Masallar ülkesinin beş bilgini oturmuşlar bir altıgen masanın etrafına masallar prensesini sarartıp solduran derdini anlamaya, çözmeye niyetlenmişler. Dolunay gibi solgun güzel prenses “Kayıplar üstüne konuşalım” demiş bilginlere. “İnsan neyi kaybetmekten korkar? Neyi kaybedince insan çöker?” diye sormuş her birine. Masallar ülkesinin birbirinden akıllı beş bilgini, sağ ellerini sağ yanaklarına dayayıp dertten eriyip, süzülen gece saçlı, beyaz tenli, gözlerinin feri gitmiş prensesi seyrederken, başlamışlar düşünmeye.
Aradan bir masal kadar vakit geçmiş ki ilk sözü ak sakallı, ak saçlı bilgin almış. “Prensesimin korkusu şanını kaybetmektir zannımca. Güzeller güzeli prensesimiz artık masal anlatmaz. Şanı dumanlı dağları aşıp diyar diyar gezen prensesim gün gelir gökyüzündeki yıldızı söner diye korkmaktadır.” demiş. “Haklısın ak bilgin” diye cevap vermiş prenses. “Günden güne siliniyor adım zihinlerden. Artık masal anlatamıyorum. Ancak yüzüme gölge düşüren, yüreğimi üşüten derdim başkadır.” diye eklemiş ardından. Uzun boylu, uzun saçlı bilgin söz alıp “Çünkü prensesim artık eskisi gibi sevilmemekten korkmaktadır. Yüreğini ısıtacak sevgi günden güne azalmaktadır.” diyivermiş gizli kalmış hazineyi bulan hazine avcısının heyecanıyla. Bunun üstüne boynu bir kuğununki gibi uzun, onun gibi kar gibi beyaz prenses kaldırıp başını kederle, bilginin gözlerinin içine bakıp “Ünümü kaybetmek kötü. Ama daha kötüsü günden güne halkımın bana olan sevgisinin azalmasıdır. Artık çocuklar doldurmuyor sarayın avlusunu. Onların cıvıltıları olmadan geçen her gün azap bana. Lâkin yüreğimi daraltan dert başkadır.” “Şanını, sevgiyi kaybeden insan Sultanım en çok zihnini saran bilinç halesini kaybetmekten korkar. Asıl derdiniz bilincinizi kaybetmektir prensesim” diye söze girmiş gözlüklü, koca burunlu bilgin. “Doğru, aklım bulanıyor bazen” demiş prenses düşünceli. “Çoğu gece uyuyamıyorum. Uyanınca eski benden eser kalmazsa diye korkuyorum. Bir kısır döngü bu. Geceye, uykuya direndikçe sarıyorlar her yanımı, çabaladıkça daha kolay teslim oluyorum geceye ve uykuya. Ama o korku, sabah aynı bedende bir başka zihinde uyanma korkusu bırakmıyor peşimi. Lâkin bu dert bile aklımı alan derdim yanında bir hiçtir. Soluğumu kesen derdim başkadır.” “Sultanım kendiniz söylediniz işte” diye heyecanla dönmüş prensese baştan ayağa beyazlar giymiş, kara saçlı, kara gözlü bilgin. “Derdiniz prensesim her faninin günü geldiğinde karşısına zebani gibi dikilen derttir. Ölümdür sizin en büyük muammanız, korkunuz.” demiş. Bir tebessümle, kederli gözlerle bakmış prenses kara gözlerine bilginin. “Ölüm, bu dünyanın havasını soluyamamak, senin şu güzel kara gözlerine bakamamak, yol vermek hayata ardından bakmak. Haklısın daima anlattığı masallarda yaşayacak bir prenses bile korkar bedeninin bu diyarı terkinden. Lâkin anlattıklarınızın hiçbiri değildir büyük derdim. Unutulmak ölenin kaderidir. Ancak yaşarken unutulmak en fenasıdır. Budur benim asıl korkum ama nedenini hâlâ bilmiyorum.” diye bitirmiş sözünü. Saatlerdir yalnızca diğer dört bilgini ve prensesi dinleyen tartışmaya uzaktan izleyici olmuş ince bedenli, uzun yüzlü bilgin son sözü almış “Prensesim, sizi diğer bilgin dostlarımın tartışmasını büyük bir merakla dinledim. Siz bir zamanlar şanı denizleri aşan, en iyi masalları anlatan masallar ülkesinin biricik, sevgili prensesi, soldunuz, artık masal anlatamaz oldunuz. Korkularınız söylenenlerin hepsi ancak temel problem masal anlatamayışınız. Masal anlatırken siz, şanınız, sizi seven bir halkınız, güzel bir yaşamınız ve duru bir aklınız vardı. Şimdi masal anlatamayınca siz, bunların hepsi kayboldu. Masal anlatmaya başladığınız zaman hepsi geri gelecek. Masallarınızın kaynağı düşlerinizdi hepimiz biliriz. Anlatın lütfen düş görüyor musunuz? Bizi bizden alan o güzelim masallara ilham veren düşleriniz var mı hâlâ?” diye sormuş prensese. Gün doğmuş gibi aydınlanmış Prensesin yüzü. Ancak kara bulutlar gözlerine gölge düşürmüş hemen. Yaş dolu gözleriyle “Haklısın düşlerimdir masallarımın kaynağı. Ancak, ben artık düş görmüyorum!” diye haykırmış ve yaşlar sicim gibi akmış yanaklarından. “Bu masa Sultanım neden altıgen?” Prenses böyle bir soru beklemediğinden şaşırmış “Bilmiyorum düşümde gördüm sanırım.” demiş. “Son zamanlarda gördüğünüz ama hep yarım kalan düşünüzde gördünüz değil mi?” Zihnini yoklar gibi elini kafasında gezdirip “Evet, doğru bu düşün sonunu hiç göremedim.” “Bir düş sonlanmıyorsa Prensesim bitmez. Hep aynı döngü her gece yaşanır. Ne zamanki son görülür o zaman yeni bir düşe dalar insan. Sonu ise kendimiz belirleriz. Siz bu sonu belirleyemediniz. Çünkü bu düşü sonlandıracak kişi sizle beraber bu masanın etrafında oturan biz beş bilginiz. Altıgen Sultanım yeryüzündeki en mükemmel geometrik şekildir. Çünkü en çok kenara sahip olup merkeze uzaklığı her bir köşeden eşit olan tek şekil budur. Bu yüzden arıların petekleri altıgendir. Bu masa etrafındaki herkes merkeze yani soruna eşit uzaklıktayız. Arılar yiyecek kaynağını belli etmek için kovana döndüklerinde bir çeşit dans yaparlar. Her birimiz bu arılardan biriydik. Sizse kraliçe arı. Her birimizi yönelttiğiniz soruyla sınadınız, amacınız düşünüzün sonunu getirmekti. İşte baştan sona verdiğimiz cevaplar bu dansın parçalarıydı. Bütünün son parçası bana kaldı. İşte cevabım Prensesim. Düşlerini kaybetmiş bir masallar prensesi yaşayan bir ölüdür. Sizi yiyip bitiren dert budur.” diye sonlandırmış sözlerini. Büyük bir dikkatle bilgini dinleyen Prenses ve diğer bilginler şaşırmış ancak cevabı ve çözümü bulmanın rahatlığıyla bakmışlar ince bedenli, uzun yüzlü bilgine. Bilginin yüzü yuvarlak, bedeni iri görünmüş gözlerine.




