Bir gün çok sıradan bir şey olmuş. Bir kedi patisi mesafeyle kalbine bakan dermatolojik üyelerde zincirleme doku düzensizlikleri halinde büyük bir huzursuzluk baş göstermiş. Yaşlı adam beden düzeyinde yaşanan bu can sıkıcı duruma bir an önce son vermek istemiş. Kar leoparlarıyla ilgili hiçbir anısı olmayan yaşlı adam, Tsimshian yerlilerini hatırlamadan, bedenine eklemlenmiş olarak bulunan uzuvlarında yer-değişimleri yaratmaya çalışmış. Devinimsizlik durumuna denk düşen son saniyeyi de yaşadıktan sonra, ellerini hareket ettirmeyi düşünmeden ellerini hareket ettirerek zamanda ilerlemeye devam etmiş. Zaman ve mekan eğrilerinde değer değişikliğine uğrayarak yersiz-yurtsuzlaşan parmakları, hedeflenen dokusal yüzeyde sıfır derecelik bir açıyla dengelenerek, yaklaşık yedi kelimelik bir süre boyunca ileri-geri salınımlar gerçekleştirmiş ve söz konusu üyelere eski olağan niteliklerini kazandırmış yeniden.
BENGİ DÜŞÜŞ
Ağır aksak yürüyordu genç adam. Karanlıkta kaybolmuş bir su birikintisine adım attığında, büyük bir sarsıntıyla yerde buldu kendini bir anda. Boğuk bir çığlık koptu dudaklarından. Göğsünde büyüyen acıyla kıvranıp durdu olduğu yerde. Vücudunun ağırlığıyla derinleşen acı içini parçalıyordu. Güçlükle sırt üstü döndü ve yerde uzanıp kaldı öylece. Az sonra yavaşça kendine geldiğinde, yerde uzanmayıp da bir duvara yaslandığını fark etti. Düşmüştü, ama nasıl olduğunu bilmediği bir şekilde, düştüğü yer dikey bir doğrultu halini almıştı. Elini göğsüne götürdü, yarası kanıyor ve akan her damla kanla bedeni biraz daha eriyordu.
Tüm gücünü toplayıp yürümeye çalıştı yeniden. Birkaç adım attı dikkatle. Durdu, başını kaldırdı, etrafına bakındı; karanlık duvarlarıyla yükselen yekpare binaların yerinde gökyüzünü gördü. Sokağı kuşatan evler ayaklarının altında yol olup uzanıyordu; yollar sonu belli olmayan yapılar halinde göğe yükseliyordu. Yaşadıklarına, gördüklerine bir anlam veremiyordu genç adam. Şaşkın ve tedirgin, ağır adımlarla yürümeye devam etti. Üzerinde bulunduğu yapılardaki girinti ve çıkıntılar yürümesini giderek zorlaştırıyordu. Derken bir pencerenin pervazına takıldı ayakları ve binaların üzerine yığılıp kaldı.
Bir kez daha düşmüştü genç adam ve bir kez daha yeni bir derinlik ve genişlik boyutuyla karşı karşıya kalmıştı. Ve acı içinde kıvrandı bir kez daha. Korku ve dehşet içerisinde kendine geldi kısa sürede ve boşlukta asılı kaldığını fark etti bir anda. Gökyüzü, ayaklarının altında sonsuz bir boşluğa dönüşmüştü. Neyse ki, ani bir hareketle, bir başka pencerenin pervazına tutunabilmişti can havliyle. Ama bedeninin ağırlığı göğsündeki ağrıyla birleştiğinde, kollarında onu tutan güç tükendi kısa sürede ve bir kez daha düştü nerede ve nasıl olduğunu bilmediği bir yere…
Düşüyordu genç adam. Bir kez daha, yeniden, tekrar. Sonsuz bir düşüş halini almıştı yaşamı. Ölüme kadar sürecek bir düşüştü bu belki de; ya da tam aksine, artık düşmekten korkmadan, bir düşüş biçimi olan ölümün de ötesine düşecekti genç adam.




