anasayfa altTema Çıplak Boş Pozisyon

Boş Pozisyon

e-Posta Yazdır PDF

Tamam ben de benim heriften çok şey istemedim. Yani istemekten artık vazgeçtiydim. Çünkü anladım... Kendimi ne kadar paralasam da yok anacım... Adam aynı tas aynı hamam. İlk başlarda nası dil dökerdim, nasıl yerden yere vururdum kendimi çalışsın diye. Ama ı ıh! Girdiği işler zaten beş para etmez. Girse bile üç gün çalışır çıkar. Çıkmasa bile çalışıp kazandığından fazlasını yer, içer, sıçar... Yani onun çalışması bize zarardı anacım. Tamam dedim, çalışma. Ama benim çalışmama da laf etme. Amaaan! Bunu deyince ilk, bi köpürdü bi köpürdü ki sormayın... Neymiş efendim, karısını çalıştırmazmış da, eller ne dermiş de, vırtmış da zırtmış da... Be adam, adam ol da çalıştırma o zaman karını. Sen girdiğin işte üç beş gün tutunama ondan sonra vay efendim karım çalışmasın... Oooh! Tamam çalışmasın da eve nerden ekmek girecek? Bu tencerede ne pişecek be taş kafa? Sade yeme olsa amenna. Giyeceği, temizliği, evin kirası, faturaları, çocukların okulu, cartı curtu. Gasteden kestiğin kuponla ödesen bunları alırım her gün elli kuruşa bi gaste, oh mis... Baktım yetmedi iki gaste alırım, kraliçeler gibi yaşarım. Ama işte öyle olmuyo efendi! Bi şekilde birinin para kazanması lazım. Sen olmazsan, çocuklar da olamayacağına göre bu ben olucam. Başka yolu yok. Ha zoruna gidiyosa sıkıcan büzüğünü, çalışıcan eşşek gibi.

Neyse ilk zamanlar mırın kırın etse de baktı ki başka yol yok gönülsüz de olsa kabul etti. Sonradan da belli etmedi ama memnun bile oldu. Nası olmasın anacım? Adamın cebine çay, sigara, iddaa parasını bile ben koyuyodum. Biri bana öyle para verse ben de yan gelip yatarım valla. Ekmek elden su gölden. Oooh! Aslında böyle dediğime bakmayın siz. Benim adam çalışsa, düzgün biri olsa bile yine de çalışırdım ben. Öyle evde miskin miskin oturmak bana göre değil. Üretmem lazım benim. Zaten küçükten ev işlerine yatkın olduğum için her şeyin pratik yolunu öğrendim çok şükür. Temizlik, çamaşır, bulaşık, yemek yapma işleri hangi sırayla, hangi yöntemle daha çabuk ve yorucu olmadan halledilir onu bilirim. Hatta bu konuda benim diyen ev kadınlarına taş çıkartırım. Ondan sebep bazıları için azap olan ev işlerini öğle olmadan çabucak bitirdiğim için koskoca öğleden sonra bana kalır. Napıcam bu sürede? Oturup televizyona mı bakıcam? Orda, o kadın programlarında gösterdikleri şeyleri ben 9 yaşında yapardım. Öyle kitap falan okumayı da ayıptır söylemesi pek sevmem. Dışarı çıkıp dolaşsan ne kadar dolaşıcan? Girdiğin her mağazada, her markette artık reyonları tanıyosun. Yapacak tek bi şey kalıyo: Çalışmak.

İlk önce herifi kıllandırmamak için bildiğim şeylerden başlamak istedim. Kıllandırmamak, korktuğumdan değil ha! Ensesinden tuttuğum gibi yere yapıştırırım istesem. Bit kadar bi şey zaten. Ezelden gelen bi şey işte bizdeki. Kocaya saygı falan. Bi kere öyle bi şey görmüşüz. Saygı duyar gibi yapıyoruz. Bazen sinek gibi ezmek istemiyo muyum o cılız vücüdunu; sümük gibi yapıştırmak istemiyo muyum duvara? İstemediğim gün yok vallaha. Ama işte çocukların okulu, pisikolojisi etkilenmesin diye katlanıyoz anacım. Neyse, işte dedim ya ilk önceleri bildiğim işlerden başladım. Örgü ördüm. Kazak, atkı, bere, eldiven, çorap, patik, çocuk hırkası, sonra dantelden masa örtüsü, sehpa örtüsü, kırlent, televizyon örtüsü... Bizim mahalle hala biraz eski kafada olduğu için ilk başlarda iş sıkıntısı çekmedim. Hâlâ kızların çeyizlerine incik boncuk yaptıranlar oluyodu. Ama bizim mahallede bile giderek bu işler yavaşlamaya, tat vermemeye başladı. E tabi her şeyin hazırı çıktı artık. Benim yaptığım fiyatın yarısına satıyo adamlar. Milletin de sokağa saçacak parası yok. Zaten kıt kanaat geçinen insanlar. Uzun lafın kısası bazıları tek tük ördürse de çoğu hazırını alıverdi. Bazısı da temelli bıraktı çeyizdeki örgü işlerini. Ama bana iş mi yok?

