Turuncu renklerin ağırlıkta olduğu odasındaki pofuduk yatağında şöyle bir gerindi. Kucağında uyuttuğu barbi bebeği yatağa güzelce oturttuktan sonra, “sen burada uslu uslu otur, artık ağlama. Bütün gece ağladın, uyuyamadım” dedi. Ardından küçük tuvalet masasının başına geçip, saçlarını taradı. Buklelerini bozmamaya özen göstererek, saçlarını bir yandan öbür yana savurdu. Bu esnada gözlerini aynadan ayırmadan memnun bir ifadeyle kendisini izledi. Süslenmesi tamamlanınca koşarak odasından çıktı.
Banyonun açık kapısından babasını gördüğünde, kapıya dayanarak bu uzun boylu, yakışıklı adamı izlemeye koyuldu. Babası kızını farkedince, derin bir sevgiyle karşılıklı gülümsediler. Babası yanağındaki traş köpüğünden bir parçayı kızının burnuna kondurdu. Küçük kız da babasının yanına, aynanın karşısına geçti. Ancak başını görebildiği aynada, gülümseyerek burnundaki köpüğe baktı. Ardından başını babasının bacaklarına gömdü. Babası küçük kızın saçlarını okşarken, annesi kucağında üç aylık kardeşiyle banyonun kapısında durakladı. “Gülşah! Rahat bırak babanı yavrum. Haydi gel, çok işimiz var bugün” dedi. Babası, sorgulayan gözlerle kendisine bakan Gülşah’a başını sallayarak, “Haydi. Annen ne istiyorsa onu yap benim güzel kıvırcık prensesim” deyince, istemeyerek de olsa babasının yanından ayrıldı.
Mutfakta kahvaltasını yaparken bebeğin yine ağladığını duyunca suratını buruşturdu, elleriyle kulaklarını tıkadı ve hemen odasına kaçmak istedi. Annesi kızındaki hareketi fark ederek, azarlayan bir tonlamayla “Kahvaltını bitir!” dedi. Gülşah annesine küskün gözlerle bakarak “Ben Onur’u hiç sevmiyorum. Onu geri gönderelim” deyiverdi. Bir öfke kıvılcımı annesinin gözlerinden Gülşah’a uzandı: “Bir daha kardeşinle ilgili bu sözü duymayayım. Yoksa barbi evini unut” dedi öfkeli sesi. “Kardeşler birbirini çok sever” diye devam etti öfkesiyle tıkanarak. Annesi henüz sakinleşmişti ki, babası mutfağa kafasını şöyle bir uzatıp kızına öpücük gönderdi ve “ben çıkıyorum” dedi. Gülşah hemen babasının ellerine yapıştı ve onu kapıya dek geçirdi. Babası kızını kucaklayarak, kafasını boynuna gömen kızının saçlarını öptü. “Kıvırcık, güzel prenses bugün anneni üzme. Kardeşine de iyi davran olur mu?” dedi. Gülşah babasının kucağından inince hemen odasının yolunu tuttu.
Biraz önce yatağına oturttuğu barbi bebeği kucağına alıp “Sen çok kötü bir bebeksin. Seni baban da ben de hiç sevmiyoruz, seni geri vereceğiz” diyerek öfkeyle bebeği bir kenara fırlattı. Çarpışmanın etkisiyle kolu çıkan bebeğin bedeni bir yana, kolu da diğer yana savrulunca Gülşah birden suçlu ve çaresiz bir yüzle olduğu yerde ağlamaya başladı. Ağlayarak önce bebeğini, ardında kolunu aldı ve iki parça halindeki bebeğe sarılarak ağlamaya devam etti. Annesi odasına gelip kızının hâlâ hazırlanmadığını ve kolu çıkmış bebeği için ağladığını görünce, “Haydi ağlama artık, bir an önce hazırlanmamız lazım. Sana yeni bebek alacağım, hem de daha güzelini” diyerek bıkkınca kızının başını okşadı. Suratını buruşturmaya devam eden Gülşah’a çok aldırmadan küçük kızını banyoya sürükledi. Gülşah’ın soyunmasına yardım ederken kapı çaldı. Banyoda yalnız kalan Gülşah, bir süre sonra annesini beklemekten sıkıldı ve seslerin geldiği mutfağa yöneldi. Annesi Onur’u kucağında tutan bakıcıya talimatlar veriyordu: Onur’un yiyecekleri, Onur’ın giyecekleri... Gülşah sabırsızca annesinin eteğini çekiştirdi. Banyosunun ardından babasının kendisine son seyahatinden dönerken getirdiği pembe fırfırlı elbisesini giyecekti. Elbisenin göğsünde “Princess” yani prenses yazdığını babası kendisi söylemişti. “Tam senin gibi bir prenses için” demişti ardından. Bu akşam da babası eve geldiğinde, bu kıyafetle karşılayacaktı onu. Ancak annesi hâlâ konuşmaya devam ediyordu. Gülşah annesinin sabahlığını yeniden ve bu defa daha sertçe çekiştirdi. Annesi “Yapma yavrum” dedikten sonra konuşmasına devam edince, Gülşah “Ben banyo yapmak istemiyorum” diyerek ayağını yere vurdu. Annesi buz gibi bakışlarını Gülşah’a çevirerek “Bir de sen başlama küçük hanım, banyo yapacaksın” dedi. “Marş marş” diyerek banyonun yolunu gösterdiğinde, Gülşah’ın çenesi çoktan titremeye başlamış, göz yaşları yanaklarından süzülmüştü. “Hayır, işte. Hayır! Yapmıyorum banyo” diye giderek güçlenen bir sesle ağlamaya devam ettiğinde, annesi de giderek sertleşen bir ifadeyle “Küçük Hanım, bugün sizin kaprislerinizle daha fazla uğraşmayacağım” diyerek Gülşah’ı kolundan sürükledi. Ağlayarak annesinin ardından banyoya sürüklenen Gülşah, medet umarcasına bakıcıya baktığında, bakıcı da “ayy benim minik prensim, dünyanın en tatlı bebeği” diyerek Onur’u öpüp kokluyordu.
