Fincanla bardağı tepsiden sehpaya koyarken eğilmesiyle sabahlığının önünün açılması bir oldu. Hemen toparlanmaya çalıştı.

Mert sabahlığın kuşağından tutup kendine doğru çekti. Sabahlığın önü tamamen açılmıştı. Tanya tekrar kapatmaya çalışırken bileğinden tutup bu kez kucağına çekti.

“Ne yapıyorsun, Bay Mert?” diye fısıltıyla sordu. Mert, eliyle ağzını kapatarak boynundan öpmeye başladı. Sonra tüm akşam dönüşmemeye çalıştığı adama dönüşmüştü. Tanya’nın önce geceliğini sonra iç çamaşırını yırtıp yere yatırdı. Tanya korkmuş gözlerle bakıyor, büyük ihtimalle Lara uyanmasın diye bağıramıyordu. Mert Tanya’nın yüzünden kurtulmak için gözlerini kapadı. İçine girdiği sessiz sessiz inleyen kadın önce Elif oldu... Bir süre sonra Aslı… İkisine de gücü yeterdi. Bunu onlara göstermeliydi.

“Sehpaya koyuyorum, Bay Mert?” diyen Tanya’nın sesiyle gözünü açtı. Koltukta oturuyordu. Tanya da elinde tepsiyle bekliyordu. Sertleşmiş organını Tanya fark etmesin diye, ayakkabısının bağcıklarını çözecekmiş gibi eğildi.

“Bırak şuraya! Sen yat artık.”

“Sen de çok ses yapmıyorsun, Bay Mert. Lara uyandırmıyorsun.”

“Tamam, tamam.”

Tanya odadan çıktığında derin bir nefes aldı. Gelen suyun yarısını bir kerede içti. Bir sigara yaktı. Tabletinden twitter hesabına girdi.

İçinde bir ateş yanıyorsa üstüne tequila dökmeyeceksin. Birden parlar. Söndürmesi zorlaşır.

Bir süre yazdığına baktı. Gönder düğmesine tıkladı. Göndermesiyle pişman olması bir oldu. Böyle klişe sözler yazan adamlarla çok dalga geçerdi. Artık çok geçti. Tableti çalışma masasına bıraktı.

Saat gece yarısını gösteriyordu. Aslı gelmeden duşa girmeliydi.

Parmak uçlarında yürüyerek koridordan geçti. Lara’nın kapısında durup bir süre onu izledi.

Büyüdüğünde onun da karşısına bir sürü erkek çıkacaktı ve bir inanışa göre o en çok babasına benzeyenini seçecekti. Bu düşünce midesini kaldırdı. Hızlıca yatak odasındaki banyoya girip tuvaletin kapağını kaldırdı. İçtiği ne varsa hepsini çıkardı.

Giysilerini çıkarmadan küvetin içine girip vanayı çevirdi. Akan buz gibi suyun altında vücudunun canlandığını hissediyordu. Kendine gelince kalkıp giysilerini de çıkardı. Tamamen düzeldiğinde bir şey yemediğini hatırladı. Suyu kapayıp banyodan çıktı. Kapının arkasına asılı bornozunu giydi. Küvetteki giysileri öylesine bir sıkıp çamaşır makinesine attı.

Kapının açıldığını duyunca, Aslı ile karşılaşmak istemediğinden bornozu üstünden atıp yatağa girdi. Yüzükoyun yattı.

Aslı’nın yatak odası kapısında kendisine baktığını hissediyordu. Telefonunun titreşim sesini duydu. Aslı fısıldayarak açtı telefonu. Biraz uzaklaştı ama sesi duyuluyordu.

“Delisin sen… Uyuyor herkes… Gülay bahanesini yemiştir… Yarın gece mi? Bilemiyorum şimdi. En kötü ihtimalle, filmlere gömüldüğünde bir iki saatliğine gelebilirim… Manyak mısın? Kalamam… Keşke Tanya’yla oyalansa… Belki vardır bir şey… Tamam… Ben de seni seviyorum.”

 

Melike İnci Pazartesi, 05 Aralık 2011 tarihinden beri altZine'dedir.



Yazarın altZine'deki diğer işleri için tıklayın:

altZine'de Gelecek Tema!

altZine'de bir sonraki tema: "Diş". Diş temalı çalışmalarınızı 30 Mayıs 2012 tarihine kadar tema@altzine.net adresine gönderebilirsiniz: altTema

gelecek_tema_metamorfoz


takip edin: 1061260918 677166248 rss
177180262
British Council Türkiye: Genç Yaratıcı Girişimciler için Dijital Yayıncılık Semineri ve Eğitimi
Reklam
altKitap için tıklayın
Reklam
fmag bilgi için tıklayın
Reklam