anasayfa altTema Çıplak Kumaş Parçası

Kumaş Parçası

e-Posta Yazdır PDF

Annem, babam, kardeşim ve ninemle; mahalledeki diğer evlerden farksız bir evde, diğer evlerde yaşanana benzer bir hayat yaşıyorduk. Başka kim benim gibi düşünürdü bilmiyorum ama ben bütün bu benzerlikler içinde kendimi farklı hissediyordum. Okula başlayana kadar, bu farklılığa geçerli bir gerekçe bulamadım; mahalledeki herkes birbirini giyimiyle, konuşmasıyla, ismiyle kabullenmişti. İlkokula başladığımda ise bana ismimin anlamını soran birkaç kişi çıkmıştı. İsmimin, anlamı sorulmaya değer, bana farklılık kazandıran bir yönü olması beni mutlu etti; bana ezberletilen o iki kelimeyi gururla söyledim: saf ve yalansız demek. Bu repliği birkaç kez kullandıktan sonra çevremdeki herkesin ismime alıştığını gördüm.

Ortaokula başladığımda, yeni bir okul ile birlikte edindiğim yeni arkadaşlarımdan birkaçı karşısında yine aynı engellenemez gururu yaşadım. Fakat bu durum fazla uzun sürmedi. Bu kez sadece çevremdekilerin ismime alışması değil, Türkçe kitabımızda yer alan bir okuma parçası her şeyi alt üst etti. Türkçe öğretmenimizin daha ilk derste yoklama sırasında bana ismimin anlamını sorarken ve ben cevapladıktan sonra yüzünde beliren ifade bir şeylerin ipucu olmuştu olmasına; ancak çok üzerinde durmamıştım. Birkaç ay sonra o okuma parçasında ismimi görünce önce çok şaşırdım. Her zaman yaptığım gibi, bir gün önce, özenle tuttuğum defterime parçada geçen ve anlamını bilmediğimizi tahmin ettikleri kelimeleri ve bulduğum anlamları yazdım. Kendi ismimin anlamına bakma gereği duymadım, içinde geçtiği cümleyi anlamlandıramasam da hiç tereddüt etmeden yanına “saf ve yalansız” demek olduğunu en güzel yazımla belirttim. Ertesi gün, Türkçe dersi başladığında içimde tuhaf bir gıdıklanma bile vardı; az sonra sınıfta ismim geçecekti muhtemelen. Yanılmamıştım, o gün sınıfta ismim geçti. Öğretmenimiz parçada geçen kelimelerin anlamını sorarken, en hevesli ben olmama rağmen ismimin anlamını bana sormadı. Bir arkadaşım, yanlış olduğuna emin olduğum bir cevap verdi, biraz da gülerek itiraz edecek oldum, öğretmen müsaade etmedi. “Evet” dedi, “üryan çıplak demek. Parçada ‘anadan üryan’ demiş, peki o ne demek? Çırılçıplak demek.” Sanki bütün gözler bana çevrildi. Demek, ben Üryan’dım doğduğumdan beri. Ders bitene kadar kıpırdayamadım. Teneffüste yanıma gelen kızlardan biri haricinde hiç kimse üryanın gerçek anlamını öğrenmekle ilgilenmemişti. Ama ben karmakarışıktım. Bir anda çıplak, hatta çırılçıplak kalmıştım. Üstelik sadece bugün değil, bugüne kadar hep çıplak olduğumu düşünemiyordum bile. En sevdiğim oyuncaklarımdan biri elimden alınmıştı. Daha 12 yaşındaydım, daha liseye gidecektim, hatta üniversiteye, doktor olacaktım. Ne çok insanla tanışıp ismimin anlamını açıklamam gerekecekti. Daha kaç kez anadan üryan soyunacaktım?