Annesi Gülşah’ın hıçkırıklarına aldırmadan önce Gülşah’ı tamamen soydu, ardından kendisi soyundu. Annesi duşun altına sokmak için Gülşah’ı kucakladığında, küçük kız annesine “Çok pis kokuyorsun sen. Git bu evden. Babamla ben evleneceğim” dedi. Annesi inanmaz gözlerle Gülşah’a baktığında günün geri kalanın gidişatı da netlik kazanmıştı. Anne kız arasındaki gerginlik banyo sonrası Gülşah’ın beline dek uzanan saçlarının taranması esnasında da devam etti.
Son çatışmalarını Gülşah’ın turuncu elbise dolabındaki yoğunluklu pembe rengin hakim olduğu elbiselerin karşısında yaşadıktan sonra nihayet yola çıkmışlardı.
Gülşah’ın annesi, eve dönmesi gereken bir kaç saat içinde alınması gereken pek çok şeyi aklından geçirdi. Saçlarını da kuaförüne düzelttirmesi gerekiyordu, çok uzamışlardı. Gülşah’ın aklında ise annesinin bugün alacağına söz verdiği yeni barbi bebek kıyafetleri vardı.
Gülşah için çok sıkıcı ve sancılı geçen birkaç saatin sonunda nihayet oyuncakçı dükkanındaydılar. Küçük kız ev alış-verişi için annesinin peşi sıra dolaşmaktan çok yorulmuştu. Kendisini bu saate dek oyuncakçı vaadiyle oyalayan annesi, kuaföre oyuncakçıdan önce gitmeye Gülşah’ı ikna edememişti.
Ancak asıl olaylar oyunca mağzasında patlak verdi : Barbi bebeği için pembe kıyafet bulamayan ve annesinin ısrarla burnuna doğru uzattığı turuncu kıyafet setiyle çileden çıkan Gülşah, kendini yerlere atıp, yattığı yerde çılgınca tepinmeye başladı. Gülşah’ı teskin etmenin bir yolunu bulamayan annesi “Yok, sana Barbi kıyafeti almıyorum artık” diyerek Gülşah’ı yüklenip oyuncak mağzasından çıktı ve kararlı adımlarla kuaföre yöneldi. Annesi sürekli söylenirken, Gülşah da ara vermeden, içini çeke çeke ağlıyordu. “Bıktım senin bu pembe merakından” diyordu annesi. Durup durup, kucağında taşıdığı kızının yüzüne gelen saçlarını hırsla itiyordu. Kuaföre vardıklarında, Gülşah’ı bir koltuğa atarcasına bırakıp, içeri doğru giderek kuaförüyle konuştu. Ardından kendisi de bir başka koltuğa yerleşti. Kadınlarla iletişime alışık, onları nasıl memnun edeceğine dair net bir görüşe sahip Volkan, tatlı diliyle Gülşah’ın ağzından girip, burnundan çıkarak küçük kızı önce susturdu. Ardından da “Senin de saçlarını yapalım mı?” diye sordu. Gülşah’ın gözleri merak ve neşeyle parladı. Akşam babasını karşılayacağı kıyafet zaten üstündeydi. Bir de saçları yapılırsa... Son olarak, Volkan bir sihirbaz edasıyla kuaförde unutulmuş pembe kıyafetli eski bir barbi bebeği ortaya çıkardığında her şey tatlıya bağlanmış görünüyordu.
Volkan küçük kızın koltuğunun sırtını aynaya doğru çevirip, hızlı hareketlerle Gülşah’ın saçlarıyla uğraşırken, kardeşi de annenin kısacık saçlarını düzeltiyordu. Mırıl mırıl barbi bebeği ile oyalanan Gülşah ise çoktan yetişkinlerin dünyası ile bağını koparmıştı.
Volkan küçük kızın saçlarını tamamlayıp “ta tamm” diyerek koltuğunu aynaya çevirdi. Bakışlarını kucağındaki barbiden aynaya çeviren Gülşah önce dondu kaldı. Algılayamayan bakışlarıyla, tanımayarak kendi saçlarına baktı. Ardından yerdeki bukleleri gördü. Her yan bukleleriyle kaplanmıştı.
Kuaförde tenha biraz da karanlık bir köşeye çömelmiş, artık annesinin saçına benzeyen kısacık saçlarını dirseklerine dayayarak bir ağlama tutturmuştu. Bir buçuk saat boyunca kimsenin kendisine dokunmasına izin vermedi. Ne zaman biri dokunmaya kalksa, kafesteki bir yırtıcının çıkaracağı sesleri çıkarıyor, tehlike uzaklaşınca normal ağlayışına devam ediyordu. Nihayet anneannesi gelip kendisini kuaförden eve götürmeye ikna etti.
Gülşah o akşam eve döndüğüne göğsünde prenses yazan kıyafetini hemen çıkardı ve odasından bir daha çıkmadı. Alışılanın aksine o akşam kapıda babasını annesi karşıladı.



