anasayfa altTema Silah Ankara'daki Adam

Ankara'daki Adam

e-Posta Yazdır PDF

Bir fotoğraf buldum. Rüya’yla çektirmişiz. Okulun pirinç adını arkamıza almışız. İlk yıl, ilk ay, ilk heves. Sağda kapının kenarında bekleyen asker bize bakıyor. İkimiz de elimizdehki T cetvellerini öne çıkarmışız. Benimki karton kutusunun içinde. Hatırlıyorum, eskimesin diye çıkarmamıştım. Mühendis olacağım ya, hayat boyu kullanacağımı sanıyorum. İkinci dönemden sonra dolabın üstünde yıllarca bekleyecek, sonunda da çöp olup gidecek. Bundan haberim yok. Saçlarım daha kıvırcıkmış, uzunmuş. Ne kadar parlakmış! Elim kısa saçlarıma gitti. Cansızlığını biraz olsun gizlemek istedim. Parmaklarımla kabarttım, düzelttim. Resmi tarayıp Rüya’ya gönderdim.

Kim bu kızlar Rüya? Ben olamam!

Onun zamanı yedi saat geride ama cevap anında geldi.

N’aptın be arkadaşım? Dağıttın beni.

Nasıl bir şey bu? O kızın gözünden bakınca burası? Kimin aklına gelir.

Öyleydi. Bu fotoğraftan yıllar sonra Rüya gitmeden önce bir oyuna katılmıştık. Sabah ipucunu almak için Taksim Meydanında buluşmuştuk. Soruyu hâlâ saklıyorum, aynen şöyleydi;

“Yukarı ve aşağı Mısır’ın sahibi 3. Tutmosis tarafından M.Ö. 15 de yapılan, M.S.357 de Roma İmparatoru II. Constantinius tarafından Nil nehrinden taşınarak önce İskenderiye’ye, sonra da M.S.390 yılında İmparator I. Theodosius tarafından gemi ile İstanbul’a getirilmiş ve şimdiki yerine dikilmiş olan 200 tonluk cansız gezgin.”

Oyun böyle başlamıştı. Cevabı bulup hemen otobüse atlamıştık. Sultanahmet Dikilitaş’a varınca oradan da başka bir ipucu bizi Pertevniyal Valide Sultan Camii’nin avlusuna götürmüştü. Akşam olurken daha önce hiç gitmediğim bir kıyıdaydık. Alibeyköy. Üçüncü olmuştuk. Birinci ekip bir şişe çankayayı kapmıştı. Biz de meydandaki bir kahvede oturup çay içmiştik. Çok eğlenmiştik. Bu oyunun adını hatırlayamıyorum. “Pervasız Yolcular” ya da “İz Sürenler” olabilirmiş. Belki de sadece “Dikilitaş’ın Öngörülmeyen Yolculuğu.”

Öngörülmeyen çok şey olmuştu. İlk dönem finalleri verip atladım otobüse eve döndüm. İkisini birlikte bekliyordum, babam beni otogarda yalnız karşıladı.

Annen biraz yorgun bu aralar. Evden pek dışarı çıkmıyor, dedi.

Hasta mı? Grip mi? Zatürre mi? Kanser mi?

Yok, yok! öyle değil, dedi.

Sevindim. Kanser de değilse gerisi önemli değil diye düşünmüştüm. Yine de eve yaklaştıkça tuhaflaşmaya başladım. Annemi görmeye hazır değildim ya da değişmişti ve benim tanımadığım başka bir kadın gelmişti. Camdan dışarısını seyrettim. Sokaklar daralmış, binalar küçülmüş, en fenası ev otogardan uzaklaşmıştı. Eve bir türlü varamıyorduk. Ne geri dönmek ne de gitmek istiyordum. Babam da konuştukça konuştu. Kış tatili için şehre dönenleri saydı. Boşalan binaları gösterdi. İşlerinin yoğunluğundan bahsetti falan.

