Uyanış

e-Posta Yazdır PDF

Gak!Gak!Gak!

Kargalar diye düşündü, yine tam vaktinde geldiler. Onun gözünde sevimliydiler. Çirkinlikleri; sıcak, damla çikolatalı kurabiye kıvamında bir merhamet uyandırırdı onda. Gökyüzüne kaydı düşünceleri. Mağmum, kasvetli. Bulutlar smokin giymişti bu gösteriye saygılarından. Baltasına son bir kez gururla baktı, duyguların katılaşıp donduğu parlaklıktaki yansımasını gördü. Siyah ona çok yakışıyordu. Adaleleri tişörtünü yırtmak istercesine belirgindi, yüzüne taktığı maskeden sadece göz bebekleri  ve düşük göz kapakları seçiliyordu. Göz kapakları bir perde gibi iniyordu gözüne, yoğun bir sis tabakasıyla örtülüydü gördüğü her şey. Hava maske takacak kadar soğuk değildi ama maskesiz kendini eksik, güçsüz hissediyordu. Nasırlı, çatlamış elleriyle dokundu maskesine. Yünün sıcaklığı parmak uçlarından damarlı kollarına, tüm vücuduna aktı. Onu rahatlatan sıcaklığın, içindeki mumları yaktığını hissetti. Alevlerin nazlı nazlı salınışlarını hayranlıkla izledi.

‘Yaşıyorum’ diye geçirdi içinden. Yaşadığımı hissediyorum!’

‘Yaşamak mı!’

Bu haykırışla kendine geldi, içindeki mumlar söndü birden.Karanlık ve ıssızlık…

‘Nasıl yaşadığını söyleyebilirsin!’

‘Olmaz, şimdi olmaz!

Yine oydu! Sinsi güveler gibi düşüncelerinin arasına dalıyor, keskin kokulu naftalinlere benzeyen inançlarına aldırmaksızın zihnini kemiriyor, yiyip bitiriyordu onu. Sesi duymamak için acıtmak istermişçesine bastırdı kulaklarına.

‘Çürümüş, kokuşmuş inançların canını yaktıkça, ayaklarına dolandıkça, hareket etmen zorlaşıyor. Zincir ve pranga seslerini duymuyor musun? Kendini kırbaçladığının farkında mısın? Meşin kırbacı şaklattıkça ensenden kalçana kadar her tarafının parçalandığını, kürek kemiklerinin teker teker kırıldığını anlamıyor musun?’

Baltayı düşünmeye çalış. Kadirbilir dostunun meşeden yapılma sapının verdiği güvene tutun.

‘Sen sadece kendine zarar veriyorsun, kendini baltalıyorsun. Kendini engelledikçe, iradeni bir mengene gibi sıktıkça benliğini bulamayacaksın, yaşayamayacaksın.’

Ona yaklaşan askerleri gördü. Soluk bir gölge takip ediyordu onları. Üstündeki paçavralarla, kan fışkıran gözleriyle diğerlerinden bir farkı yoktu. O da diğerleri gibi zavallıydı, aşağılıktı.

‘Senin o mahkûmdan bir farkın yok! Sen de dilediğin gibi hareket etme gücüne sahip değilsin! Anlamadan, yorumlamadan  sana denileni yapıyorsun. İçindeki düğümleri çözmek, kayıp parçalarını bulmak yerine onları görmezden gelerek kendini kısıtlıyorsun.Dünyanda sana ait hafif bir koku, silik bir ayak izine bile rastlanmıyor.Sen de o zavallı, aşağılık mahkum gibi tutsaksın.’

Beyninde gördükleriyle, tecrübeleriyle, yaşadıklarıyla döşediği yolların kırıcıyla yerle bir edildiğini hissetti. Askerlerin huzur veren yeşil üniformalarını gördü, gittikçe yaklaşıyorlardı.

‘Görmüyorsun, sen hiçbir şey göremezsin!’ Düşüncelerine çektiğin perdeyi kaldır, aç iyice gözlerini! Kendi kendine koyduğun kurallarla oluşturduğun pustan hiçbir şeyi göremiyorsun.

Mahkûmun korkuyla inip kalkan göğsüne baktı. Kalbinin her atışında kaburgaları sarsılıyor, nefes aldıkça oksijenin tazeliği ciğerlerini yakıyordu. Yanıkları irinle dolu gibi koyu sarıydı.

‘Yozlaşmış inançları onu bu hale getirdi. Yanıldığını anlaman için suç mu işlemen, birini mi öldürmeden gerekiyor? Sadece kafese kapatılan bir kuş, köklerinden koparılarak zorla başka topraklara götürülen aç adam, topların sağır edici patlamalarından ürken Afgan kadın mı tutsaktır? Kuralların kölesi olan, kendi iradesiyle hareket edemeyen birinin özgürlüğünden bahsedilebilir mi? Başkalarının kurallarla yarattığı bu yapay düzen yüzünden mi öldüreceksin bu adamı?’

'O adam birini öldürdü. Birinin canına kıydı. Sefil yaratık! Ölmeyi hak ediyor!'

‘Beynini uyuşturan, sana zorla dayatılan kuralları tekrarlama! Bir kez olsun sen cevap ver! O adamı öldürünce, boynundan fışkıran kanın tadını dudaklarında hissedince, büyüyen gözlerindeki dehşeti görünce, sen de en az onun kadar suçlu olmayacak mısın? Aslında kendini öldüreceksin!’

Düşüncelerin fışkırmasını engellemek istercesine tuttu kafasını. Sert, soğuk yün maskeyi parmaklarında hissedince ürperdi. Mahkûmu önüne getirdiler. Ellerini kanatan  hayatsız baltayı aldı, başının üstüne kaldırdı. O anda başından pis, acımasız bir su boşaldı ve paçalarından akmaya devam etti.Tiksintiyle fırlattı baltayı. Yüzünü parçalarcasına çıkardı cellatların taktığı maskeyi. Yapışık göz kapakları aralanmaya başladı, sis dağıldı. Askerleri ve mahkumu çok net görüyordu. Mide bulandırıcı yeşili, mahkûmun gözlerindeki kanın kırmızılığını seçebiliyordu. Mahkûmu, baltayı; hiç düşünmeden, ilk kez farkında olarak, geride bıraktı.

 

Cemile Zeynep Eryılmaz Pazartesi, 05 Aralık 2011 tarihinden beri altZine'dedir.

altZine'de Gelecek Tema!

altZine'de bir sonraki tema: "Diş". Diş temalı çalışmalarınızı 30 Mayıs 2012 tarihine kadar tema@altzine.net adresine gönderebilirsiniz: altTema

gelecek_tema_metamorfoz