Kalan iki ders çok zor geçti. Bir an önce eve gidip giyinmek, bir daha hiçbir yerde çıplak kalmayacak şekilde giyinmek için deliriyordum. Eve vardığımda annem yemek yapıyor, ninem Kuran okuyordu. Önce annemin karşısına dikildim: “Üryan ne demek?” Sesim üzgün değil de sinirli çıksın diye uğraşıyordum. Ne de olsa bana bu ismi verenlerin elleriydi beni bugün herkesin içinde soyan. Başını bile kaldırmadı annem, “nenene sor” dedi. İsmimi ninemin koyduğunu da, annemin kelimelerin anlamını bilmediğini, düşünmediğini de biliyordum aslında. Yine de ninemin karşısına dikilmeye cesaretim yoktu. Ömrümde bir kez bile birine sesini yükselttiğini duymadığım ninemden, ben de kardeşim de ölesiye çekinirdik. Ancak ok yaydan çıkmıştı bir kere, ninem kafasını Kuran sayfalarından kaldırmış, bana bakıyordu. Sanki, ismimin kulağıma fısıldandığı andan beri ona ismimin asıl anlamını sormamı bekliyordu. Yanına ilişip “üryan çıplak demekmiş” dedim sessizce, bana bunun yanlışlığını kanıtlamasını istercesine. Bunu bir tek o yapabilirdi; bir tek o, beni tekrar ismime kavuşturabilirdi. Ama yalanlamadı, başıyla onayladı. Bu kez ağlamaklı “saf ve yalansız demek değil mi?” diye sorabildim. Cümlelerin arasında dura dura, gözümün ta derinlerine bakarak başladı konuşmaya: “İnsanın aybını esvap örtmez mi? Kusurunu da yalan esvabı örter. İşte o yalan esvabını çıkarırsan üstünden çıplak kalırsın. Saklayacak kusuru olmayan kişi çıplaktır. O senin saflığındır, yalansızlığındır. Kulun, Allah’ın huzurunda olduğu gibi. Her insanın dünyaya geldiği ve dünyadan gideceği gibi…” Giderek sönen sesiyle, son cümleyi kendine söyler gibi bitirdi. O gün, ninemin söylediği hiçbir şeyi tam anlayamamıştım; yine de hafızama kazınmıştı her harfi. Ses tonu, beni, bir daha bu konuyu açmamaya ikna etmişti. O gece uyumadan önce düşündüm, ertesi gün ismimin anlamıyla ilgili bir şey soran olursa ninemin anlattıklarını nasıl aktaracaktım? Ama toparlayamadım. Zaten ne ertesi gün, ne de izleyen günlerde kimse bir şey sormadı. Çıplaklığımın kimsenin umurunda olmamasına alıştım.

İsmimin anlamını öğrendiğim yıl, hayatımda daha büyük değişiklikler de yaşadım. Ninem çağırdı beni yanına; annem ona yaşadığım değişimi anlatmış olmalıydı. Utanarak oturdum dizinin dibine. Annem de odadaydı; ama hiç konuşmadı. Ninem yine sakin: “Artık çocuk değilsin, her hareketine daha çok dikkat edeceksin,” dedi. Bir yandan başıma örttüğü örtüyü kast ederek “bunu da benden hatıra saklarsın,” dedi. Daha önce bana üryanlığı uygun gören, sorduğumda anlamadığım sözlerle üryanlığı öven ninem, artık üryan gezmemi istemiyordu anlaşılan. Örtüyü çenemin altında düğümlerken kafamın içine de bu çelişkiyi düğümlediğini bilmiyordu. Yine de buna çok kafa yormadım; nasıl olsa yine sesiyle, tavrıyla ikna etmişti beni.

Ninemin o gün örttüğü örtüyü bir süre çıkarmadım başımdan. Annemin verdiği diğer iki örtüyü örttüğümü hiç görmedi ninem; çünkü başımı kendi elleriyle örttüğü günden birkaç hafta sonra bir sabah uykusundan uyanamadı. Komşular haber aldı, evimiz doldu doldu taştı. Herkes girip bakıyordu yattığı odaya, ben de girmek ve ninemi son kez görmek istiyordum; ama korkuyordum. Öğleye doğru camiye götürdüler ninemi. Biz de arkasından gittik. Ninemi yıkayacaklarmış, annemi de soktular yanına. Bunun, onu son kez görme şansım olduğunu anladım ve ben de girdim içeri. Kafamdaki düğüm de tam o anda çözüldü. Ninemin dediklerini o gün anladım. Üryanlık karşımda boylu boyunca yatarken, başımdaki örtü dahil, hiçbir esvabın kusurlarımı gizleyemeyeceğini anladım. Ninem kulağıma yalnız bir isim fısıldamamıştı, bana yalanlarla kusurlarımı gizlememeyi, hep saf ve yalansız kalmayı tembihlemişti. Esvap, neticede kumaş parçasından başka neydi ki? Yine de zaman zaman sandıktan çıkarır da koklarım ninemin hediyesi örtüyü. Bir kumaş parçasına, aybımı gizlemek için değil, bana saflığı ve yalansızlığı hatırlattığı için bağlandığımı bilsin isterim ninem de.

 

 

Evşen Yıldız Salı, 31 Mayıs 2011 tarihinden beri altZine'dedir.



Yazarın altZine'deki diğer işleri için tıklayın:

altZine'de Gelecek Tema!

altZine'de bir sonraki tema: "Diş". Diş temalı çalışmalarınızı 30 Mayıs 2012 tarihine kadar tema@altzine.net adresine gönderebilirsiniz: altTema

gelecek_tema_metamorfoz


takip edin: 1061260918 677166248 rss
177180262