anasayfa altTema Metamorfoz Kara Fatma Bir Sabah Bunaltıcı Düşlerden Uyandığında

Kara Fatma Bir Sabah Bunaltıcı Düşlerden Uyandığında

e-Posta Yazdır PDF

Kara Fatma bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini bir insana dönüşmüş olarak buldu. Yerde, yumuşamış sırtının üzerinde yatıyordu. Başını kaldırıp baktı. Eskisine göre ince bir gövdesi, iki kolu, iki bacağı vardı. Kabuğunun yerini beyaz, tüysüz bir cilt almıştı.

Rüya görmediğinin farkındaydı. Rüyalarında tüm dünya tuhaflaşır, kendisi aynı kalırdı. Fakat bu sefer tuhaflık kendisindeydi. Ailecek yuvalandıkları bu mutfaksa duvarlarındaki çatlaklara varıncaya kadar aynıydı. Cevap bulma umuduyla değil, sadece aklına diyecek başka birşey gelmediği için “Bana ne olmuş böyle?” diye mırıldandı.

Kara Fatma bu garip durum karşısında ne yapacağını bilmeden güneşin ısıtmaya başladığı mutfak karoların üzerinde çırılçıplak uzanıyordu. Gözlerini kamaştırıyordu ama güzel şeydi şu güneş. Ailesinin nerede olduğunu merak etti. Muhtemelen fırının altındaki yuvalarında uyukluyorlardı hâlâ. Gece boyunca lavabodaki et suyuna pilav, tas kebabı, ve kremalı pasta artıklarıyla ziyafet çekmişlerdi. Ev ahalisinin ayak sesleri, kısa çığlıklar, ve hızla indirilen terlik darbeleri ile zaman zaman kesilse de güzel bir aile yemeğiydi. Bir de babasının sürekli söylenmesi olmasa...

Bacaklarını hareket ettirmeyi denedi. İlk birkaç sefer başarısızdı. Ayak bileğini oynatmaya çalışırken dizi, parmak uçlarını oynatmaya uğraşırken uyluğu hareket ediyordu. Dikkatini topladı. “Yapabilirim. Daha az bacağım, daha kuvvetli kaslarım var.” diye kendini cesaretlendirmeye çalıştı. On dakikalık bir çabanın sonunda bacaklarına söz geçirebilir hale gelmiş fakat yorulmuştu. Kollarını nasıl kullanacağını öğrenme işine girişmeden önce biraz dinlendi. Bütün o parmaklar ve eklemlerle onlara hükmetmek daha zor görünüyordu. Biraz deneme ile onu da başardı.

Sonra tüm ağırlığını sol tarafına verdi ve vücudunu yan döndürdü. Yumuşak derisinin karolara değdiğini hissetti. Eskiden sahip olduğu o sert, rahatsız beden geldi aklına. Ardından ellerinin ve dizlerinin üzerinde doğruldu. Son bir gayretle ayağa kalktı.

İlk anda başı döner gibi oldu. Ayakları eskisi gibi yere yapışmıyordu. O yapışkanın güvencesi olmadan bu kadar yükseğe çıkmak onu korkutmuştu doğrusu. Olduğu yerde etrafına bakındı. Daha geçen gece içinde cirit attığı devasa mutfak bir anda küçülüvermişti. Dolaplar, yemek masası, tezgah, tabaklar... Gözü dün gece beslendikleri yemek artıklarına takıldı. Midesi bulandı.

Kara Fatma bu tanıdık fakat yepyeni dünyaya alışmaya çalışırken birinin “Fatma!” diye seslendiğini duydu. Aşağı baktı. Annesi fırının yanında dikilmiş, başına gelen felakete inanamayan bir edayla antenlerini oynatıyordu. “Fatma, kızım, yine ne yaptın?”

“Bilmiyorum” diyebildi ancak Kara Fatma. Sesinde ne korku, ne endişe vardı. Sadece şaşkınlık. Düşünmeden annesine doğru birkaç acemi adım attı. Annesi onun dengesiz adımlardan ürküp hızla fırının altına geri kaçtı.

Beklemeye başladı Kara Fatma. Er ya da geç dışarı çıkacaklardı. Açık pencereden giren rüzgarın teninin üzerinden kayıp aktığını, onu okşadığını hissetti. Hoşuna gitti. Babası olsa “Ben sana rüzgarda kalma demedim mi kaç defa! Uçup gideceksin, sonra bizi uğraştıracaksın!” diye onu azarlardı. Kıskanç kız kardeşi bir köşede sinsice sırıtırken, annesi de bu sözleri tasvip eden bakışlarla kafasını sallardı mutlaka. Etrafına bakındı. Kimse yoktu. Gülümsedi.

Etrafı incelemeye devam etti. Eşikte dün gece can havliyle kaçtıkları terlik teki duruyordu. Ayağına geçirdi. Bugüne dek terliğin sadece o sert, ölümcül tabanını görebilmişti. “Meğerse üstü yumuşacıkmış.” diye düşündü.  İçini aynı yumuşaklıkta bir mutluluk kapladı.

Derken önce babasının, sonra annesinin ve kız kardeşinin fırının altından çıktığını gördü. Birbirlerine sokulmuşlardı. Annesi antenlerini endişeyle oynatmaya devam ediyor, babası sinirli sinirli ön bacaklarını sallıyordu. Kız kardeşi ise hâlâ neler olduğunu anlayamamış gibiydi.

Kara Fatma terlikli ayağını aniden havaya kaldırdı ve bütün gücüyle yerdeki böceklerin üzerine indirdi. Kabuklarının “çıt” diye kırıldığını duydu. Fırının önü kahverengi, yapışkan bir sıvıya bulandı. Terliğin siyah tabanına yapışan bir ön bacak hâlâ Fatma'yı azarlar gibi titriyordu.

“İğrenç böcekler.” diye söylendi Fatma. “Heryerdeler.”
 

Engin Türkgeldi Cumartesi, 27 Şubat 2010 tarihinden beri altZine'dedir.



Yazarın altZine'deki diğer işleri için tıklayın:

altZine'de Gelecek Tema!

altZine'de bir sonraki tema: "Kar". Kar temalı çalışmalarınızı 30 Ocak 2012 tarihine kadar tema@altzine.net adresine gönderebilirsiniz: altTema

gelecek_tema_metamorfoz


takip edin: 1061260918 677166248 rss
177180262
fmag bilgi için tıklayın
Reklam