Kapıyı anahtarla açtık. Bıraktığım evden farklıydı. Ayakkabılarımı çıkartmadan, sırtımda anorak öylece durup bekledim. Annemin yataktan kalkışını dinledim. Loş koridorun ucunda belirdiğinde yüzünü seçemedim. Saçlarını salmış, yavaşça geldi. Sarıldı, öptü. Ağlamaya başladı.

Gözleri hep ıslak olsa da onu ayakta görünce rahatlamıştım. Çeneme vurdu, bütün gece anlattım. Dinlediler.

Ertesi sabah babam erkenden işe gitti. Annem geç uyandı. Kahvaltımı yaparken yanıma geldi. Pembe sabahlığını giymiş ayağında ince topuklu terlikleri. Hah! dedim, İşte benim güzel annem. Sarıldı yeniden. Finallerle ilgili birkaç soru sordu zorla.

Neyin var anne? dedim.

Evlilik zor, dedi.

Bunu sen mi söylüyorsun?

İşte baban. Güya en iyisi!

Bütün gün yanımdaydı, sarılıp öptü. Akşam erken yattım. Babam bir geceliğine şehir dışında olacaktı. İkimiz yalnızdık. Biraz yanıma uzandı. Sonra gitmiş. Sabaha karşıydı, ses korkunçtu. Fırladım yataktan. Sokaktan gelmiş olmalıydı patlama. Annemin kapısı kapalıydı. Pencereden baktım kimseler yoktu. Annemin odasına koştum. Elindeydi. Açık avucuna sanki gelip konmuştu. Dumanı tütüyordu.

Anne!

 

Annen hastalıktan mı öldü Saliha?

Hastalıktan ya, hastalıktan. Çaresiz bir hastalıktan… Taziyeler, sorular, tekrar tekrar aynı cevaplar. Ancak birkaç gün sonra sakinleşince birdenbire aklıma geldi. Baba bizim evde tabanca yoktu ki? Nerden bulmuş?… Hangisi hangisini bulmuş ki? Zor, geriye dönüp izlenmesi çok zor! Devingen, sinsi bir oysun bu! Doğura doğura birbirine eklemlenen. Öyle ki başı sonunu rahat bırakmayan. Bu yüzden sabah Taksim’den yola çıkıp, akşam Alibeyköy'de bir bardak çay içebiliyordun. Bir silah da elden ele gelip seni bulabiliyordu.

Rüya gel artık? Öyle kayboldum ki! Biz nerden başlamıştık?

Geriye gitmek istiyordum. Başladığım yere. Bir yakalasam en başını, tam da şimdi olan her şeyi düzeltebilirim. Bir hatırlasam ilk hamleyi! O patlama sesini hatırlıyorum. Sonra olanları ayıramıyorum. Herşey üst üste binmiş. Önce sonraya karışmış. Okul başladı, İstanbul’a döndüm. Sık sık kaldığım odadaki aynada yüzüme baktığımı hatırlıyorum. Uzun uzun.

Saliha artık kendine gel!

Uzun sürmedi. Kısa bir süre sonra annemin evde, babamın yanında olduğunu düşünmeye başladım. Öldüğünü unuttum. Güldüm. Katıla katıla güldüm.

Saliha boş ver geçmişi. Sil her şeyi.

Olmuyor Rüya. Öyle bir yere geldim ki, yönümü bulamıyorum. Bak sen dünyanın öteki ucuna düştün, dönüp de gelebiliyor musun?

Sana bir sevgili lâzım!

Olmuyor işte. Kaç kere denedim. Biliyorsun…o zaman ellerim titriyor.

Babam da aynı şeyi söyleyip duruyor. Arada bir buluşup yemek yiyoruz. Yalnız insan kendi kendinin kurdu olur, diyor. Yaşlandı artık. Karısı da geliyor. Annemden altı ay sonra Gül Abla'yla evlendi. Olanları anlamam için büyümem gerekti. Otuz yaşıma geldiğimde yeniden sordum;

Baba bizim evde tabanca yoktu. Annem nerden buldu?

