anasayfa altTema Kaşık O Kaşık Bitecek!

O Kaşık Bitecek!

e-Posta Yazdır PDF

 

“Ne getirdin?” diyorum.

“Şişşt kızım. Öyle denir mi? Ayıp!” diyor, gülümsüyor.

Bana değil, dayıma gülümsüyor. Zaten o da bir şey getirmemiş. Kapı çalınca hemen koşup açıyorum. Her gelenin ne getirdiğini merak ediyorum. Dayım akşam eve gelince çikolatalı gofret getirirdi ilk başlarda. Artık getirmiyor. Zaten insanlar da eskisi kadar çok ziyarete gelmiyorlar. Akıllı ve uslu bir çocuğum ben, yengem öyle diyor. Geri dönmek istiyorum deyince, az kaldı, annen gelecek diyor.

Buradaki okulu sevmiyorum. Giderken yolda midem bulanıyor. Sonra bütün gün devam ediyor. Burada yanlış yaparsam kimse beni sevmiyor. Onlardan olmadığımı anlıyorlar hemen. Bazı günler revire gidiyorum ama orada da hep üşüyorum. Kimse yanıma gelmiyor. Bazen ikizler beni çağırıyorlar oynamak için. Seviniyorum. Onlar okula beraber gidip geliyorlar. Hiç yalnız kalmıyorlar.

Burada beni en çok Şoför Amca seviyor. Her sabah servise binerken yardım ediyor. Çantamı tutuyor. Akşamları da beni kucağına alıp yere indiriyor. Onun yanına oturmak istiyorum ama öne oturmama izin vermiyor. Arkadaki büyük çocuklardan korkuyorum. Çok hızlı konuşuyorlar. Zıplıyorlar, bağırıyorlar. Hemen Şoför Amca’nın arkasındaki koltuğa oturuyorum ben de. Hiç sesimi çıkarmıyorum.

Her yemekte o tabak bitecek diyordu yengem, şimdi vazgeçti o kaşık bitecek, diyor. O kaşık bitince bir daha dolduruyor, bu kaşık bitecek diyor. O kaşık bitince, bu kaşık da bitecek diyor… Okula başladın, hâlâ kaşık kaşık yemek yediriyorum sana, annenler gelince görürsün sen, diyor. Annenler deyince babam geliyor aklıma, ağzımdaki pirinç lapasını tükürüyorum. "Tepemi attırma, konuşmayacaksın, bu kaşık bitecek!" diyor.

Okuldan eve dönünce kapıcının karısı Neriman Teyze evde oluyor. Beraber muhallebi yapıyoruz. Aslında o yapıyor ama olsun. Ben en çok boşalan tencereyi kaşıkla sıyırmayı seviyorum. Muhallebi sıcakken daha güzel oluyor. Yengem daha gelmemiş olduğu için seviniyorum. Yengem izin vermiyor tencereyi sıyırmama... Bazı günler normalden daha geç geliyor. O zaman ben televizyon seyrederken Neriman Teyze sırtımı kaşıyor. Hep daha çok kaşısın istiyorum ama sonunda “yeter bu kadar, kaşıdıkça kaşınır” diyor.

Akşamları hava kararınca camdan dışarı bakıyorum. Karşı apartmandaki evlerin içini görüyorum. Televizyonda ne seyrettiklerini anlamaya çalışıyorum. Ne yediklerini merak ediyorum. Bir süre sonra perdeleri kapıyorlar. Hiçbir şey göremiyorum.

Bazı geceler yengeme sarılıp yatmak istiyorum ama kapıları kilitli olduğu için yanlarına gidemiyorum. Sesler duyuyorum, uyuyamıyorum. Ben de kendi odamın kapısını kilitliyorum çünkü korkuyorum. Sabah yengem çok kızıyor. “Kapı kilitlenmez, tehlikeli” diyor.

Yeni okulumdaki en yakın arkadaşım Seda. Diğerlerine benzemiyor o, bana sürekli Almanca kelime soruyor, kelime değiş-tokuş oynuyoruz. Çok iyi bir kız. Zaten yengem de bana onu örnek gösteriyor. Ben surat asınca, "bak Seda’ya ne kadar olgun bir kız," diyor. "Yatalak annesine bile bakıyormuş. Yetişkin gibi." Yetişkin ne deyince de, ben yetişkinim sen de çocuk diye açıklama yapıyor yengem, yatalak da... boşver! Kafam iyice karışıyor. Seda annesine bile bakıyor. Galiba benim yengem de ona bakmamı istiyor ama emin değilim. Annem arayınca soracağım yarın. Nasıl yatalak yetişkin olunur?