Hemen yemek işine girdim. Zaten ev işlerinden en zevkle yaptığım şey yemek yapmaktı. Günlerde falan pastama, böreğime, kısırıma, poğçama, zeytinyağlıma bayılan bayılana ayol. Dedim madem millet seviyo bunları, satamaz mıyım acaba? Eski mahalleden bi abla vardı. Kamile Abla. Pasta fırınında temizlik işlerine bakıyodu. Ona çıtlattım böyleyken böyle diye. Patronla konuşurum dedi. Hiç umudum yoktu aslında. Elimin lezzetine güveniyodum elbet ama küt diye oluvermeyeceğini tahmin ediyodum bu işin. Ama daha akşamına gelmez mi Kamile Abla? Kız dedi bana, hemen bu gece en güvendiğin şeylerden birer tepsi yap. Sabaha hazır olsun. Dedi gitti. Aldı mı beni bi telaş... O gece sabaha kadar tam on iki tepsi hamur işi yaptım. Kamile Abla sabah geldiğinde ben hala uyumamıştım. Aldı gitti tepsileri. Öğlen ben uyurken telefon etti. Adam bayılmış benim hamur işlerine. Her gün istiyomuş.

Tatlı işti. Ta ki bizim dükkanı Uğur Dündar'ın ekibi basıp, duvarlarda gezen böcekleri falan çekip televizyona çıkarıncaya kadar. Sonuçta o iş de yattı.

Ama benim yatmaya niyetim yoktu. Temizlik işine girişmeye karar verdim. Kendi evimi misler gibi yapıyosam bundan niye para kazanmıycaktım ki? Sordum soruşturdum etrafa. Var mı temizlikçi arayan diye. En çok uğraştığım iş bu oldu. Ancak iki hafta sonra biri çıktı. Haftada bi gün gel dedi. Tanıdığı birinden duymuş beni. Güvenilir, eli uzun olmayan birilerini arıyomuş. Çok çekmiş temizlikçilerden. Tövbe dedim, eli uzunluk ne demek. Harama el uzatmam. Bir ay dolmadan başka birine tavsiye etmiş beni. İkinci ayın sonunda haftamın altı günü doldu. Kraliçeler gibi yaşıyorum. Benim adama da daha fazla para vermeye başladım. İşlerim çok şükür iyiydi. Bizim çocukları kursa bile yazdırdım. Ama işte bizde bi laf vardır. Çok gülen biri oldu muydu ondan şüphelenilir. Çok güldü, ağlaması yakın denir. Ben de işler fazla iyi gitmeye başlayınca içime bi kurt düştü. Artık ben kurtlandığımdan mı yoksa olacağı mı vardı küt diye gitmesin mi gül gibi iş? Temizliğe gittiğim evlerden biri beni haftada bi gün alıyodu ama eve her gün gelen başka biri daha varmış. Başka işlere bakan biri. Ben görmediydim hiç. Herhalde bu, artık nefsine hakim olamadı mı, evdeki hanımın bileziğini mi küpesini mi bi şeyi çalmış. O çoktandır evde çalıştığı için, ben de yeni olduğumdan gözler bana çevrildi tabi. Önce ağzımı yokladılar bi. Ama Allah için direk suçlamadılar beni. Sonra da artık gelme dediler. O ona, o ona söyledi herhalde, kulaktan kulağa yayılmış bu durum. Bellediler mi beni hırsız... Eğer tek bi çöplerine göz diktiysem gözüm çıksın. Allah'tan korkarım ben. Neyse o şekilde bu sayfa da kapandı.

Tabii sadece o sayfa kapandı. Çalışmayı bırakmadım. Ondan sonra dedim ki kendi kendime: Ne üzüyosun kızım tatlı canını? İş mi yok sana? Para geldikten sonra nerden gelirse gelsin. Yeter ki senin herif gibi maymun iştahlı olma. Sen işi bırakma. İş seni bırakana kadar sebat et. İşte ondan sonra önüme ne iş gelirse yaptım. Tekstil atölyesine geçici işçi mi lazım? Hop hemen işçi oldum. 15 günlük ama... Olsun. Pazarda incik boncuk tezgahının başına adam mı lazım? Ben ordayım. Ama sadece sahibi hastaneden çıkana kadar... Olsun. Çocuk mu bakılacak? Benden iyi kimse bakamaz. Ama bebişin anneannesi Almanya'dan gelen kadar... Olsun. Fındık kırmaya, yufka açmaya, tükenmez kalem montajına, köpek gezdirmeye, fidan dikmeye, ölü yıkamaya, halı yıkamaya, merdiven yıkamaya...

Ha? Bitti mi? Çabuk bitti bu sefer. Siz tamam diyosanız...

Oğlum şu donumu versene. Böyle çalışırken sizin kafanızı da ağrıtıyorum ama. Kusura bakmayın. Başka türlü vakit geçmiyo işte. Sütyeni de ver. Ama kızıyosanız konuşmam bi daha. Bi de söyleseniz de kaloriferleri az daha açsalar. Kazakla eteği de alsam...Valla cırcır olucam böyle otura otura. Eve gidince bağırsaklar guruul guruul...

Öğrenci işlerinden mi alıyom parayı yine? Tamam.

E hadi o zaman size hayırlı işler, güzel sanatlar...

 

Hekim Ali Babacan Çarşamba, 30 Haziran 2010 tarihinden beri altZine'dedir.



Yazarın altZine'deki diğer işleri için tıklayın:

altZine'de Gelecek Tema!

altZine'de bir sonraki tema: "Diş". Diş temalı çalışmalarınızı 30 Mayıs 2012 tarihine kadar tema@altzine.net adresine gönderebilirsiniz: altTema

gelecek_tema_metamorfoz


takip edin: 1061260918 677166248 rss
177180262