1.
İlk şikayetim karın ağrısıydı. Bir de mide bulantısı. Zaten şiddetli olan kramplar, Suna ile her kavgamızdan sonra daha da azıyordu. Strese bağlıdır demişti doktor. Kavgalar bitmez, sancılar çekilmez hale gelince sırt çantamı topluyor ve yazlığa kaçıyordum. Ancak orada kendimi eskisi gibi iyi hissediyordum. Suna'yı değil, bana her akşam hazırladığı likörlü kahveyi özlüyordum.
2.
Başağrısı dayanılmazdı. Kafamın tam arkasına bir kurşun saplanmıştı sanki. Ağırlığından başımı kaldıramıyordum. Eskiden de ağrırdı başım, ama böyle değil. O vakitler beni kucağına yatırırdı Suna. Yüzümü bacaklarına gömerdim. Gözlerim kapalı, kokusunu çekerdim içime. Öyle yumuşak okşardı ki başımı, bana dokunup dokunmadığını anlayamazdım. O kadar hafifti elleri. Oysa artık her teması birer çekiç darbesiydi benim için.
3a,3b.
Ellerim uyuşuyordu. Öncesinde parmaklarımın uçlarına küçük iğneler batıyordu. Sonra parmaklarımdan avuçlarıma, oradan da bileğime tırmanan bir hissizlik. Biri bana eldiven giydiriyordu sanki. Böyle zamanlarda tuttuğum herşeyi kırıyordum. Kahve fincanı, telefon, gözlük... Kırılmayan tek şey Suna'ydı. Ellerimi hissetmediğimde ona daha rahat, irkilmeden dokunabiliyordum. Ellerim bir başkasınındı, veya Suna bir başkasıydı.

1.
Karın ağrım günlerce dinmedi. Kürtajdan sonra kramplar sık görülür demişti doktor. Bir boşluğun nasıl bu kadar acı verebildiğini anlayamamıştım. Ya da planların insanı ne kadar gaddarlaştırabildiğini. Daha gerçekleştirecek çok tasarısı vardı Kürşat'ın, bebek filan istemiyordu, o kadar!
2.
Ameliyathanenin parlak ışıkları kör etmişti beni. Çelik küretler sadece rahmimi değil beynimi de kazımıştı. Feri sönmüş gözlerle, hiçbir şey düşünemeden dolanıyordum artık. Geceleri gözlerimi tavana dikmiş uykuyu beklerken, metal küretlerin bebeğimi kazırken çıkarttıkları sesi duyar gibi oluyordum. Bu dayanılmaz sesi ancak yanımda mışıl mışıl uyuyan Kürşat'ın horlaması bastırıyordu.
3a,3b.
İlk birkaç sefer ellerim titredi. Kalbim yerinden fırlayacaktı. Sanki Kürşat neler çevirdiğimi bir anda anlayacaktı. Zamanla endişelerimin yersiz olduğunu farkettim. Kürşat sadece kendisiyle ilgileniyordu.
Her akşam yaptığım gibi suyu kaynattım, biraz dinlendirip fincana boşalttım. İki tatlı kaşığı kahve ekledim. Suyla karıştırdım. Üzerine yarım kaşık yağsız süt. Bir ölçek likör. Son olarak da bodrumda duran kurşun-asit aküden damıttığım karanlık sıvıdan üç damla.