Ertesi gün telefon çalınca, yengem “ne diyorsunuz? yok canım, ne münasebet,” dedikten sonra bana ters ters bakıyor: “iyi bok yemişsin, Seda yok mu?”

“Seda var,” diyorum.

Gülüyor. Yengem sinirli ama nedense sürekli gülüyor. Bazen gülmesini durduramıyor, o zaman korkuyorum.

“Alışacaksın Türkçe'ye zamanla… Annesi aradı. Şikayet ediyor seni.”

“Ne yapmışım ki?”

“Her servisten inerken, -belki yarın görüşemeyiz her an ölebiliriz- diyormuşsun! Kim aklına sokuyor bu saçmalılıkları?”

İlk önce Seda demişti öyle! Şimdi yengem bana kızıyor. Sen daha çocuksun, ölmezsin, diyor. “Ama Seda’ların sınıfında biri ölmüş geçen sene, karşıdan karşıya geçerken araba çarpmış, ölmüş” diyorum. Araba çarptı diye ölmüş o, herkes ölecek değil ya, diyor. Evet, herkes ölecek değil, Seda'nın annesine de araba çarpmış ama ölmemiş. Herkes ölecek değilse ben de yaramaz bir çocuk olup şımarıklık yapmak istiyorum. Herkesi peşimden koşturmak istiyorum. O zaman herkes beni sever. Yengem sever beni. Dayım da sever. Onların arkadaşları da sever. Okuldakiler de sever. O zaman herkes beni sever.

Vapur giderken köpüklerin içine atlamak istiyorum. Ne olacak ki, yüzme biliyorum. Eve misafir gelince, ne getirdin demek istiyorum. Çikolata getirmediyse, neden getirmedin demek istiyorum. Dayım kızıyor, öyle denir mi, ayıp diyor. Dayım bakkaldaki ablaya ayıp şeyler yapıyor, sesimi çıkarmıyorum. Kedinin üstüne oturup onunla bahçede dolaşmak istiyorum. Yengem kızıyor, çamur olursun diyor. Yengemin elleri hep çamurlu, sesimi çıkarmıyorum. Zeytinyağlı fasulyeyi yengemin kafasına döküp kaşıkları saçının içine saklamak istiyorum, ne olacak ki, yıkanınca çıkar.

Okuldaki tırnak ve saç kontrolünü sevmiyorum. Rahat-hazırol diyorlar, ne yapacağımı bilmiyorum. Beyaz yaka takmak istemiyorum. Eski arkadaşlarımı özlüyorum. Her sabah okulda andını içer gibi içeceksin bu sütü, böğürtlenli süt yok burada, bizim sütler böyle işte, kaymaklı, diyor yengem. Gözümü kapıyorum: Türküm doğruyum çalışkanım sütü dikiyorum boğazımdan mideme inerken büyüklerimi sayıyorum: yengem, dayım, kapıcının karısı Neriman Teyze, çikletiyle en büyük balonu yapan manikürcü Canan, babama gavur diyen yengemin arkadaşı Sevda, öğretmenimcanımbenim şarkısını ezberleten Perihan öğretmen, Şoför Amca, seni çok özledim canimin içi bak yeni arkadaşımı da seveceksin diyen annem, artık sadece ve sadece gizli gizli Almanca konuştuğum Papi Vati!!

Geçen hafta manikürcü Canan'ın kızı Elif’le beraber oyun oynadık. Yengem tırnaklarını yaptırırken ben de ona oyuncaklarımı gösterdim. Çoğu eski evimde kaldı ama annem getirecek, dedim. Sen ne getirdin bana diye sordum hemen, cebinden oyuncak bir tavşan çıkardı, bir şey getirmedim ama istersen bu sende kalsın, dedi. Çok iyi bir kız. Bizim okuldakilere benzemiyor. Sen benim ablam olur musun, dedi bana. Çok mutlu oldum ama bu sabah telefonda “bak belki arkadaşımla yeni bir kardeş gelir sana” demişti annem. Ne güzel gözlerin var senin, dedi Elif, yeşil gibi ama yeşil değil. Evet, dedim, bazen yeşil bazen kahverengi! Aynı tavşanın gözleri gibi. Sana bir sır vereyim mi, dedi. Ver, dedim. Verdi. Çok hoşuma gitti. Evde bir sürü kaşık var nasıl olsa!

“Ama unutma, sen büyüdükçe o küçülecek, o zaman daha fazla kelime yedirmen gerekecek" dedi Elif tam kapıdan çıkarken.

O gece mutfaktan gizlice aldığım tatlı kaşığının içine tüm gün olanları Almanca anlatıp tavşanıma yedirdim. Önce suratını buruşturdu ama sonra canlanıp hızlı hızlı yürümeye başladı, sonra da konuştu.

