Süpürge

e-Posta Yazdır PDF

“Kolay gelsin.”

“Sağ ol.”

Süpürmeye devam etti. Hantal bedenini kımıldatıyor sürekli. Süpürgenin telleri aşınıyor. Şu köşeyi de süpüreyim. Bu kadar kirletmek de özel bir çaba ister. Sonra gelsin kolaylar. Süpürmeyi sürdürüyor. Merdivenden iniyorlar.

“Kolay gelsin.”

"Sağ ol.”

Şimdi, toplumsal ilişkiler ağına bir delik de biz eklemiş mi olduk. Komşuluk görevini yerine getirmenin iç huzuru. Ev işleri yaparak da çok güzel kilo veriliyormuş. Geçenlerde bir dergi yazıyor. Hemen uygulamaya geçirmeli.

Bedeni şimdi daha ahenkli çalışıyor. Süpürüyor, ama süpürmek için değil.  Süpürgeyi her seferinde sağa sola dörder kere fazla sallasam iki ayın sonunda çakı gibi olurum. Daha da salınmaya başladı. Bir yandan da bakınıyor: asıl amacımız anlaşılmasın. Eyvah, iki kişilik ayak sesi.

“Merhaba, selam, nasılsınız. Kolay gelsin. İyi günler.”

İki gencin, onun yanından geçme süresine bu kadarı sığdı. Ama örneğin süpürgenin sapı daha uzun olsa, araya bir de “çocuklar nasıl” gelebilirdi.

“Teşekkürler, sağ ol.”

Duymadılar ki.

“Bir gün vereceğim ellerine süpürsünler.”

Çiklet kâğıtları, çikolata paketleri, kola kutuları, kırık ampul, üzüm çöpü, yırtılmış buruşmuş fişler. Hepsi süpürgenin tellerine takılıyor. Her seferinde eğilip alıyor, gidiyor çöpe atıyor.

“Bel kalmadı eğile eğile.”

“Kolay gelsin Selma Abla.”

“Sağ ol.”

Bir kararsızlık oldu.

“Nasıl gidiyor işler.”

Hangileri? Süpürme işleri mi?

“İyidir, ne olsun.”

“Evet. Hadi iyi günler.”

“İyi günler, sağ ol.”

iliyorsun madem, ne söylüyorsun. Hem bir sohbet kurma gereksinimi duyuyor, hem de söyleyecek bir şeyi yok. Sussa darılır mıyım.

“E, ‘Ne saygısızlık,’ deniyor tabii.”

Yüksek sesle söylediğini fark edip kızardı. Kimseler yok.

“Oysa denmemesi gerek.”

Bir kadın merdivenlerden iniyor. Selma Abla’nın yüzüne baktı. Göz göze geldiler. Kadın hiçbir şey söylemeden geçti. Deminki sözlerini anımsadı.

“E hoş karşılanmıyor ama…”

İçinden, “Kolay gelsin, demedi hiç değilse,” diye sürdürdü. Baktı, kolay gelsinlerden hep aynı yeri süpürüyor. Burası tertemiz oldu yeter. Koridorun dış kapıya yakın kısmına doğru seğirtti. Orada daha farklı çöpler var. Sigara izmaritleri, sigara paketleri, boş bir çakmak.

"Doldurtsa ya bunu. Hepsini aynı kişi atmış belli.”

Kâğıt mendil.

“Bir kere de kendiniz alın yerden. Düşerken görmüyor musunuz sanki.”

“Selma, bir bakıversene.”

Selma, bakmaya gitti. Mavi gömleği nereye koymuş. En alt çekmecede ya işte. Her seferinde soruyorsun. Yazık değil mi bana. Bir kere de kendiniz bulun.

Süpürgeye döndü. Bu kez dışardan gelen bir grup var. Şimdi hepsine tek tek yanıt…

“İyi günler çocuklar. Asansör bozuk, merdivenden çıkıverin bir zahmet. Yöneticiye haber verdik, en geç yarın öğlene olurmuş.”

“Sağ ol Selma Abla. İyi günler.”

Onun arkadaşlarından bir kız:

“Kolay gelsin,” dedi.      

Hayır, yapma. O kadar sözü niye sarf ettik. Sırf o tümceyi duymayalım diye. Kız şimdi gözüme girdi sanmıştır. Böyle öğretmişler, böyle diyecek.

“Bu ne?”

Fatura. Eğildi, aldı. Daire numarasına baktı. Posta kutusuna attı.

“Postacının işini bile bize yaptırıyorlar artık.”

Gazoz kapağı, sararmış üç beş yaprak, mavi bir çorap teki.

“Bu ne arıyor. İnsaf artık.”

Kuru temizleme reklamı, halı yıkama reklamı, haşere ilaçlama reklamı. Eğildi aldı.

Halı yıkamayla ilgili olanını beline sıkıştırdı. Öbürlerini çöpe attı.Yerine döndü. Biri gelmiş, yanında duruyor.

“Kolay gelsin.”

Demeyin şöyle. Yeni bir cümle bulun. Aynı işi görsün. Ama başka türlü olsun. 

Hâlâ izliyor. Ne bakıyorsun, desem, çok mu ters kaçar.

“Ne oldu, birini mi aradınız?”

“Yok.”

Utanıp geri döner gibi oldu. Sonra yine yaklaştı.

“Bir adres soracaktım da.”

“Buyrun.”

Sordu. O da tarif etti. Tam gidecek. Arkasından seslendi.

“Ben de bir şey rica etsem…”

“Buyrun.”

“Şunu azıcık tutar mısınız?”

Süpürgeyi verdi. Tutuyor eğreti.

“Benim yerime süpürür müsünüz, bir iki dakika. Hemen geliyorum.”

Anlamadı. Sapı hâlâ tutuyor. Eğreti.

“Bak yavrum, şöyle süpüreceksin.”

Sapı kaptı, bir iki salladı.

“Bak, böyle. Yavaş yavaş, fazla bükmeden.”

Duruyor.

“Hadi evladım, teyzenin hatırını kırma.”

Araya hatır gönül işleri giriyor. Oğlan kıramaz ki.

“Peki teyze.”

Teyze olmanın forsu ancak burada mı geçecekti. Hafif hafif sallamaya başladı sapı.

Teyze merdivenlere doğru yürüdü. Birkaç basamak çıktı. O sırada ışık söndü.

“Oğlum ışığı yakıversene.”

Oğlu ışığı yaktı. Bakıyor.

“Devam et sen. Ben geliyorum.”

Süpürüyor. Teyze beş basamak daha çıktı. Sonra döndü inmeye başladı. Oğlanın yanına geldi.

“Kolay gelsin,” dedi.

“Sağ ol.”

Sonra oğlan başını kaldırıp teyzeye baktı. Anlayamadı.

“Ver yavrum.”

Sapı oğlanın elinden aldı. Süpürmeye devam etti.

 

Özge Baykan Pazar, 14 Mart 2010 tarihinden beri altZine'dedir.



Yazarın altZine'deki diğer işleri için tıklayın:

altZine'de Gelecek Tema!

altZine'de bir sonraki tema: "Diş". Diş temalı çalışmalarınızı 30 Mayıs 2012 tarihine kadar tema@altzine.net adresine gönderebilirsiniz: altTema

gelecek_tema_metamorfoz


takip edin: 1061260918 677166248 rss
177180262
British Council Türkiye: Genç Yaratıcı Girişimciler için Dijital Yayıncılık Semineri ve Eğitimi
Reklam
altKitap için tıklayın
Reklam
fmag bilgi için tıklayın
Reklam