Biliyorum bir şey yapmama gerek yok. Annem evin dışına adımını atmazken bile o silah başka bir şehirden gelip onu buldu. Belki tek yaptığı niyetlenmekti. Aklından geçirmek ve çok istemek. Annem ölmeyi seçmiş. Ben de aşkı istesem. Kaçmasam. Daha ilk günden çenesi düşen zihnim bir sussa! Her bir nöronum, bu da bir kadının peşinden uçup gidecek, diye bütün hücrelerimi uyarmasa. Bıraksam ellerimi titrese! Aşk beni bulabilir mi?

Elden ele dolaşarak annemin avucuna nasıl konmuş!

Herkese Allah baban gibi bir eş versin Saliha. Sen de benim kadar mutlu ol inşallah, demişti annem. Lisedeydim. Babam davadan davaya koşturuyordu. Gül Abla'yla da bu arada tanışmışlar. Belki de ilk olay buydu.

Silahı ben getirmiştim Saliha. Sadece birkaç gün için. Götürecektim.…

Mecburdum kızım. Gül Ablanı sivil polisler izliyordu. Onu korumak için...

Ya Gül Abla neden bu şehre geldi baba? Daha önce adımını atmadığı, adını bile ancak bir yerde görünce hatırlayacağı bu şehirde ne işi vardı?

Ne işi varmış Saliha?

Kocasını yakalamışlar Rüya. Ev basılmadan tam bir saat önce Gül Abla kaçmış. Ankara'dan buraya gelmiş. Özellikle bilinmediği için, kıyıda bucakta kalmış diye burayı seçmiş. İzini silmek istemiş. Gelir gelmez de boşanma davasını babama vermiş.

Biliyor musun, babamın bu davayı almasıyla benim sevebilme gücüm arasında bir bağ olduğuna inanıyorum.

Gül Abla’nın neden silahı varmış?

Kocasınınmış.

Kocası kimmiş ki baba?... O adamı öyle sık düşünüyorum ki! Hapisten çoktan çıkmıştır. Sokaklarda, başka şehirlerde göz göze geldiğim bütün adamların o olabileceği ihtimalinden kurtulamıyorum. Zihnimde bir sahne var. Bir fotoğraf. Yüzünü bilmediğim bir adamı görebiliyorum. Siyah saçlarını, bıyıklarını. Belki de sarışındır bilmiyorum. Üstüne bol parkasını. Bir bankta oturuyor. Güneşli ama ayaz bir gün. Elinde duruyor. Parmaklarının arasında parlıyor. İyice kavramış. Daha güzel bir geleceğe inanıyor, yüzünden belli. Uğraşmak için gücünü ellerinde görüyor. Avuçlarının içinde. Annemi bilmiyor. Hiç tanımayacak.

Ben de onu. Ama ellerim bu adam yüzünden titriyor Rüya. Dikilitaş’ın Istanbul’da ne işi var? Peki, sen orada kimlere değdiğini biliyor musun? Gecemizle gündüzümüzün bile denk düşmediği orada.

 

Özlem Akıncı Pazartesi, 31 Ocak 2011 tarihinden beri altZine'dedir.



Yazarın altZine'deki diğer işleri için tıklayın:

altZine'de Gelecek Tema!

altZine'de bir sonraki tema: "Diş". Diş temalı çalışmalarınızı 30 Mayıs 2012 tarihine kadar tema@altzine.net adresine gönderebilirsiniz: altTema

gelecek_tema_metamorfoz


takip edin: 1061260918 677166248 rss
177180262
British Council Türkiye: Genç Yaratıcı Girişimciler için Dijital Yayıncılık Semineri ve Eğitimi
Reklam
altKitap için tıklayın
Reklam
fmag bilgi için tıklayın
Reklam