Problem çıkarmam gerek diye düşünüyordum, yoksa hayalet gibi yine kimse görmeyecek beni. Oysa öyle bir istediğim yok ki... Ne çevremle ne kendimle ilgili. Kuaförüm bile bana çok tatlısınız dedi. Herkese söylediğinden farklıydı hem de, ciddiyim. Fırlatılmıştım sadece. Kim tarafından bilmiyorum. Bilmediğim bir yere yuvarlanıp şaşkın gözlerle üstümdeki tozları silkelemeye çalışıyordum. Umurumda olan tek şey ağzıma gözüme giren mavi otlardı. Sanırım küçük dikenler de batmıştı muhtelif yerlerime. Çıkartmaya çalıştım ama deniz kestanesi gibilerdi. Zeytinyağı bulmalıydım. Bir parça pamukla dikenlerin üzerine bastırıp çıkarmaya çalışmalıydım. Denizden gelmemiştim oysa. Evet tek düşündüğüm buydu, zeytinyağı. Kafamı kaldırıp etrafıma baktım. Bir iskelede olduğum doğruydu. Tahta, çarpık çurpuk sıralanmış, en ufak rüzgarda kendini denize bırakmaya hazır bir iskeleydi. İntiharın eşiğindeydi. Onu kurtaracak halim yoktu. Zeytinyağı. Güneş öyle vuruyordu ki dikenlerin acısını neredeyse unutuyordum. İsteğimi sesli dile getirmiş olmalıyım. Birtakım kahkahalar duydum. Tam kafamın arkasından geliyordu. İskelenin tahtası ayak tabanlarımı gıcıklandırıyordu. Parmak uçlarımı tahtaların arasına geçirip biraz olsun dişlerimdeki sasılığı gidermeye çalıştım. Kahkahalar artıyordu. Ama ben bunların kafamın içindeki sesler olduğundan emindim. Yine de yavaşça kafamı çevirdim. Kendimden emin olmak istedim. Ensemde de bir diken vardı ki hafifçe gıdıkladı beni. Zeytinyağı. İrkildim. Onlarca insan çocuk, yaşlı, genç, orta yaşlı, kadın, erkek, zengin, fakir hepsi bana bakıyordu. Ne var, zeytinyağı var mı? Gülüyorlardı. Canımın yanmasına gülmeleri zoruma gitti ama ben yine de anlamaya çalışıyordum. Şaşkınlığım seslerini artırdı. Deli misiniz, zeytinyağı yok mu dedim. Kim oldukları beni ilgilendirmiyordu. Beni benden başka kim görebilir ki? Sen dedim, orta yaşlı bir adamı gösterdim, hamile değilsen şu kıçını keselim, en azından kuyruk yağınla bileğimdeki dikeni çıkarırım. Tekrar güldüler. Acı içindeyim ben, kimse görmüyor. Cebimden bozukluk çıkardım, hey çocuk, hadi git bana bulduğun ilk yerden biraz zeytinyağı al dedim. Elimdekiler midyeymiş meğer, yaşlı bir kadın neredeyse ölüyordu gülmekten. Teyze gebereceksin, bari bir kuruş ver de dilimdeki dikeni söküp atayım dedim, bayıldı. Herkes başına üşüştü. Sonra kızdılar bana. Homurdandılar. Kadını kaldırıp açık bir alana taşıdılar. Zeytinyağı dedim. Artık kimse gülmüyordu. Zaten çok anlamsızdı. Manasızca gülmektense dikenlerimle yaşarım daha iyi dedim. Beni boğmaya kalktılar. İskeleden denize ittiler. Sonra kafama havlu sardı kuaför, yıkama bitti, buyurun diye koltuğuma oturttu. Aynadan gülümsüyordu. Zeytinyağı var mı? dedim. Şaşkın şaşkın yok dedi. Çantamdan çıkarıp şirketin numunelerinden birini verdim. Birinci kalitedir, sadece salataya kullanın.