O günden sonra her akşam kaşık kaşık kelime yedirmeye başladım ona. Yedikçe konuştu, konuştukça sinirlendim.

Bir akşam dayanamadım, “Yeter artık" dedim. "Burada tek tip kelime geçerlidir.”

“Ama harfler aynı bak, birkaç tanesi farklı olabilir ne olacak ki!” dedi tavşanım.

“Olmaz. Bu ne?” dedim ve kaşığın içinden kocaman bir W çıkarıp suratına fırlatttım. “Hem harfler benzese de yan yana dizince farklı oluyorlar. Farklı olan aramıza giremez. Sen de farklısın. Tepemi attırma, artık konuşmayacaksın ve bu kaşık bitecek!"

Manikürcü Canan'ın kızı Elif'i her hafta cumartesi sabah görüyorum, çok iyi arkadaş olduk, aklına gelenleri söylüyor hep, yengen anneme bir sürü şey diyor, manyak bence diyor, kıkır kıkır gülüyoruz, çikletle nasıl balon yapılacağını öğretiyor bana, nasıl Avrupa diyor, Avrupa değil diyorum, Almanya, çok güzel çünkü orada herkes çok iyi, sen de gelsen seni de severler. Şaşırıyor, severler mi gerçekten, evet severler diyorum. Annemin kuzini orada, onu sevmemişler, diyor, kocaman balon yapıyor. Benim okulumda herkes Alman’dı ve herkes Alman olan okullarda herkesi severler, buradaki okulda ben Alman'ım diye sevmiyorlar beni, diyorum. Elif şaşkın bakıyor, "ama sen Türksün, Türkçe konuşuyorsun.” Hayır diyorum, yalancı Türk'üm ben, aslında Alman'ım çünkü kelimeler aklıma Almanca geliyor ve gördüğüm rüyalar da Almanca.

Bir gece yengemle dayım kavga ederken "ne büyütüyorsun bu kadar, buldu işte doğru yolu sonunda, çamurdan olsun bizden olsun" diyor yengem. "Hergelenin tekiymiş!" diyor dayım, kapıyı çarpıp evden çıkıyor. Annemin arkadaşının adının Hergele olduğunu o zaman öğreniyorum, seviniyorum çünkü biraz Almanca'ya benziyor.

Burada akşamları sevmiyorum. Bazı akşamlar Sevda’yla kocası gelecek diyor yengem, dayıma. Hemen odama kaçıyorum. Sevda Teyze’nin kocası benimle Almanca konuşmak istiyor. Sevda Teyze de beni mıncıklıyor. Kız, konuşsana hadi eğlenelim, diyor. İstemiyorum konuşmak. Burada herkes Türkçe konuşuyor, Türkçe konuşmayanla alay ediyorlar okulda. Çok kelimem var aslında ama okuldakiler yavaş konuşunca benimle dalga geçiyor, yengem de “e kızım biliyorsun sen Türkçe” diyor, biliyorum ama yavaş biliyorum, deyince gülüyor. Sonra herkes bana bakıp gülüyor. Bitlendiğimi de anlatıyor herkese yengem, sonra bana dönüyor; ilk sene herkes bitlenir, diyor, korkma. Akşam özel şampuanla yıkayıp saçlarını ütüleriz, geçer. Akşam bitler ölürken çatır çutur ses çıksın diye bekliyorum, hiç ses gelmiyor.

Annem döndükten birkaç gün sonra kapı çalınca hemen koşup açıyorum. Hergelenin ne getirdiğini merak ediyorum. Annemin yanındaki yabancı adama bakıp “Ne getirdin?” diyorum. Annem "Şişşt kızım. Öyle denir mi? Ayıp!” diyor, gülümsüyor.

Bana değil, ona gülümsüyor. Zaten bir şey getirmemiş.

“Bir şey getirmedin mi?” diyorum. Cevap vermiyor.

“Neden getirmedin?” diyorum.

O, anneme yanaşıp burnundan öpüyor. “Bir dahaki sefere getiririm” diyor. Eğilip beni öpünce de sakalları Türkçe Türkçe batıyor.

Hemen odama koşup tavşanımı camdan aşağı atıyorum.

 

Aylin Sökmen Pazar, 20 Aralık 2009 tarihinden beri altZine'dedir.



Yazarın altZine'deki diğer işleri için tıklayın:

altZine'de Gelecek Tema!

altZine'de bir sonraki tema: "Diş". Diş temalı çalışmalarınızı 30 Mayıs 2012 tarihine kadar tema@altzine.net adresine gönderebilirsiniz: altTema

gelecek_tema_metamorfoz